Görüyor musunuz prangalarınızı?

İnsanlık tarihinin en karanlık olgularından biridir kölelik. Bir insanın diğerini malı haline getirerek iliklerine kadar sömürdüğü bu olgu, elbette insanlığın ilk çağlarından beri süre gelmedi. Avcı-toplayıcı toplulukların ya da kendine yetecek kadar yetiştiren kesimin bir köleye ihtiyacı yoktu. Ne zaman ki üretim, daha fazla iş gücüne ihtiyaç duyacak şekilde arttı işte o zaman insanlar bedava denecek kadar az maliyetli istihdam arayışına girdiler. Takriben 15. yüzyılda Portekiz’de ortaya çıktığı düşünülen kölelik, tarihte ilk Antik Yunan’da yaygınlaşarak toplumun temel bir sınıfı haline gelmiş. Tabii diğer toplumlar da ‘bizim neyimiz eksik’ dercesine insanları farklı yöntemlerle köle ilan ederek karın tokluğuna ağır şartlarda çalıştırmışlardı.

Savaşta tutsak edilmek, bir suç nedeniyle cezalandırılmak, borcunu ödeyememek ya da köle ana babadan dünyaya gelmek, köle olmanın çeşitli biçimlerindendi ve kölelikten kurtulmanın tek yolu efendisi olan kişinin köleyi azat ederek özgürlüğünü geri vermesiydi. Şanslı köleler ev ve tarla işlerinde çalıştırılırken daha şanssız olanları insanları ‘eğlendirmek’ maksatlı vahşi aç hayvanlarla ya da birbirleriyle ölümüne dövüştürülürlerdi –o dönem televizyon ve saçma sapan yaz dizileri olmadığından adamlar da eğlence olarak insanları hayvanlara yem etmişler-

Sümerler ve Antik Yunan’ı kendi karanlıklarında bırakıp Avrupa’da köleliğe gelecek olursak, Avrupa için karın tokluğuna çalışan, çeşitli işkenceler gören ve hastalıktan ölen ilk köle topluluğu toprakları sömürülen Kızılderililer olmuş, madem topraklarını sömürdük iş gücünü neden sömürmeyelim ki demişler ve harekete geçmişler. Ancak biliyorsunuz ki Kızılderililerin soyu kıtadan silindi desek abartmış olmayız, öyle bir katliam. Dolayısıyla bir süre sonra Avrupa’da Kızılderili kölelerin yerini Afrikalı köleler almaya başladı –hem daha ucuz-. Tarihin her noktasında ezilen, sömürülen ve yoksun bırakılan güruh siyahiler, ayaklarına ve boyunlarına geçirilmiş prangalarla çalışıp durdular hiç tanımadıkları, bilmedikleri insanlar için. Bu arada kime ait olduğu belli olsun diye köleleri çeşitli simgeleri olan kızgın demirlerle dağladıklarını da söylemeden geçmeyelim.

Sonuç olarak 18. yüzyılın sonlarından itibaren yavaş yavaş yasaklanan ve 19. yüzyılda tamamen biten/bittiği söylenen kölelik, eski çağların karanlık lekelerinden biri olarak anılıyor şimdilerde. Fakat bugünümüze baktığımda görüyorum ki kölelik bitmedi yalnızca biçim değiştirdi. 21. yüzyılda kimse kimsenin gücünü ya da emeğini zorla ve işkence ederek sömüremez, kanunlar var. Ama dünya üzerindeki küçük bir kesim, geri kalan tüm insanları yine ‘karın tokluğuna’ -ki kendilerine günümüzde asgari ücret deniyor- çalıştırıyor. “Bunu geçmiş dönemin köleliğiyle karşılaştıramayız zira günümüzde insanlar evet asgari ücretle çalışıyor ama gönüllüler yani kimse kimseyi zorlamıyor çalış diye” gibi bir tepkiyle karşılaşacakmışım gibi geldi.

Eski çağlarda köleler 3 prangaya vurulurdu, ikisi ayaklarında biri boynunda. Tabii daha insancıl şartlarda yaşayan köleler de vardı ama genel durum bu şekilde. Modern zamanın köleleri bizlerin ise görünmez prangaları var. Eğitim masrafları, sağlık masrafları, yiyecek ve giyecek masrafları, kredi kartı masrafları. Tüm bunlar elimizi kolumuzu bağlayan ve her geçen gün zamlarla bizi daha fazla sıkan hatta boğan prangalarımız. Nasıl olur da çalışmayız? İki sene önce ortanca kardeşime aldığım üniversiteye hazırlık kitabı 30-45 lira arasındayken bugün küçük kardeşime aldığım üniversiteye hazırlık kitabı 70-80 lira ayarında. Bir de o kadar çok işsiz var ki hal böyle olunca karın tokluğuna çalışıp minnet duymamız bekleniyor. Eski kölelik sisteminde zenginler için fiziki olarak zorla çalıştırılan ve prangaları demirden siyahiler varken yeni kölelik sisteminde, siyah beyaz ayırmaksınız büyük bir çoğunluk 3-5 zenginin daha zengin olması için yukarıda saydığım ‘görünmeyen’ prangalara vurulmuş çalıştırılıyor.

Bu bizim fiziki köleliğimiz, iş gücümüzün sömürüldüğü. Ancak modern zamanın ne büyük silahı bilgi. Yani kimde daha fazla bilgi varsa en çok parayı o kazanır. Buna big data diyoruz ve kölesi olduğumuz sosyal medya mecralarıyla en sevdiğimiz evcil hayvanın adından tutun da o akşam ne yediğimize, nerede kaldığımıza dek en gereksiz ve en gerekli tüm bilgileri bu mecraların arkasında gittikçe zenginleşen bireylerin ceplerine dolduruyoruz. Onlar da bu bilgileri alıp ayıklayıp –veri madenciliği- belirli bir meblağ karşılığında satıyor ve yanlışlıkla sızdırmışız diyerek işin içinden sıyrılıyorlar. Bu açıklamayı yapmalarının sebebi de biz bilgilerimizi onlara seve seve verirken onların bu bilgileri üçüncü kişilerle paylaşmasına üstün körü kızışımızdan gelir. Facebook defalarca ve yüz binlerce insanın kişisel verilerini üçüncü kişilere sızdırdı, kaç kişi Facebook kullanmaktan vazgeçti? Yüz binlerce kişi arasından illaki sağlam tepki koyan bir iki kişi çıkmıştır ancak daha fazlası değil. Neden biliyor musunuz? Çünkü sosyal medyaya da bizi bağlayan görünmez prangalarımız var. Kopmamıza asla izin vermeyen, bizi eğlendiriyormuş gibi görünürken tüm bilgilerimizi sömürüp reklam şirketlerine satan… Ve bizler bu çarktan kurtulmanın gönüllüsü değiliz. Instagram beğeni sayısı dolayısıyla kafayı yemiş millet biraz olsun kendini toparlar belki diye beğeni sayısını görünmez kılıp, yalnızca fotoğraf yüklemeye odaklanılması amacıyla Kanada’da pilot uygulama başlattı ve bunu ilerleyen günlerde 5 ülkeye daha yayacağını açıkladı. İşte çalışma konusunda mecbur ve gönülsüz olduğumuz köleliğin, burada nasıl bir biçim değiştirdiğini görebiliriz zira insanlar çıldırmış bir şekilde eğer beğeni sayısını kaldırırsa Instagram’ı sileceklerini söyleyerek uygulamanın geliştiricilerine meydan okudular.

Gariptir ki Facebook defalarca kişisel verileri sızdırdığında FacebookDELETE tagı açmayan yığınla insan, Instagram beğeni sayısını kaldırmasın diye InstagramDELET tagı ile uygulamaya gözdağı verdi. Bu durumda sosyal medya modern zamanın afyonu ve bizler de onun kölesiyiz desem çok mu abartmış olurum? Sanmıyorum zira sosyal medya uğuruna yaşayan gençler tanıyorum sayıları hiç de az değil. Sosyal medyada popüler diye spor yapan, daha fazla like alıyor diye aslında hiç hazzetmediği avokadoyu sabah kahvaltısında önce fotoğrafını çekip uygulamaya yüklemek suretiyle gelen beğenileri izleyerek yiyen. Antik Yunan’da köleler zenginleri daha da zengin etmek için çalışırdı modern dünyada sosyal medyanın köleleri de uygulamaların ardındaki isimleri daha da zengin etmek için yaşıyor. Sabah uyanınca ilk yaptığımız sosyal medya bildirimlerini kontrol etmek, gece uyumadan önce son yaptığımız Instagram’da yemek videosu izlemekken hala görmüyor muyuz ayağımızdaki prangaları?

 

İlginizi Çekebilir

Özhaseki CHP’ye sert çıktı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki, CHP’li belediyelerde işten çıkarmalar yaşandığını belirterek “İdeolojik takıntı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir