İsterlerse gelip Hatay’ı alabilirler!

Yine yoğun, hararetli günler geçiriyoruz ülke ve bölge olarak. Ne yazık ki enerjimizi iç politika da İstanbul seçimlerine harcıyor, eritiyoruz. Elbette, ülkemizin ve hatta dünyanın en önemli şehirlerinden olan İstanbul ve seçimleri önemli bir konu herkes için. Şöyle ki; Napolyon‘un ifadesiyle “dünya bir tek ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu”. Böyle bir şehirden bahsediyoruz böyle bir şehrin seçimlerinin bu denli önemli olması kabul edilebilir bir durum. Ama başımızı kaldırıp enerjimizi ülke olarak etrafımıza harcama vakti gelmedi mi sizce de? Toplum olarak yorulmadık mı seçimlerden?

***

Geçen hafta belirtmiştim; bu yazımda Doğu Akdeniz ve bölgeden bahsedeceğimi. O yüzden önümüzdeki belki de 50 yılın en önemli başlangıç fişeği olacak Doğu Akdeniz’e dikkatlerimizi çekmekte yarar var.

Tarihler Eylül 2011’i gösterdiğinde Rumların Akdeniz’de araştırmalar yaptığını gören Türkiye’nin tek sismik araştırma gemisi “Piri Reis” KKTC ile yapılan anlaşma gereği Akdeniz’de çalışmalar yapmaya başlamıştı. Özetle, o süreçten bugüne Türkiye, Barbaros sismik araştırma gemisi ve iki adet sondaj gemisi satın alıp millileştiriyordu. Bu süreçler adım adım ilerleyen süreçlerdi. Zaten uluslararası tepkiler de bizim Fatih sondaj gemimizi göndermemiz ve diğerini de göndereceğimizi belirttikten sonra geliyordu. Şuan sondaj için bölgede bulunan tüm sistemleri yerli olan Fatih sondaj gemisi 6.nesil bir arama gemisi ve bu sınıfta ki dünya üzerinde ki ilk 5 gemiden birisidir. İkinci gemimiz ise yakında yola çıkacak.

Doğu Akdeniz’de, Güney Kıbrıs ve Yunanistan hak ettiği alanlarda sondaj çalışmaları yapıyor. Bu alanlardaki çalışmalarda; Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan, kendine destek olarak Mısır, İsrail, AB, ABD ve hatta Rusya’yı bile ortak ediyor. Türkiye’de boş durmayarak çalışmaları Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın koordinesi ve gözleminde yapıyor. Öyle ki; Aralık ve Ocak aylarında 7 ayrı sondaj gemisine Türk donanması önleme yapmıştı. 6 farklı ülkenin gemisi olan bu sondaj gemileri Akdeniz’de Rumlar için sondaj yapacaktı. Tabi tüm bu önlemelere rağmen ABD Dış İşleri Eski Bakanı Rex Tillerson’ın şirketi Exon Mobil şirketi arama/sondaj faaliyetlerine devam ediyor.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kaynaklara erişiminin önüne engel koyulmasında birçok sebep var. Bunlardan en önemlisi elbette ekonomik sebepler. Akdeniz’de bulunan rezerv Türkiye’ye 572 yıl yetecek seviyede bir rezerv. Bu rezervin çıkarılması cari açığımızı sıfırlayacak ve enerji ihracatı yapabilecek düzeye gelebileceğimiz seviyede. Aslında Akdeniz’deki enerji pastasından payı kim alacaksa enerjide yeni söz sahibi o olacak. Rusya ise doğalgazda Avrupa’nın kendisine olan bağımlılığından ve en çok enerji ihracatı yaptığı Türkiye’nin enerjide büyük pastayı yemesini istemiyor. Her yıl ortaya çıkan cari açığımızın yüzde 80’inin enerji kaynaklı olduğunu düşünürsek Akdeniz ekonomik anlamda büyük bir pasta.

Fırtına Akdeniz’de kopacak

Bir şeyi fark ettiniz mi? Türkiye’ye olan tehditleri hep ekonomik, askeri değil. Askeri tehditleri ise “proxy” güçleri yani (vekâlet savaşları)  Türkçeye vekâlet güçler diye çevrilen güçler ile yapılıyor. Geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalına katılan İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu “Türkiye ile ilgili ciddi bir tehditle uğraşıyoruz. Epey bir mesafe de aldık. Ciddi bir tehdit. Son dönemlerde, etrafımızdaki coğrafya ile ilgili bir tehdit. Onun için herkes alarm vaziyetinde.” söyleminde bulunması bana Akdeniz’i hatırlattı. Diğer yandan ülke içerisinde yine “proxy” güçler vasıtasıyla bazı eylemlere kalkışabilirler. Zaten hedeflenen amaç Türkiye’nin iç meseleler ile meşgul olup etrafında olan bitenlere kafasını çevirememesi. Bir de tahmin etmiyorum ama bir deli cesareti ile donanmamıza veya gemilerimize yönelik bir hamle yapılabilir. Bu hamle tüm denklemleri değiştirebilir.

Elbette sıcak savaş ve/veya çatışma hiçbir ülke için fayda getirecek bir şey değildir. Ancak ilerleyen günlerde ısınan sular Türkiye’nin KKTC’yi “ilhak” etmesi ve sadece dış işlerinde Türkiye’ye bağlı bir özerkliğe sahip bir yapıya dönüştürülmesine kadar varabilir. Bu sayede Doğu Akdeniz’de Türkiye, elini güçlendirecektir. Masada olası senaryolar hazır. Herkes yakılacak küçük bir kıvılcım bekliyor. Bu yüzden de son iki ayda üç denizde de sırasıyla Mavi Vatan ve Deniz Kurdu tatbikatları Türk donanması tarafından yapılıyor. Eller tetikte. ABD uçak gemisini Akdeniz’e İran bahanesi ile getiriyor. Bununla da yetinmeyip ABD Deniz Kuvvetlerinde görevli komutanın önsözünün bulunduğu ve Amerika Deniz Enstitüsü tarafından yayınlanan bir kitapta Ege’de olası ABD – Türkiye donanma savaşı senaryoları da yazılıp, çiziliyor. ABD diğer yandan kendine bir hayalet düşman ediniyor. İran. Irak’ta ise bütün elçilik personellerini çekti. Onunla beraber birçok ülke Irak’tan ayrıldı.

Bu gelişmeler olduğu gün Türkiye, Irak ile işbirliği ve eşgüdüm anlaşmaları imzaladı. Şu bir gerçek, Türkiye ne yazık ki Akdeniz konusunda Rusya ya da ABD’den destek görmeyecek. Bir diğer yandan İngiltere’nin Türkiye ile hareket edeceğine dair yaşanan süreçler de var. Bir diğer oyun kurucu ise Çin. Çin’de ABD karşısında Türkiye yanında yer alacağı aşikar. Geçtiğimiz günlerde hem İngiltere hem de Çin ile yapılan ani görüşmeler bu teoriyi destekler nitelikte. Diğer yandan Türkiye bölgede hem Irak hem İran ve hatta bu aralar artık yüksek sesle dile getirilen Suriye rejimi ile ortak operasyonlar yapması olası. Rusya ise İdlib üzerinden Türkiye’ye gözdağı vermeye çalışıyor. Akdeniz’de ABD ve Rusya arasında denge politikası en çok bizi yaralayacak gibi duruyor. Ama içiniz rahat olsun TSK ve donanma Akdeniz’de olası tüm senaryolara hazırlıklarını yapıyor.

Ama toplumsal olarak ne kadar hazırlıklı olduğumuzu ve süreci izlediğimizi net kestiremiyorum. Olası tüm senaryoların en büyük destekçisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olması gerekiyor. Bu konuda hepimiz hem fikiriz. Ancak enerjimizi İstanbul seçimlerine harcar bir haldeyiz. Umarım daha kötü günler geldiğinde “hazırlıksız” yakalanmayız.

***

Bir gün İtalyan Büyükelçisi Ata ile görüşmek ister ve huzura kabul edilir.

O zamanın muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra, büyükelçi

“Ekselans, dün Roma ile yapmış olduğum bir görüşmede hükümetimizin Hatay’ı almak istediği kararını size iletmem söylendi” der.

Odada buz gibi bir hava eser.

Ata, büyükelçiye bir şeyler daha ikram eder ve iki dakikalığına odadan ayrılır. Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması, belinde tabancası vardır. Doğruca masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak’ın bağlanmasını ister ve Çakmak’a:

“Paşa, İtalyan dostlarımız Hatay’a gelmek istiyorlarmış. Hazır mıyız” der. Fevzi Çakmak durumu anlar ve “Biz hazırız Paşam” diye yanıtlar. Ata büyükelçiye döner ve: “Biz hazırmışız. Hükümetinize söyleyin, isterlerse gelip Hatay’ı alabilirler” der.

Kalın sağlıcakla.

(devam edecek)

İlginizi Çekebilir

İdlib’de konvoyumuza saldırı! 3 sivil hayatını kaybetti

Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, “İdlib’de 9 Numaralı Gözlem Noktası’na intikal esnasında konvoyumuza bir hava ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir