Dilin, kimliğin olsun!

Fincanımda, ıhlamurun baygın tadı ve alttan gelen hafif nane aroması ile adı “çay” olan lezzetli fakat alışkanlıklarımı karşılamaya yetmediği halde yine de yetinmenin ötesinde bir keyif sunan sıcak bitkisel içeceğimden bir yudum almıştım ki; masayı servise hazırlayan genç adamın sorduklarıma cevap vermek için uzun süre düşünmesine rağmen kısa ve tedirgin yanıtlar verdiğini fark ettim…

Ben adını hatırlayamadığım bitki çayı için bu kadar çok sözcükle tanımlar sıralarken, Cebel’deki genç adamın gelecek hedeflerine dair uzun uzun düşünerek seçtiği sözcükleri tedirginlikle söylemesinin iki nedeni olabilirdi; belki onun için sohbeti keyifli bir yabancı değildim belki de…

Belki de değil, tam anlamıyla ne yazık ki genç arkadaşım doğru sözcüklerin neler olduğunu bulamıyordu.

Sonbaharda Bursa’dan bir gazeteci grubu olarak (ki gezimiz üzerine hazırladığımız yazı dizileri ayrıca çok ilgi görmüştü) meslektaşımız Sevinç Çelebi’nin organize ettiği Cebel merkezli gezimizde dikkatimi çekmişti; genç soydaşlarımız ana dilimizde kendilerini ifade etmekte sıkıntı yaşıyorlardı.

Cebel’e gitmeden evvel Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Dr. Kader Özlem ile bir söyleşi yapmıştım ve kendisi bu konunun önemli bir sorun olduğunu anlatmıştı. Özlem ile yaptığımız söyleşiyi yaşayarak gözlemleme imkanı sağlayan programımız esnasında ekibimize rehberlik eden fotoğraf sanatçısı-araştırmacı Reyhan Mustafa Ferad ve gazeteci-Türk Dil uzmanı İsmail İbrahim Köseömer’le bu konu üzerine sohbet etme şansımız olmuştu. Her iki meslektaşımın da dikkat çekici bilgiler paylaştığı sorunumuzu Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Kader Özlem, “21 Şubat Uluslararası Ana Dil Günü” nedeniyle yaptığı açıklamada bir kez daha gündeme getirdi.

Özlem açıklamasına tarihi bir tanımla başlıyor: “21 Şubat” günü 2000 yılında UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) tarafından “Uluslararası Ana Dil Günü” ilan edilmiştir. Milli kültürün korunması ve yaşatılması konusunda başat unsur olan Anadilimiz Türkçe, sadece ülkemiz için değil, Misak-ı Milli sınırları dışında kalmış olan Türk azınlıklarımızın kimliklerini korumalarında da hayati bir görev üstlenmektedir.”

Kader Özlem’in açıklamasını şu nedenle önemli buluyorum; kendisi yasal olarak sıkıntı görülmediği halde hayatın akışında yolunda gitmeyen haklar üzerinde duruyor; “Bulgaristan’da Türkçeyi ana dil olarak ders alma konusunda yasal bir sorun gözükmese de serbest seçmeli ders olarak statüsünün en alt seviyeye indirildiği, Türkçeyi seçen öğrencilerin sağlıklı bir eğitim imkânının sunulmadığı, Türkçe ders kitaplarının 1992’den beri güncellenmediği ve bölgeye tarafımızca kitap gönderimi konusunda bürokratik sorunların çıkarıldığı dikkat çekmektedir. Bulgaristan nüfusunun yüzde 10’unu oluşturan AB üyesi bir ülkede Türkçe dersi alan öğrenci sayısının 5 bin civarında olması konunun ulaştığı acı tabloyu göstermektedir.  Aynı şekilde Türkçe basın-yayın konusunda da muazzam bir yetersizlik kendisini göstermektedir.”

Çok önemli bir noktayı hemen tekrar edeyim istiyorum, “Türkçeyi seçen öğrencilerin sağlıklı bir eğitim imkânının sunulmadığı, Türkçe ders kitaplarının 1992’den beri güncellenmediği ve bölgeye tarafımızca kitap gönderimi konusunda bürokratik sorunların çıkarıldığı dikkat çekmektedir.”

“Batı Trakya’daki soydaşlarımızın karşılaştığı öğretmen sıkıntısı ve SÖPA faktörü ana dil olarak Türkçemizin öğretiminde sorunlara yol açmaktadır. Ders kitabı eksiği kendini göstermese de öğretmen eksikliği bu sorunu derinleştirmektedir.” diyen Kader Özlem, açıklamasında Makedonya, Kosova ve Romanya’da yaşanan sorunlara dair de şu bilgilere yer veriyor: “Kuzey Makedonya’da Ohri Çerçeve Anlaşması’nın halen yürürlükte olduğu dikkate alındığında, Makedon devletinin soydaşlarımıza sunmakla mükellef olduğu hizmetlerin aksadığı dikkat çekmektedir. Doğu Makedonya’da soydaşlarımızın durumu bu bağlamda içler acısıdır. Hâlihazırda Türkçe eğitim yapan okullarda, öğretmen eksikliğiyle doğru orantılı olarak, Türkçe ders materyalleri konusunda da noksanlıklar kendisini göstermektedir. Türkçe basın-yayın konusunda ise arzu edilen seviyede olunmadığı açıktır.

Kosova’daki durumda da belli başlı sorunlar yaşanmaktadır. Kosova’nın bağımsızlık sürecine en fazla katkıda bulunan etnik gruplardan biri olan Türk azınlığın ana dili, Kosova Anayasası’nın 5. maddesinde resmi dil statüsünde kabul edilmemiş; onun yerine, yerel yönetimler düzeyinde kullanılabilecek resmi diller statüsünde yer almıştır. Hatırlamak lazımdır ki Türkçe Kosova’nın ulusal düzeyde kullanılan resmi dillerinden biriydi. UNMİK’te görev yapan Bernard Kouchner döneminden kalma bu uygulamanın kalıcı hale gelmiş olması üzüntü vericidir.

Romanya’da da ana dilde eğitim konusunda belli sorunlar mevcuttur. Azınlık mensupları tarafından Türkçe derslere gösterilen ilginin yeterli seviyede olmadığı görülürken, eğitim kurumlarının sayısının azlığı da başlı başına bir meseledir.”

Tabloyu önümüze koyduğumuzda Balkanlarda yaşayan soydaşımızın anadil konusunda, Türkçemizi konuşmakta, yaşamakta sorunlar yaşadığı apaçık görülmekte. Başkan Kader Özlem, “Türkçe’nin statü sorunu, Türkçe öğretmen ve ders materyalleri eksiklikleri, velilerdeki duyarsızlık gibi hususlara, kamuoyumuzun ilgisizliği eklenince Balkanlar’da Türkçe’nin geleceğine ilişkin ümitli olamadığımız açıktır. Dolayısıyla konuya ilişkin acil girişimlerde bulunulması elzemdir.” diyor.

Peki neler yapmalıyız?

Federasyon ve Balkan göçmenleri görevlerini yerine getirirken, dil bağımızı korumayı sorumluluk olarak gören bizler, kendini fahri Balkanlı görenler kimliğimizi geleceğe taşımak için neler yapmalıyız?

Var aklımda bir şeyler; neden olmasın ki…

Taşları ve oturtulacak yerleri tespit ettikten sonra yeni satırlarda anlaşabilmek üzere…

İlginizi Çekebilir

Hazine Bakanlığı’ndan Reuters’a sert tepki: Türkiye ekonomisini doğrudan hedef alıyor

Hazine ve Maliye Bakanlığınca, Bakan Berat Albayrak’ın açıkladığı İleri, Verimli, Milli Endüstri (İVME) Finansman Paketine ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir