Dünya devi olma mucizesi

Dünya devi olarak sayabileceğimiz hemen hemen tüm ülkelerin karanlık bir geçmişi var. ABD dediğimiz zaman Kızılderililere yönelik soykırım girişimleri kendileri tarafından da kabul edilmiş durumda. İngiltere’ye baktığımızda, bugünkü büyüklüklerini ve zenginliklerini atalarının sömürgecilik politikalarına borçlu olduklarını kim reddedebilir? Ayı şekilde Fransa da tarih boyunca sömürgecilik faaliyetleriyle Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden biri olmuş durumda. Fakat dünya tarihinde yalnızca başka ülkelerin kaynaklarını çalan, başka ülkelerin insanlarının emeklerini sömüren devletler büyümedi.

Bir ülke var ki, teknoloji ve gelişimi yakalayarak yoktan var oldu desek yeridir. Evet Güney Kore’den bahsediyorum. 1950 yılında Çin ve Sovyetler birliğinin desteklediği Kuzey Kore ve Birleşmiş Milletler destekli Güney Kore tam 3 yıl boyunca savaştılar. Sovyetler Birliğine karşı NATO’ya katılma amacı güden dönemin Türkiye’si de Güney Kore’ye asker gönderdi ve 3 yıllık savaşın sonunda Güney Kore yoksullukla boğuşmak zorunda kaldı. GDP verileri sıfırı gösteren –ki bunun anlamı ülkede gelişim düzeyi sıfır- Güney Kore nasıl oldu da bugün dünyanın en büyük 11. ekonomisi oldu? 20. yüzyılda kağıt üzerinde de olsa geride kalmış sömürgeciliğe sarılamayacağına göre ne yapmalıydı bu ülke?

Kaynaklara göre bir Afrika ülkesi kadar yokluk çeken Güney Kore, ABD’nin öncülük ettiği 39 ülkenin yardımlarıyla hayata tutundu ancak Güney Kore’yi bugünkü konumuna taşıyan elbette bu yardımlar değildi. İşte 62 yılda dipten zirveye çıkış; Han Nehri’nin Mucizesi… 1960’lı yılların başında ülkede kişi başına düşen milli gelir 80 dolar, aynı yıllarda Afrika ülkesi olan Gana’da ise kişi başı milli gelir 180 dolar ve Türkiye’de o sıra kişi başı milli gelir 360 dolar. Bu rakamlardan Güney Kore’nin zamanında ne derece acınacak durumda olduğunu görebilirsiniz. Genellikle ve çok zayıf bir şekilde sadece işlenmemiş ürünler ihraç edebilen ülke ‘dipsiz kuyu’ olarak adlandırılıyordu.

Bugün ABD’li şirket Apple’nin en büyük rakibi olan Güney Koreli Samsung, o günlerde yalnızca balık, sebze ve meyve ihraç edebiliyordu. Sonra ancak mucizeyle açıklanabilecek gelişimin mimarı darbeyle başa geçti. Evet kim derdi ki dünya devi olmanın yolu darbeden geçsin ancak Güney Kore tarihi için bu böyle olmuş. General Park- Chung Hee, 1961 yılındaki darbenin ardından sivilleşerek yönetimi ele aldı. Sonraki yıllarda da art arda 3 seçimi kazandı. Peki bir kişi bir ülkenin kaderini nasıl değiştirdi? 1973 yılında Başkan Park, Ağır ve Kimyasal Sanayileşme Programını başlattı. İlk çelik fabrikası ve ilk modern tersane o yıllarda üretime başladı.

Büyük ölçüde ithal edilmiş parçalar kullanılarak ilk yerli tasarım otomobiller o sıralarda üretim hatlarından çıktı… Geçmişte meyve sebze ihracatçısı olan Samsung, 1974 yılında Korea Semiconductor adlı şirketin yarısını satın alarak yarı-iletken endüstrisine girdiğinde elbette hiç kimse tarafından ciddiye alınmamıştı. 1977’ye kadar renkli TV bile üretemeyen Samsung, 1983’te kendi çiplerini tasarlamaya başladı… Sanayinin gelişme göstereceği alanları tek tek planlayan Park- Chung Hee yönetimi, elektronik, makine, kimya ve diğer ileri endüstrilerde yeni firmaların kurulmasına öncülük etti ve bir anlamda bu firmaların üretim yapacakları alanlar devlet tarafından planlandı.

Başkan Park, kişi başı milli geliri 80 dolardan 1.000 dolara çıkarmayı hedeflediğinde herkesçe hayal olarak görüldüyse de 1974 ile 1979 yılları arasında kişi başına düşen gelir beş kattan fazla arttı ve Park’a başlangıçta hayal denilen kişi başına 1.000 dolar gelir hedefine öngörülenden dört yıl önce erişildi. 1970’lerin başında 1.5milyar dolar civarında olan ihracat 1980’e gelmeden 15 milyar dolar sınırını aştı.

Bu süreçte ülkede elbette bir yerli malı seferberliği de vardı. Güney Koreliler yabancı marka sigara içenleri dahi vatan haini ilan edecek düzeyde yerli malı kullanımını benimsemiş, ithalatın minimum seviyede tutulması için üstün çaba göstermişlerdi. Tabii burada devlet politikası da ithalatı ağır vergilerle önleme yolunu izliyordu. İthalata karşı uygulanan yasakçı ve sıkı politikalar dönemin halkını belki biraz sıkmış olsa da o dönemde ne kadar başarılı bir strateji izlendiğini bugün net bir şekilde görebiliriz. Zira 1980’lerin başına kadar Ekvador ve Kosta Rika’ya eşit düzeyde bir orta gelir ülkesi iken bugün artık satın alma gücüne göre 1.7 trilyon dolara varan ekonomik büyüklüğe sahip olan Güney Kore ihracatı, bugün Türkiye’nin 2023 hedefi olan 500 milyar dolara dayandı bile.

Zamanında yardım elimize muhtaç olan ülkenin 60 yıl gibi kısa bir sürede ekonomide ve teknolojide böyle şahlanması gerçekten mucizeden başka neyle açıklanabilir bilmiyorum. Ancak bu gelişim hikayesinde görüyorum ki büyümek üretmekle ve ürettiğini kullanmakla oluyor. Fakat ne yazık ki Türkiye’de yerli markaları kendi adıma söylemek gerekirse savunamam. Sebebi ise elbette kötü bir tecrübe ve aynı zamanda sevgili babamın mezuniyet hediyesi olarak bana seçtiği yerli marka telefon. Satışa sunulduğu ilk ay, babamın gerçekten yerli olduğu için tercih ettiği Venüs Z 20 model telefonumu ilk haftasında servise göndermek zorunda kalmıştım ve ardından geçen 3 ay içinde 3 kere daha servise göndermiş defalarca değişim talep etmeme rağmen olumlu yanıt alamamıştım. Aynı iş yerinde çalıştığım arkadaşım Huawei telefonunda yaşadığı sıkıntının ardından kendisine aynı hafta içinde yeni bir cihaz gönderilmişti.

Hal böyle olunca yabancı şirketlerin ürününün arkasında durduğunu görüyorum. Ancak yerli malı diye milli duygularla satın aldığımız telefonun şirketi, bizi tabiri caizse kazıklamaktan başka ne yaptı bilemiyorum. Dolayısıyla aslında kesinlikle yerli malı kullanmalıyız fakat şuan ki yerli mallarını değil. Öncelikle üreticilerin daha az maliyetle daha fazla para kazanmak mantığından çıkıp daha kaliteli ürünler üretmeye odaklanması gerek. Kendi milletini kandırmaya çalışan hiçbir marka küresel ekonomide adından söz ettirecek mertebeye erişemez. Dolaysıyla öncelikle üreticiler kendilerine gelip kaliteli ürün üretmeli, sonrasında bizler de onları tercih etmeliyiz. BTSO Başkanı İbrahim Burkay’ın da dediği gibi, tüm dünyanın kullanmaktan vazgeçemeyeceği ve henüz üretilmemiş bir teknoloji üretmek zorundayız yani kendi mucizemizi oluşturmalıyız. Bunun içinse küçük hesapları bırakıp büyük rakiplere karşı oynamalıyız.

Üreticilerimiz bu bilince ulaşıncaya kadar sanırım ben de Samsung’tan vazgeçmeyeceğim. Gönül rahatlığıyla tercih edebileceğimiz yerli markaları görebilmek dileğiyle.

İlginizi Çekebilir

Sel mağduru esnafa müjdeyi Bakan Varank verdi

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank, “Cumhurbaşkanımızın talimatıyla sel felaketinden etkilenen Eminönü esnafına, 100 bin liraya ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir