İskandidav kadınlarının kabusu: Cinsel saldırı

Modern dünya masalı olarak hepimizin huzur ve güven ortamına imrendiğimiz İskandinav Ülkeleri Danimarka, Finlandiya, Norveç ve İsveç’e dair geçtiğimiz hafta Anadolu Ajansı tarafından yayınlanan haber, buzdağının görünmeyen yüzünü adeta ortaya koydu.

Aslında bu rapor benim için bir sürpriz değil sadece bildiğim bir bilginin açıklaması niteliğinde oldu.

Anlayış Basın Yayın olarak, gazetemiz dışında 5. Sayısını hazırlamaya başladığımız bir de eğitim dergimiz var; Derin Maarif. 15 Eylül 2018’de ilk sayısını yayınladığımızda dergimizin dosya konusunu “Finlandiya rüyasından uyanma zamanı” başlığıyla hazırlamıştım. Bu konuyu araştırmam için ilham veren ise; Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un henüz bakan olmadan evvel söylediği birkaç cümle olmuştu: “Finlandiya’da kadınlar şiddet ve cinsel saldırı mağduru, alkol ve madde bağımlılığı artıyor, çocuk yaşta mutsuzluk ve intihar oranları artıyor. Bu nasıl bir eğitim başarısıdır?”

Bu söz üzerine hazırladığım dosyada Finlandiya’nın çok da mutlu ve huzurlu çocuklar yetiştirmediğini, zıddı prensiple eğitim veren ülkelerde de başarının elde edildiğini anlatmıştım. Akademisyenlerin tezlerinden alıntılar yapan dosyamız hem eğitimciler hem de İskandinav huzuruna inananlar tarafından epey eleştirilmişti.

Anadolu Ajansında yer alan “buz dağının görünmeyen yüzü” durumundaki İskandinav ülkelerinin bilinmeyen yönlerini anlatan habere dönecek olursak; haber metni Uluslararası Af Örgütü’nün dört İskandinav ülkesi Danimarka, Finlandiya, Norveç ve İsveç’teki cinsel saldırılar ve faillerin yargılanmasına ilişkin bir raporuna dayanıyor.

Rapora göre, her yıl Finlandiya’da yaklaşık 50 bin kadın tecavüz dahil cinsel şiddete maruz kalırken, 2017 yılında tecavüzden dolayı sadece 209 mahkumiyet kararı verildi.

“Değişim zamanı: İskandinav ülkelerindeki tecavüz mağdurları için adalet” adlı raporda, hatalı yasalar, yaygın zararlı inanışlar ve toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının bu ülkelerdeki tecavüzcülere bir dokunulmazlık verdiği ifadeleri dikkat çekiyor. Yani bizler baktığımızda suç oranının az olduğunu görüyoruz çünkü adalet mekanizmasında suçlayıcı ve cezalandırıcı bir sistem işlemiyor.

İskandinav ülkelerinin de imzaladığı İstanbul Sözleşmesine göre, tecavüz ve cinsel nitelikteki tüm rıza dışı eylemlerin suç olarak sınıflandırılması gerektiği, ancak Finlandiya, Norveç ve Danimarka’daki yasalarda, “rıza dışı olması” temeline dayanan bir tecavüz tanımı bulunmuyor. Mağdurun yaşadığı şok hali “rıza gösterdi” olarak yorumlanıyor.

“Saldırıya rıza gösterme” kalıbı dünya hukuk sisteminin ardına sığındığı bir mazeret sanırım. Ortada “zarar” varsa eğer “rıza” söz konusu olabilir mi? Kişinin kendine zarar vermesi, intihara meyletmesi ve bunu eyleme dönüştürmesi kabul edilemezken, psikolojik tedavi süreci ya da davranışın sürekliliği halinde yargı aşaması devreye giriyorken; başkasının kişiye zarar vermesi durumunda “tamam, rızasıyla zarar görmeyi kabul etmiştir” demek mümkün müdür? Nasıl ki; kendine zarar verme noktasında kişinin akli melekeleri ve psikolojisine dair kuşkular devreye giriyorsa, aynı kişinin başkasının zararına rızası nasıl olur da sorgulanmaz?

İskandinav ülkelerine dair açıklanan rakamlara dönecek olursak raporda şu bilgilere yer verilmiş:

Finlandiya’da her yıl yaklaşık 50 bin kadın tecavüz dahil cinsel şiddete maruz kalıyor. 2017 yılında tecavüzden dolayı sadece 209 mahkumiyet kararı verildi. Mağduriyetini yargıya taşıyan kadınların yaşadıkları mahkeme sürecinde stresli ve damgalayıcı bir dönemden geçmesi ise onlaa şunu düşündürüyor: “Duruşmada düşündüm ve avukatıma, ‘bunun (süreç) böyle olacağını bilseydim, asla tecavüzü bildirmezdim’ dedim.”

İsveç’teki yüksek tecavüz oranlarına rağmen, 2017 yılındaki vakaların sadece yüzde 6’sı kovuşturmaya tabi tutuldu. Korkunç olan yanlardan biri de, İsveç toplumunun 10’da biri mağdurun kışkırtıcı davranışları olduğunu düşünüyor. Yani, İsveç’te de bir kadın saldırıya uğradığında “O saatte orada ne işi vardı? O da öyle giyinmeseydi?” diyen bir toplumla karşı karşıya kalabiliyor. İsveç mahallelerinde de elalem örgütlenmesi hafife alınmayacak düzeyde.

Norveç’te ise cinsel şiddete maruz kalan kadınlar, polise şikayetçi olmakta ya da tıbbi tedavi almakta zorluklarla karşılaşıyorlar. İşlenen suçların çoğunda saldırganlar büyük kentlere eğitim için gelen öğrenciler ve mahkeme aşamasına gelindiğinde “aptalca hatalar yapmış eğitimli düzgün genç” olarak hoş görülebiliyor. İyi hal uygulaması Norveç fiyortlarında da oldukça yaygın bir inisiyatif anlaşılan.

Danimarka’da 2017 yılında tecavüz veya tecavüz girişimine maruz kalan 24 bin kadından sadece 890’u polise şikayette bulundu. Bunlardan 535’i kovuşturulurken, yalnızca 94’ü mahkumiyetle sonuçlandı.

Toplum baskısını, saldırganın şiddeti takıntı haline getirmesinden endişe duymayı, ifşa edilip suçlanmayı göze alıp polise, yargıya, tıbbi yardıma başvuran kadınlar ne oluyor peki?

Hiçbir şey!

Buradaki hiçbir şey; “başlarına hiçbir şey gelmiyor” anlamında değil, “onlar için hiçbir şey yapılmıyor” anlamında…

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo, cinsiyet eşitliği açısından ilk sıralarda yer alan İskandinav ülkelerinin şok edici derecede yüksek tecavüz oranlarına sahip olmasının bir çelişki olduğunu belirtiyor.

Pazartesi sendromundan daha büyük bir sıkıntıyla haftaya başlamanıza sebep olduğunu düşündüğüm yazımı, Anadolu Ajansı’nın da haberini bitirdiği şu cümlelerle tamamlayayım: “Damgalanma ve adalet sistemine duyulan güvensizliğin, çoğu zaman kadınların ve kızların saldırıları rapor etmemesine yol açtığına dikkati çeken Naidoo, ayrıca mağdurların adalet arayışlarında sık sık yüzüstü bırakılmalarına vurgu yaparak, kurumsal ve sosyal değişime, kanun değişikliğinden çok daha fazla ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi.”

İlginizi Çekebilir

YÜZDE KAÇ?

ertuğrul yazmış; “Türkiye artık yüzde 99’u müslüman olan ülke değil” Başlığı aynen iktibas ettim. Dikkatinizi ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir