Faşizmin ayak sesleri

Günümüz Türkiye’sinde Suriyeli mültecilere itiraz etmek, onların dönmesini istemek, onlara iş, ev verilmemesini istemek, onlara yapılan yardımların kesilmesini istemek, bazı siyasi partilerde öne çıkmanın, haber olmanın bir aracı haline gelmiştir. Geçmişte Balkanlarda, Kafkaslar, hatta Anadolu’nun içinde doğudan batıya, batıdan doğuya göç etmek zorunda bırakılmış, bu göçler esnasında, salgın hastalıklar nedeniyle milyonlarcası hayatını kaybetmiş bir milletin bir kesimi şimdi, Suriyelilere karşı, Amerika’daki beyazların siyahlara karşı yaptığı türden bir ayırımcılığı hiç utanmadan tekrar etmektedirler.

Hatırlamak lazımdır ki Suriye’de iç savaşı Türkiye’ye başlatmadı. Arap baharının doğal bir uzantısı olarak Suriye’de baskıcı, azınlık diktatörlüğüne karşı başlayan sokak gösterilerinin kanla bastırılması için İran ve Rusya’nın Baas Partisi tiranlığına verdiği destek zamanla iç savaşa dönüştü. Dokuz yıla yakın bir zamandan beri bu iç savaş devam etmektedir. Suriye bir enkaz yığınına çevrildi. Milyondan fazla insan katledildi. Ölenlerin birkaç katı yaralandı, sakatlandı. Akdeniz Suriyeliler için devasa bir mezarlığa dönüştü. Nüfusun yarısı komşu ülkelere göç etti. Bu göçün en fazla yapıldığı ülke ise Suriye’nin kuzey komşusu Türkiye oldu.

Milyonlarca insanın canını kurtarmak için Türkiye’ye sığınmasını Türkiye’de muhalefet çevreleri, iktidarın bir yanlışı olarak görmektedir. Suriye’de kalıp diktatörlüğe karşı savaşanlara terörist diyen muhalefet, mülteci olarak Türkiye’ye sığınanlara ise “vatanlarını savunmadan, kaçan korkaklar” diye aşağılamaktadır. Özetle muhalefetimize göre Suriye’de kalanlar teröristtir, Türkiye’ye gelenler ise korkak ve haindirler.

Suriyeli sığınmacılara karşı düşmanlık etmek için İyi Parti ve CHP ise bir yarışın içindedirler. İçinde Suriyelilerin olduğu olumsuz haberleri her gün çoğaltarak bunu bir hükümet aleyhtarlığına karşı, Araplara karşı düşmanlığın, ırkçılığın aracı olarak kullanmaktadırlar. Hiçbir toplumun bütün üyeleri topluca iyi ya da kötü olmaz. Her toplumun iyileri, kötüleri olur. Sorumluluklarını yerine getirenler, getirmeyenler olur. Bu kural elbette Suriyeliler için de geçerlidir.

Ancak Suriye’de yaşanan büyük insani felaketi her bakımdan fırsata dönüştürmeye uğraşanlar da vardır. Ev özelliği taşımayan yerlerini, on katı fiyatla onlara kiraya verenler, onları ucuza ve çoğu kere sigortasız çalıştıranlar, bir yarış içindedirler.

CHP’den Bursa Mudanya Bld Başkanı seçilen adında da Hayri kelimesinin olduğu kişi, kıyı yağmacılığının, talancılığının çirkin örneklerini vermişken, boş bulduğu köşe başlarına Atatürk Posterleri astırarak ve Suriyeli sığınmacılara düşmanlık ederek bunları örtmeye çalışmaktadır. Suriyeliler nedeniyle, ulusal basında da haber olmaktadır. Geçen hafta aldığı bir karar ile Mudanya sahilinde Suriyelilerin denize girmesini yasakladı. “Ya bize uyacaklar ya da geldikleri ülkelerine geri dönecekler. Kendi insanlarımızın rahatsız edilmesine izin vermem” diyerek medyada yer almayı başardı. Kendisini Marmara Denizi’nin sahibi gören kibrini açıkladı. Daha önce Bolu Belediye Başkanının Suriyelilere yapılan yardımı, seçildikten hemen sonra kesmiş olduğu hatırlanırsa, meselenin “Suriyelilerin bize uymamaları ya da bizi rahatsız etmeleri” olmadığı teslim edilecektir. Bu ilkel anlayış ile İzmir Alaçatı’da Haşemalı bir hanım da ücretini ödemesine rağmen plajdan çıkarılmıştı. Yirmi yıl önce Türkiye’de başı örtülü hanımlar devlet binalarına, okulların bahçelerine bile alınmazdı.

Bir ile ya da ilçeye belediye başkanı seçilmiş olmayı CHP’li adaylar, oranın sahibi olmak gibi görüyorlar. Gerçi seçilmeden de sahibi gibi davrandıkları söylenebilir. Ancak bir yere belediye başkanı olmak kişiyi bütün yasal yükümlülüklerden ve temel insanlık kurallarından uzaklaştırır mı? Görünen odur ki değinilen belediye başkanları için kendilerini sınırlayan bir yasa da insanlık kuralı da yoktur.

Hatırlanmalıdır ki Antalya Gazipaşa Kaymakamı Ali Sakar, 3621 Sayılı Kıyı kanununun 5. maddesine göre “kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır” diyerek Belediye meclisi tarafından Suriyeli sığınmacıların denize girmesini yasaklayan kararını engellemiştir. CHP’li belediye başkanları zaten bir seçilmiş kral gibi, burası benimdir bana da ilk genel başkanımdan kalmıştır havasındadırlar. Hiçbir kurala bağlı kalmadıkları da bilinmektedir. Demek ki Mudanya’da da böyle bir kaymakam olsaydı CHP’nin Bld Bşk unvanlı kişi Baas Partili ya da Nazi Partisi temsilcisi gibi davranamazdı. Maalesef Mudanya’da bir kaymakamın olmadığı anlaşılmaktadır.

Türkiye’de CHP’nin Baas Partisine en yakın parti olduğu bilinmektedir. CHP’nin söz konusu Araplar olunca Nazi Partisini mumla aratacak ölçüde faşist bir renge büründüğü de bilinmektedir. CHP sömürgecilerin hayat tarzı dışındaki bütün anlayışlara düşman olduğunu bu olay nedeniyle bir kere daha göstermiştir. Demek ki kazara iktidara gelseler, Türkiye bir hafta içinde 1920’lerin 1930’ların Türkiye’sine geri dönecektir.

Suriye’nin kendisi Türkiye için giderek ağırlaşan bir sorun olduğu gibi Türkiye’deki sığınmacılarda sorun olmaya başlamıştır. Türkiye bugün Suriye’de aldığı inisiyatif ile denetim alanını genişleterek mümkün olan en kısa zamanda bu sığınmacıların oraya dönmesini temin etmez böylece İran ve Rusya’nın Suriye’nin nüfus yapısını değiştirme çabalarına engel olmaz ise sığınmacılar sorunu yakın gelecekte Türkiye’de siyasetin temel meselesi olmaya devam edecektir.

 

İlginizi Çekebilir

İTSO’dan üyelerine İNTERMOB 2019 gezisi

 İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası (İTSO), 12-16 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 22. Uluslararası Mobilya ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir