Arap baharından kalanlar

Arap Baharı diye adlandırılan olayın üzerinden neredeyse dokuz yıl geçmek üzeredir. Arap Baharının olumlu sonuçlandığı tek istisnai ülke Tunus’tur. Orada iç savaş yaşanmadan, halkın beklentilerini kısmen de olsa karşılayan bir yönetim değişikliği yaşandı. Bin Ali tiranlığı yıkıldı. Yapılan özgür seçimlerle kimlerin iktidar olacağı tayin edilmektedir.

Arap Baharının üç kötü örneğinden birisi Mısır oldu. Hüsnü Mübarek tiranlığının yerini Sisi tiranlığı aldı. On binlerce insan sokaklarda katledildi. Seyyid Kutub’un “İslam ülkelerinin orduları, sadece kendi halklarını ezmek için oluşturulmuştur” sözü Mısır’da bir kere daha doğrulanmış oldu.

Arap Baharı’nın faciayla biten ikinci örneği Libya oldu. Başarılı ve neredeyse bütün halk kesimlerinin katıldığı bir halk devrimi ile tiran Kaddafi devrilmişken, ABD ve müttefiklerinin kurguladığı iç savaş Libya’yı harabeye çevirdi. Ancak bir yabancı işgali ile olabilecek bütün felaketler Libya’da ortaya çıktı. Bugün Libya’da iki ayrı hükümet ve onlara bağlı silahlı güçlerin kıya sıya iç savaşı devam etmektedir. Yakın bir zamanda Libya’da iç huzuru ve barışı görmek pek muhtemel görünmüyor.

Arap Baharı’nın en feci üçüncü örneği ise Suriye’dir. Aslında Suriye’de muhalif direnişçiler 2013/2014’de büyük başarılar elde etmişti. Ancak bu başarılar bir sonuç getiremedi. Bir defa direnişçiler kendi aralarında birlik sağlayamadılar. Bazı muhalifler ise Suriye’nin kuzey doğu bölgesini hızla işgal eden IŞİD’in tarafına geçti. Suriye Devrimi için bu önemli bir felaket oldu.

İkinci felaket ise Rusya’nın 2015’te fiilen Suriye’ye yerleşerek muhaliflere karşı askeri operasyonlara başlaması oldu. Suriye’de IŞİD işgalinden önce bir Fars işgali vardı. Ancak Farslar uluslar arası siyasi dengelerdeki zayıflıkları nedeniyle Rusya’yı da bu işgale ortak ettiler. Neredeyse tükenmiş olan Suriye/Baas ordusu ile yapılan hava destekli operasyonlar muhalifler için büyük kayıplara neden oldu.

Suriye’deki Arap Baharını faciaya çeviren üçüncü önemli olay ise ülkenin kuzeyinde yer alan Afrin-Ayn-el Arap ve Haseki adlı şehirlerin İran ve Suriye ittifakı tarafından savaşsız bir şekilde PKK’ya teslim edilmesi ile başladı. Bütün bu olaylar Suriye’de yaşanırken, ABD 81 ülkenin katılımı ile “Suriye’nin Dostları” adlı toplantılar yaparak tarafları bir güzel uyutmuştu. ABD, 2015’ten itibaren PKK’ya açıktan destek vererek, Suriye Hükümetinin PKK’ya bıraktığı üç şehrin arasında kalan bölgeyi işgale başladı.

Suriye Devrimi ile ülke fiilen, Fars-Rus işgal bölgesi, ABD-PKK işgal bölgesi ve IŞİD işgal bölgesi diye üç işgal bölgesine ayrıldı. Türkiye ise muhaliflerin ihtiyacı olan askeri desteği zamanında ve yeteri kadar vermedi. Muhaliflerin askeri bakımdan gerilemesinde bu önemli bir hata oldu. Türkiye’nin güney sınırı neredeyse bütünüyle ABD-PKK işgali ile çevrelenmek üzere iken ancak Ağustos 2016’da adına Fırat Kalkanı denilen askeri operasyon ile IŞİD işgalindeki Halep’in bazı kuzey ilçelerinde denetim sağlamış oldu.

Bu süre içinde Türkiye’de bir Suriyeli Mülteci sorunu muhalefet partilerinin kışkırtması ile giderek büyüdü ve iktidarın aleyhine kullanıldı. Suriyeli mülteciler ise sadece Suriye Hükümetinin saldırıları sonunda değil ona ilaveten IŞİD ve PKK işgalleri sonunda Türkiye’ye göç etmek zorunda kalanlardı. Mültecilerin Türkiye’ye yığılmasından, muhalefet çevreleri, Esat-IŞİD ve PKK’yı değil de daha çok Ak Parti’yi sorumlu tutmaya devam ettiler.

Türkiye’nin PKK işgalindeki Kuzey Suriye’ye muhtemel askeri operasyonu öncesinde medyada haber olan Güvenli Bölge haritalarına bakılırsa, bu bölge PKK için güvenli olmaya devam edecektir. Elbette bu haberlerin ne ölçüde doğru olduğu, kesinleşip kesinleşmediği henüz açıklığa kavuşmuş değildir. ABD’nin uzun zamandan beri yatırım yapıp koruyup kolladığı, binlerce tırlık askeri malzeme ile donattığı PKK’lıları gözden çıkarmasını beklemek gerçekçi değildir.

Münbiç örneği göstermiştir ki ABD ile yapılan anlaşmanın, ABD için bağlayıcılığı yoktur. Türkiye için bağlayıcı olabilir. O halde ABD ile yapıldığı haberleştirilen söz konusu anlaşmayı, sorunu çözecek bir anlaşma olarak görmek doğru değildir. ABD Başkanı Trump’ın bile söylediklerini sıkça unuttuğu ya da öyle göründüğü Suriye konusunda, ABD ile varıldığı söylenen bir anlaşmaya bel bağlamak iyimserliğin ötesinde bir yanlıştır.

Suriye’nin kuzeyine Türkiye’nin muhtemel askeri operasyonu ile Türkiye sınırının PKK tarafından çevrelenmesi gibi bir tehdit nedeni ortadan kalkacaktır. Otuz kırk km’lik derinlikte ve Türkiye’nin denetiminde ki bölgeye Suriyeli mültecilerin geri dönüşü mümkün olacaktır. Belki de bunun tek şartı M4 adlı Kamışlı-Halep arasındaki karayoluna kadar Türkiye denetiminin olmasıdır. Bunun dışında son günlerde haber olduğu şekliyle oluşacak bir bölge “PKK’nın güvenli bölgesi” olacaktır. Türkiye’nin güney sınırındaki terör tehdidini ve mültecilerin oraya geri dönüşlerini asla temin edecek özellikte değildir.

Pek çok konuda ABD’nin “stratejik müttefik” adıyla Türkiye’ye yaptığı kötülüklerin tecrübesine fazlası ile sahip olan Türk makamlarının güvenli bölge konusunda eski yanlışları tekrarlamayacakları umulur. O bölgede Türkiye’nin denetimi, Türkiye’yi terör tehdidi ve mülteci akınından kurtaracağı gibi Suriye Devrimi için de önemli bir zemin oluşturabilir. Yeniden kurulacak Suriye’de Türkiye’nin de tayin edici rolü genişleyecektir.

İlginizi Çekebilir

Afrin’de yetim çocuklar için şenlik düzenlendi

Suriye’nin kuzeybatısındaki Afrin ilçesinde İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından 350 yetim çocuk için yaza veda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir