BAROLARIN SAVAŞI

Baro kelimesi Türkçeye, Fransızcadaki Barreau’dan geçmiştir.TDK sözlüğüne göre Baro: “Bir şehir veya bölge avukatlarının bağlı olduğu meslek kuruluşudur.” Yani bir çeşit avukat sendikası ya da avukat derneği gibi bir meslek kuruluşudur. Elbette avukatların mesleki haklarını savunur, dayanışmalarını temin eder. Avukatlık da bağımsız yargı için özellikle savunma hakkı için son derece önemli bir meslektir.

Baro, İngiltere’de 700, Fransa’da 600 yıllık bir geçmişe sahip olmasına karşılık Türkiye’de ancak 141 yıllık bir geçmişi bulunmaktadır. 20 Mart 1878’de “Mehakim-i Nizamiye ve Dava Vekilleri Hakkındaki Nizamnameye” bağlı olarak kurulmuştur. O dönemde avukat yerine dava vekili deyimi kullanılmıştır. Latince kökenli advocatus kelimesi İtalyanca da avvocato şeklinde söylenirken aşağı yukarı aynı biçimde, avukat diye Türkçe geçmiştir.

Avukatların görevlerini yapacakları mahkemelerde, nizamnamede belirtildiği gibi Şer’i Mahkemeler değil Nizami mahkemeler olmuştur. Baronun kuruluş zamanının da II. Abdülhamid’in padişahlık dönemine denk gelmesi dikkat çekici olmalıdır.

Osmanlı döneminde, ülkede faaliyet gösteren bütün avukatları içine alan baro benzeri bir kuruluş yoktur. Her avukat kendi adına mesleğini sürdürmüştür. 1934’de İzmir’de toplanan “avukatlar kongresinde” bir baronun kuruluşu kararlaştırılmış ise de 1938’de yürürlüğe giren 3499 sayılı avukatlık yasası ile baronun kuruluşuna izin verilmemiştir.

1950 ve 1960’lı yıllarda çeşitli şehirlerden gelen avukat temsilcilerinin yaptıkları toplantılarda baronun kurulması ortak bir karar olarak ilan edilmiş ise de Türkiye Barolar Birliği adıyla bütün avukatları içine alan bir baronun kurulması ancak 7 Temmuz 1969’da 1136 sayılı avukatlık kanunu ile kurulabilmiştir. Sonradan çıkarılan 4667 sayılı kanun ile 1136 sayılı kanunun yaklaşık 90 maddesi değiştirilmiştir. Barolar Birliğinin kuruluşu hakkındaki kanunun neredeyse bütün maddeleri avukatlık mesleği hakkındadır. Barolar Birliğinin görev ve yetkileri arasında asla siyaset yapmak, siyasi taraf olmak, bir siyasi iktidara karşı ya da siyasi partilere karşı muhalefet etmek, karşı siyaset yapmak yer almamıştır.

Türkiye’de her yıl Eylül ayı başında adli yıl açılış törenleri yapılmaktadır. Bu törenleri düzenleme yetkisi ise yüksek yargı organlarını temsilen Yargıtay Başkanlığına verilmiştir. İlan edilen takvime göre 2 Eylül 2019’da Cumhurbaşkanlığı Kongre ve Kültür Sarayı denilen binasında bu yılın açılış töreninin yapılacağı duyurulmuştur. İşte bu duyurunun ardından aralarında İstanbul, İzmir, Adana vb illerde solumsu hiziplerin hegemonyasının olduğu barolar bu yıl yapılacak olan törenlere katılmayacaklarını ilan etmişlerdir.

Niçin katılmadıkları hakkında Ankara ve İstanbul baroları adına yapılan açıklama öğretici bir içeriğe sahiptir: “Savunmanın yeni adli yılını tarafı kendinden menkul siyasi iktidara ait bir mekanda karşılaması ise siyasi tahakkümün bir saray çatısı altında bizzat hukukçular tarafından yeniden üretilmesidir. Bu sebeple avukatların, hakimlerin ve savcıların siyasi iktidara ait modası önceki yüz yılda geçmiş saray çatıları altında adli yılı karşıladığı, alkış tuttuğu ve edilecek bağımsızlık söylemlerinin bizzat bu alkışın tutulduğu mekanca çürütüleceği bir adli yıl açılışı törenin bulunmamayı bir tercih değil kutsal mesleğimizin ettiğimiz yeminle üzerimize yüklediği bir görev olarak görüyoruz.”

Görüldüğü gibi Ankara Barosu, avukatlık yasasını çiğneyerek siyaset yapmaktadır. Halkın % 52’sinin oyu ile seçilmiş bir iktidarı ve onun Cumhurbaşkanını “tarafı kendinden menkul” gibi nitelendirmelerle aşağılamaya çalışmıştır. Aslında burada hedef edilen, halkın seçme hakkıdır. Halkın seçiminin yok sayılmasıdır. Bir meslek kuruluşu, Türkiye’de halkın seçtiği iktidarı böyle aşağılama yok sayma hakkına sahip olabilir mi?

Ankara Barosu temsilcileri, adli yıl açılış töreni için siyasi iktidarın sarayıdır diyerek boykot edeceklerini “kutsal görevleri” arasında bilirken yeni adli yıl için bir tören yapmayacaklar mıdır? Elbette yapacaklardır. Peki Cumhurbaşkanlığı Külliye binasını, siyasi iktidarı temsil ediyor diyerek gidilemez gören Ankara Barosu törenini nerede yapacaktır?

“Ancak belirtilmelidir ki bu ülke üzerinde yaşayan, sesi kısılmaya çalışıldıkça direnen, yeni adli yılı saray çatıları altında değil modern ve laik cumhuriyeti borçlu olduğumuz Atamızın huzurunda karşılayacak olan avukatlarda vardır ve sonsuza kadar var olacaktır.”

Özgür seçimlerin yapıldığı Türkiye’de halkın özgür iradesiyle tayin edilen siyasi iktidara karşı bu şekilde meydan okumayı kutsal görevi bilenler, törenlerini tek parti döneminin lideri için tesis edilen yerde yapacaklarını ilan ederek demokrasi, ulusal egemenlik konusunda içlerinde sakladıkları kötü niyetlerini açığa vurmuşlardır. Baroların kuruluşuna izin verilmeyen bir dönemi, barolar özlemektedirler. Kutsamaktadırlar.

Barolarda egemen olan kafa geçen yüz yıldan kalmış tek parti dönemi özlemini kutsamaktadır. Halkın iradesini, seçimi aşağılamaktadır. Darbe dönemlerinde, darbecileri en çok alkışlayanlar, onların her türlü insan hakkını, ilgili yasaları çiğnemelerini hakları olarak görüp ululayanlarda bu sorunlu kafa yapısıdır. Bağımsız yargıyı, özgür seçimlerle oluşan iktidarlar döneminde değil, seçimlerin olmadığı, meclisin atananlardan oluştuğu dönemde aramaktadırlar. Halkın özgür iradesiyle oluşan, ulusal egemenlik içinde, demokrasi idaresi içinde bu sorunlu kafa en büyük tehdittir.

O halde siyasi iktidara düşen de barolara böyle şamata çıkarma yetkisi vermemektir. Avukatlık mesleği üzerinde baro tekelini kaldırmaktır. Tıpkı memur sendikalarında olduğu gibi barolarda da bir özgür ortam tesis etmek, isteyen herkesin istediği baroya kayıt yaptırmasını sağlamak olmalıdır. Barolar bu haliyle bağımsız yargının, savunma hakkının ve demokrasinin önünde en büyük tehdit olmuştur.

İlginizi Çekebilir

Afrin’de yetim çocuklar için şenlik düzenlendi

Suriye’nin kuzeybatısındaki Afrin ilçesinde İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından 350 yetim çocuk için yaza veda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir