Kendini kandırma sanatı

Modern dünyanın kaçınılmaz sonucu olarak küreselleşme, ticari ve ekonomik, sosyal ve politik anlamda her ülkenin birbirini doğal olarak etkilemesine sebep olmuş ve böylece artık toplumsal değil küresel değerlerden, algılardan ve zevklerden bahseder hale gelmiş bulunmaktayız. Küreselleşme sürecini tamamlayabilmiş ülkeler yalnızca ekonomik değeri olan bir malı ya da ürünü değil kültürü, değerleri ve bakış açılarını da ihraç etmekte. Merkez ülkeler olarak nitelendirebileceğimiz gelişmiş ülkeler kültürü ve algıları ihraç ederken, çevre ülkeler diyebileceğimiz gelişmekte olan ya da gelişmemiş ülkeler bu kültür ve algıyı ithal etmiş bulunuyor. Özetle modern batılı ülkeler, kültürünü ve yaşayışını nispeten her anlamda daha zayıf ülkelere empoze ederek sadece ticari değil kültürel anlamda da tek tipliliği dayatıyor.

Bu bağlamda aslında göreceli olan ve olması gereken ‘güzellik algısı’ da gerek televizyon ürünleri gerekse sosyal medya etkileşimleriyle özellikle genç yaş grupları üzerinde tesir ederek hangi milletten olursa olsun insanlar, istenilen güzellik kalıplarına göre şekillendiriliyor. Ancak moda adı altında her yıl her sezon değişen trendleri yakalamak, yakalamaya çalışmak da insanın kendi benliğinden uzaklaşmasına sebep olabiliyor. Bunu elbette tekstil için söylemiyorum –ki aslında giyim sektörünün insanlar üzerindeki etkisine bir bakmak lazım ama konumuz bu değil- değinmek istediğim estetik modası. Eskiden sadece kadınlara yönelikmiş gibi görünen estetik bugün erkekler arasında da oldukça yaygın. Peki amaç ne? Görünmeyen bir el tarafından tüm toplumlara dayatılmış olan ‘güzellik’ kalıbına girebilmek.

DOĞAL ‘GİBİ’ OLMA ÇABASI

Estetik operasyonlar keyfe keder yapılmadığı takdirde insanın hayatını kurtaracak öneme sahiptir benim gözümde. Tek bir örnekle açıklamak gerekirse henüz 19 yaşında yaşamının baharında olan Berfin… Kendini bilmez bir cani tarafından yüzü kezzapla yakılmış ve aynalara bakamaz, sokağa çıkamaz hale getirilmişti. İşte estetik bu kadının psikolojisini ve hayatını kurtaracak. Neyse ki yetkililer Berfin’in yardım çığlığını duymuş ve duruma müdahale ederek estetik operasyon geçirmesini şartları olgunlaştırmıştı. Ancak estetik yalnızca herhangi bir sorun olduğunda değil daha çok herhangi bir sorun olmadığında başvurulan bir yöntem olduğundan büyük sorunlar doğurmakta. Açıklamak gerekirse geçmiş dönemlerde çok ince kaşlar, küçük ve kalkık burun belki biraz da dişlek olmak ve elbette büyük gözler ideal güzellik algısını oluşturuyordu.

Bugün ise daha doğal gibi görünen ama doğal olmayan düz bir burun, yine doğal gibi görünen ama dolgu işlemi uygulamak suretiyle doğallığı bozulmuş kalın kaşlar ve badem gözler makbul sayılıyor. Eskiden yapay görünen bir yapaylık herkes tarafından benimsenmişken artık doğal görünen bir yapaylık moda olduğu için 30’lu yaşlarının üzerindeki çoğu ünlü sima, bir önceki trende uyarak küçültüp kaldırttığı burnunu dolgu işlemiyle biraz daha büyük ve nispeten doğal bir görünüme büründürdü. İşin ironik kısmı kimse çıkıp “amaan boşver doğal kalalım” demiyor. Herkes bir yerlerimi yaptırayım ama doğal görünsün peşinde. Aslında isteyen isteğini yapsın demek geçiyor içimden fakat sosyal medya ve televizyonlarda göz önünde bulunan isimlerin her yaptığını sorgulamadan taklit eden genç nesil beni biraz korkutuyor. Elinde çok beğendiği ünlünün fotoğrafı ile estetik uzmanlarının kapılarında yatan gençler adına endişeliyim çünkü bu da tıpkı sigara gibi öldürebilen bir bağımlılık. Öldürebilenn demişken keşke estetik operasyon yaptırmak isteyen herkes hiç değilse gerçek bir uzmanla görüşse. Fakat operasyonu daha uygun bir fiyata yaptırmak için merdvenaltı güzellik merkezleri de sıkça tercih ediliyor ve burada operasyon yaptıranların çoğu gazete ve televizyonlarda ‘güzellik uğruna hayatı karardı’ gibi manşetlerle kendine yer buluyor.

Nihayetinde bugün özellikle ekran önünde olan isimlerin hepsi neredeyse birbirinin aynısı gibi görünen, doğal gibi duran ama asla doğal olmayan ve de bunu kesin bir dille reddeden ünlülerle dolu. Evet çoğu ünlü, 2000 yılındaki kemerli burnun mucizevi bir şekilde düzleştiğini iddia ediyor, bir anda Hollywood yanağına sahip oluşlarını aldıkları yaş münasebetiyle yüzlerinin oturmasına bağlıyor, düşük göz kapaklarının kalkmasını ve incecik dudaklarının balon gibi şişmesini şeker ve gluteni bırakmış olmalarına bağlıyor ki ben en çok bu sonuncusuna gülmüştüm. Tamam estetiği yaptırdınız da neden yaptırmadım deyip insanları kandırıyorsunuz? Bu sorunun cevabı yok.

KENDİNE KANDIRMA

Ya da belki de vardır. Estetikle adeta kendine yeni bir yüz taktıran birçok ismin “tövbe haşa estetik de ne ola ki?” şeklindeki tutumunu biz sıradan halk yemiyoruz artık. Yani eskiden teknoloji bu kadar gelişkin olmadığı için bu simaların ekranlara ilk çıktıkları hallerinin çat çat bulunamaması insanların ufak müdahalelerle oluşan farkları görememesine sebep olmuş olabilir. Fakat günümüzde durum çok farklı. Before/After olayıyla bu ünlü simaların geçirdiği değişim sosyal medyada “evrime kafa atmak” olarak nitelendiriliyor çoğu zaman. Peki bizler inanmadığımız halde onlar estetiksizim yalanında neden bu kadar ısrarcılar? Kurama göre kişinin kendisini kandırmasının dört farklı yolu vardır; *İşlevsel olarak kendini kandırma, *Değer vermek ve inanmak, * Avunmak için kendini kandırmak ve son olarak *Kendini ikna etmek için başkalarına yalan söylemek.

Elbette kimsenin psikolojisi adına oturduğum yerden ahkam kesmek istemem ama sadece fikir yürüterek gördüğümü söylemek istiyorum. Estetik yaptırdığı her halinden belli olan insanların karşısındaki inanmayacağı halde estetik yaptırmadım demesinin temelinde “Kendini ikna etmek için başkalarına yalan söylemek” yatıyor olabilir, çünkü neden olmasın?

Buna göre eğer bir yalan defalarca tekrarlanırsa, yalanı söyleyen kişi için bile bir süre sonra gerçeğe dönüşür. Bu olgunun açıklaması ise şöyle: beyin bu yalana uyum sağlıyor ve bir gerçekmiş gibi sürdürülmeye devam ediyor. Başka bir deyişle sanki yalan söyleyen kişi bunun kendi uydurması olduğunu unutuyor. Söylenen şeyin aslında bir yalan olduğu açıkça ortada olsa bile, kişi dürüst olmamaktan değil fakat kendini kandırma faktörü yüzünden gerçeği inkar etmeye devam ediyor.

Durum yalnızca bizim toplumumuz için değil Hollywood ünlüleri için de geçerli. Doğal olanın her anlamda daha çok yüceltildiğinin farkında ama aynı zamanda da ‘olması gereken’ diye dayatılan güzellik kalıbının dışında kalanlar estetikle o kalıba girip doğallıklarını da kaybetmemiş olmak istiyorlar –hem karnım doysun hem pastam dursuncular-. Bu noktada kendilerini hiç estetik yaptırmadıklarına ikna ederek doğal olduklarına inandırmak istiyor olabilirler.

İşte bunun adı kendini kandırmaktır. Belki de bizi saf yerine koyduğunu düşündüğümüz ünlülerin aslında bizi kandırmak gibi bir amaçları hiç olmamıştır. Çünkü zaten görünen köy ortada. Kim bilir belki de tek amaçları kendilerini kandırmak, güzel ve doğal olduklarına kendilerini ikna etmektir.

İlginizi Çekebilir

“İnsanlık kaldıysa bize yardım etsinler”

İdlib’de göç etmek zorunda kalan sivillerden İsa Şakir, “Bize olanı biteni kimse görmüyor mu? Nereye ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir