Binlerce insanın meydanlarda özgürlük buluşması: Cebel

Geçtiğimiz yılın Ekim ayında, gazeteci arkadaşım Sevinç Çelebi’nin daveti ile Tanımıştım Cebeli… Ve tabii çevresindeki Kırcaali, Mestanlı, Ardino’yu…

O zamana kadar “Balkan göçmeni” olarak tanımladığımız insanların Türkiye’ye gelmezden evvel yaşadıkları ve kalanların halen yaşamaya devam ettiği toprakları, kültürü görme ve deneyimle fırsatı aklımda yeni soru işaretleri oluşturmuştu aslında: “Buraları bırakıp Kapıkule’den girerek toprağı öptüren süreçte yaşanan dramın birebir anılarında neler saklı acaba?”

1989 yılı, Bulgaristan’dan insanların topluca sınırdan giriş yaptığını tek kanal olan TRT’den izliyorduk, Naim Süleymanoğlu’nu ve Aysel’i tanıyorduk ama daha başka neler vardı?

Yaşanan zulme isyan edilen bir gün var örneğin; 19 Mayıs 1989 günü Cebel ve Balkanlar hatta Demir Perde Topluluğu olarak tanımlanan tüm Avrupa ülkeleri için ayrı bir anlam ifade ediyordu. Cebel’den ayrılırken ciğerlerimde Rodop Dağlarının temiz havası ve aklımda sorularla; “yine geleceğim” demiştim.

Bu isteğimi o kadar sık ve ısrarla tekrarlamıştım ki; bir kez daha Sevinç Çelebi ile Cebel’e uzandı yolumuz; hem de 19 Mayıs törenlerine birkaç gün kala…

Yolculuğun en güzel yanı ise Cebel Kültür ve Dayanışma Derneği yöneticileri ve üyeleri ile birlikte olmaktı.

Yolculuğun ilk saatleri benim için sessizce gözlem yapma zamanıydı; zorunlu göçle ayrıldıkları topraklarına 30 yıl sonra ilk defa gidiyor değillerdi elbette ama bu insanlar acaba ne hissediyorlar? Sınırların rahat giriş çıkışa açılması, çifte vatandaşlık hakkı kazanmaları bir nebze olsun o zamanlar gördükleri zulmü unutturmuş olabilir miydi?

Dernek Başkanı Gürçay Cem ile otobüsteki yol arkadaşım olan tün Cebellilere bu merakımı ufak ufak çıtlatmaya başladım; ne hissediyorsunuz?

Yaşananlara dair anıları dinlediğimde topluca bir tanım yapmanın gerçek duyguları ifade etmediğini anlıyorum aslında.

Bulgaristan’da doktorluk yapan bir babanın Bursa’da pazarda evinin tencerelerini sattığını, çocuklarına mısır alamadığını anlatırken halen mahcup olmasını iade edilen hiçbir hakla ödeyemezsiniz!

Ya da henüz 4 yaşındaki bir çocuğun “anne” dediğinde Türkçe konuştuğu Bulgar polisi duyacak korkusuyla azarlanmasının bedelini.

Ve Türkiye’ye girdiklerinde “Vatanınıza hoş geldiniz” sözünü bir polisten duyan başka bir çocuğun şaşkınlığını tarif edemezsiniz.

Ben yine de sorularım var aldığım cevaplarla anlatmaya çalışayım 19 Mayıs’ta yaşadıklarımı.

Cebel Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Gürçay Cem’e soruyorum; “Bizim bildiğimiz 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’dır. Ancak sizler için burada bambaşka bir anlamı daha var. Nedir sizin için önemli yapan bu günü?”

“19 Mayıs’ın önemini anlayabilmek için sadece 30 yıl geriye gitmek yeterli olmayacak. Daha evveliyatı var” diyerek söze başlayan Cem, yaşananları anılarından değil de henüz dünmüş gibi taze olarak hissediyor anlatırken: “1984 yılında Bulgarların fiilen yaptığı bir asimilasyon eylemi var. O olayların yansımasıdır, 19 Mayıs 1989… Balkanlarda öteden beri süregelen bir asimilasyon politikası vardı zaten. Bizlerin 93 harbi dediğimiz 1877-78 Osmanlı- Rus savaşından sonra Osmanlının bu topraklardan çekilmesiyle birlikte bizim Türk nüfusa karşı oluşan bir asimilasyondur bu. 500 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmanın sonucu olarak Balkanlardaki Türk varlığımızı silme hareketine başladılar. 1984 yılında da bu asimilasyon politikası Türkleri Bulgarlaştırma amacıyla devlet tarafından uygulanmaya başladı. Sindirmek; topluluğu, etnik grubu, dini oluşumu sindirmek için yapılan bir eylemdi. Bizim isimlerimizi değiştirerek Bulgarca ve Hristiyan adları kullanmamızı istediler. Yapılan tüm zulmün, baskının karşısına dikilmektir bir cevap vermektir 19 Mayıs.”

Aslında bu duruş sadece Cebel’de değil, Bulgaristan’ın tamamında sergileniyor. Ancak kıvılcımın yandığı yer Cebel: “Jivkov’a karşı Bulgar halkının da tepkisi vardı, dolayısıyla Cebel’de başlayan kıvılcım ülke geneline ve daha sonra Berlin Duvarının yıkılmasına kadar uzanan bir zincirleme hareketin öncüsü oldu.”

ÖLÜMÜZE SAYGISIZLIK EDİLMESİ, BARDAĞI TAŞIRDI

Ne oldu da 19 Mayıs 1989 günü Cebel’de Türkler ayaklandı?

“Olay tamamen spontane gelişiyor aslında, bir cenazemiz vardı, Müslümanların ve Hristiyanların aynı mezarlığa gömülmesi zorunluluğu ile karşılaşınca halk ayaklandı. Cenazede toplanan cemaat bir yürüyüş ve isyana dönüştü: isimlerimizi istiyoruz, dinimizi özgürce yaşamak istiyoruz diyerek. Köylerden insanlar Cebel’e akın etmeye başladı. 1984’te evlere girip baskınlar yapılırken Belene kamplarına gönderilen kişilerden çok kişi yaşamını kaybetti.”

Yani; ölümüze saygı gösterilmeyince dirilerimiz ayaklandı denebilir bu süreç için…

Evlere yapılan baskınları anlatıyor Gürçay Cem: “Zorunlu göçtü yaşanan, göç denemez. 1984’ten itibaren gizli toplantılar ve oluşumlar başladı. Bu örgütlerin liderleri tespit edilerek sınır dışı edildi. 31 Mayıs’ta Paris’te uluslararası insan hakları konferansı vardı ve Türklere zulmedildiğini kabul eden Bulgarlar orada bu bildiriyi açıklayacaktı. O zaman Türkleri, İsveç ya da Avusturya’ya direkt zorunlu gönderiyorlardı. Pasaport belli bir ülkeye sınır dışı edilmek üzere düzenlenmişti. Bizim evimize de gece polisler geldi, dediler 40 dakika içinde Cebel’i terk edin. Rahmetli Turgut Özal’ı o zaman radyodan duyduk, pasaportu olanlar direkt Türkiye’ye gelebilir dedi. Haziran ayında bir Pazar günüydü ve direkt Kapıkuleye yöneldik. Televizyonlarda veriyorlardı 3 bin kişi giriş yaptı 5 bin kişi giriş yaptı diye.”

ÖZAL: “İSTERSE JİVKOV DA GELSİN”

Jivkov’un “sınırları açtım, Türkler Türkiye’ye gitsin” derken olacakları hesap etmediğini hatırlatıyor Cem: “Jirkov sınırları açıyorum dediğinde kimsenin bırakıp gitmeyeceğini ve Türkiye bu kadar göçmeni alamaz diye düşündü. Ama Özal soydaşlarımıza sınırlarımızı sonuna kadar açıyorum, isterse Jivkov da gelsin demişti. Dedik ki bizi sırtımızdaki elbiselerimizle bırakın çantamızı alıp gidelim. Bulgar hükümeti inanamadı. Yemek yerken sofrayı bırakıp alıp götürüyorlardı. 40 dakikada cebeli terk edeceksiniz diyor. Elimizden tüm diplomalarımız alındı, ehliyetlerimiz, belgelerimiz alınmadan pasaport vermediler. Türkiye’ye gittiğimizde eğitim durumumuzu mesleğimizi belgeleme imkanımız yoktu. Bulgaristan’ın hiçbir bölgesinde bu yapılmadı, Cebel’de kıvılcım yandığı için bize daha fazla baskı yaptılar.”

19 MAYIS TÖRENLERİ NE ZAMAN BAŞLADI?

1989’daki zorunlu göç sonrası ne zaman 19 Mayıs Cebel Günü olarak anma ve kutlamalara sahne oluyor merak ediyorum; aradan 5 yıl geçince 1994’ten sonra anma törenleri başlamış: “Demokrasiye geçildikten sonra Belediye Başkanı Bahri Ömer tarafından ilan edildi. 25 yılın 19 Mayıslarını değerlendirirsek insanların ilk coşkuyla geldiği söylenemez belki; olayın taze ve anıların sıcak olması, coşku ve hırsı dinamik tutuyordu, artık tabii yıllar geçti ve tepkiler de sakinleşti. Ancak katılım sayısı, insan yoğunluğu olarak bakarsak evet, ilk yıllardaki kadar kalabalık olamaya çalışıyoruz. Sadece Türkiye’nin illerinden değil farklı ülkelerden de geliyorlar.”

Gürçay Cem’in bu sözünü Cebel meydanında insanlarla sohbet ederek de doğruluyorum; binlerce kişi Cebel’deler, sanki hiç gitmemiş gibi, hemen yarın geliverecek gibi…

BALGÖÇ AMİRAL GEMİDİR

Bursa’daki göçmen nüfusun çoğunun Cebelli olmasıyla kurulan derneğin amaçlarını anlatıyor Başkan: “STK olarak 1985 yılında BALGÖÇ kuruldu. Bizim buradaki varlığımızı muhafaza etmek için kuruldu. Bizim derneğimiz BALGÖÇ’ten sonra kurulan yöresel derneklerden biridir. Bursa’da kendi içimizde yardımlaşma için kendiliğinden doğan bir dernektir. Komünist parti döneminde büyüdüğümüz için dernekleşme konusunda bocalayabiliyoruz. 16 yıl önce kuruldu. Cebellilerin etkin olmasından dolayı bir araya geldik. Şemsiyenin tepe örgütü BALGÖÇ’tür, bizim asıl misyonumuz varlığımızı muhafaza etmektir. Balkanlarda varlığımız son derece önemlidir. BALGÖÇ amiral gemidir ve başkan camianın başkanı olmalıdır. Köylerimizde erzak dağıtıyoruz. Sıkıntısı olana destek olmaya çalışıyoruz. İş adamları dernekleri ve STK’lar birlik içinde beraber hareket etmeli.”

YILDIRIM BELEDİYESİ KARDEŞİNİN YALNIZ BIRAKMADI

Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Yıldırım’ın kardeş şehri olan Bulgaristan’ın Kırcaali iline bağlı Cebel ilçesini ziyaret etti. 1984-1989 döneminde Bulgaristan’daki Jivkov rejimi tarafından soydaşlara uygulanan baskı ve zulümlere karşı Bulgaristan Türklerinin direnişinin simgesi olan ‘19 Mayıs 1989 Cebel Direnişi’nin 30’uncu yıl dönümü anma törenine katılan Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, “Çağdaş dünya tarihinin en önemli olaylarından birisi Berlin Duvarı’nın dolayısı ile Demirperde’nin yıkılmasıdır. İşte Bu zulüm duvarından ilk tuğla 19 Mayıs 1989’da Cebel’de soydaşlarımızın direnişi ile söküldü. Soydaşlarımızın isimlerini, dillerini ve dinlerini korumak için gösterdikleri direniş, bu belde de dirilişe dönüştü. Bundan dolayı burada soydaşlarımızın başlattığı mücadele kendileri için olduğu kadar demokrasi ve insanlık için de çok büyük öneme sahiptir. Bugün bir taraftan o günleri yad edip, bunu gerçekleştirenleri rahmet ve minnetle anarken, soydaşlarımızın Özgürlük Günü’nü de kutluyoruz” dedi.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da kardeş şehir Yıldırım’ı yanlarında görmekten dolayı mutlu olduklarını belirten Cebel Belediye Başkanı Bahri Ömer ise, “Yıldırım, bizim ilk kardeş şehrimiz. Bu kardeşlik, kağıt üstünde bir formalite kardeşliği değildir. Biz ilk günden itibaren gerçek kardeş gibiyiz. Yıldırım Belediyesi her zaman yanımızda oldu” şeklinde konuştu. Ziyarette Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’a belediye başkan yardımcıları Ali Mollasalih ve Servet Hocaoğulları da eşlik etti.

BU TOPRAKLARDA FUTBOL SADECE SPOR DEĞİL

19 Mayıs törenlerinde her yıl merakla beklenen önemli bir futbol karşılaşması da var; 1987 yılında Varna’da Bulgaristan Şampiyonu olma gururunu yaşayan Cebelspor veteranlar, 1989’da zorla bıraktırılan topraklarında yeniden top koşturuyor. Cebelspor’un eski futbolcusu, takımının uzun yıllar kaptanlığını yapmış ve Balkanların Maradona’sı lakabıyla bilinen Cebel’in efsane futbolcusu Bedri Cebelli, bu karşılaşmalarda Cebel’de kalanlar ve ayrılmak zorunda kalanların aynı sahada bir araya geldiklerini anlatıyor.

 

İlginizi Çekebilir

‘Bursa siyahı’nın yolculuğu başladı

Uzun raf ömrü, iri dış görüntüsü ve tadıyla dünyanın en kaliteli inciri kabul edilen ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir