Mazeretlere değil, maharetlere odaklanmalıyız

Bir sınıf dolusu öğrencinin hepsinin hem de en az iki enstrüman çalarak görev aldığı ‘Minik Notalar’ müzik grubunda üçüncü kuşağı yetiştirmeye başlayan sınıf öğretmeni Sezer Ortadağ, çocukların kendisine sevgiyle verilen her bilgiyi anlamlı hazinelere dönüştürdüğünü anlatarak; “Bazen küçük bir dokunuşun, neticelerinin ne olacağını tahmin bile edemeyiz.” diyor.

‘Minik Notalar’, okulun müziğe yetenekli öğrencilerinden oluşturulan bir grup değil; onların tamamı aynı sınıfın öğrencisi. Miniklerin her biri en az 2 enstrüman çalabiliyor. Onlara bu yolculukta rehberlik edense sınıf öğretmenleri Sezer Ortadağ… Bu yıl üçüncü kuşak ‘Minik Notalar’ı yetiştiren Ortadağ, öğrencilerine ders kitapları ve müfredatta yazılanları değil, hayatın ona kazandırdığı tüm birikimi öğretmeye çabalıyor. Onun sınıfına dair toplumda oluşan yanlış kanaat ise; tüm bunları bir özel okulda yapıyor sanılması. Öğrenme ortamını keyifli hale getirmek gerektiğini savunan Ortadağ ile devlet okulunda gerçekleştirdiklerine dair konuştuk.

Sizi biraz tanıyalım; kaç yıllık öğretmensiniz, nerelerde görev yaptınız?

Kayseriliyim. Öğrettikçe öğrenen bir sınıf öğretmeniyim aslında. Meslekte 14. yılımı çalışıyorum. Öğretmenlik mesleğine Mardin’de bir köy okulunda başladım. Kısa bir süre burada görev yaptıktan sonra Bingöl ilinin Adaklı ilçesinde Arzu isminde küçük bir mezrada eğitim serüvenime devam ettim. Aynı ilde farklı okullarda yaklaşık beş yıl çalıştıktan 2010 yılında Kocaeli iline tayin oldum. Halen Kocaeli’de mesleğime devam ediyorum. Sanatın her türüne ilgi ve hayranlık duyan, elimden geldiğince öğrenmeye ve öğretmeye gayret eden bir insanım diyebilirim.

Öğretmenliği seçiminize dair nelerden etkilendiğinizi merak ediyorum.

İlkokul 2. sınıfa giderken, ayakkabısının bağcığını bağlamasını bilmediği için sürekli merdivenlerden düşen bir arkadaşımız vardı. Bir gün yine düşmüş ve burnu kanamıştı. O gün yanına gidip ayakkabı bağcığının nasıl bağlandığını öğrettim ona. Birkaç gün sonra yanıma gelip “Sayende artık düşmeyeceğim çok teşekkür ederim, annem de teşekkür ediyor sana” dedi. Çocuk aklımla düşününce, birinin hayatına dokunduğumu ilk kez o an anladım. O günden sonra iki olgudan aldığım hazzı hiçbir işten almadım. Birisi öğrenmek, diğeri de öğretmek. Eğer birilerine güzel bir şeyler öğretebilirsem, onların hayatlarına dokunmuş ve onların zihinlerinde anlamlı izler bırakmış olacaktım. Toplum içindeki statüm bir yana; sınıfta onların bir sırdaşı, oyun arkadaşı hatta kahramanı bile olabilirdim böylece. Bu hayalleri en etkili gerçekleştirebileceğim yer ilkokuldu bana göre. Bu düşünceler atmosferi, sınıf öğretmenliğini seçmemde temel etken oldu.

“ÖĞRETMENİMİZ KEMAN ÇALARDI, O DERSİ İPLE ÇEKERDİM”

Minik Notalar’ın evvelinde sizin hayatınızda müziğin yerini konuşalım isterim; siz enstrüman çalmaya nasıl başladınız?

Ailemizde de müzik çok önemli bir yerdeydi. Şu anki dijital dünyadan çok uzaktaydık, radyodan duyulan türküler, kalemle ileri geri sardığımız kasetler çok değerliydi bizim için. Müzikle olan serüvenim henüz 5 yaşlarında iken dayımın bana verdiği bir flütle başladı. Duyduğum ezgileri kolayca flüte dökebiliyordum. Hiç unutmuyorum, o sıralar en çok sevip çaldığım eser, adını yıllar sonra öğrendiğim Beethoven’ın ünlü eseri Dokuzuncu Senfoni idi. İlkokul ikinci sınıfa giderken çok iyi hatırlıyorum müzik dersimize giren öğretmenimiz bize keman çalardı. O dersi iple çekerdim doğrusu. Daha sonraki yıllarda ise ilkokul öğretmenimizin bahçede çaldığı bağlamaya hayran kalır olmuştum. Flütten başka bir enstrümanımın olmasını ve onunla insanlara konserler vermeyi hayal ederdim. Sürekli şarkılar ve türküler söylerdim çocukluğumda. Lise çağlarına geldiğimizde kardeşimle birlikte bağlama öğrenmeye karar verdik. Bir arkadaşımızdan çok eski ve telleri olmayan bir bağlamayı emanet aldık. Bahçemizdeki odunlardan yontarak bağlamaya burgu yaptık. Renkli renkli telefon kabloları vardı, onları soyup, bağlamanın alt kısmına iki tane tel taktık. İlçemizde öğrenebileceğimiz bir kurs bulunmadığından kendi çabalarımızla öğrenmek zorundaydık. Bir süre bu şekilde çalıştık. Parçalar çalmaya başladık ama bir noktadan sonra bize yeterli gelmedi tabii ki. Yeni bir bağlama almaya da imkânımız yoktu, ne yapacağımızı bilemiyorduk. Bir gün kardeşim, sırtında kılıfıyla bir bağlama ile eve geldi. Gözlerime inanamıyordum. Bu durumun nasıl olduğunu şöyle anlattı: “Rehber öğretmenimiz beni yanına çağırdı; ‘Kaç zamandır dikkat ediyorum, sende bir durgunluk var, moralin de bozuk gibi görünüyor. Bir sorun mu var?’ diye sordu. Ben de bağlama öğrenmeyi çok istediğimizi ve durumu anlattım. Biraz düşündükten sonra, kendisinin öğrenmek için bir bağlama aldığını ama bir türlü bunu başaramadığını ve kabul edersem bağlamasını bize hediye etmek istediğini söyledi. Kabul etmedim ama çok ısrar edince almak zorunda kaldım.” İşte o öğretmenimiz, hediye ettiği bir bağlamayla sadece benim değil, aynı zamanda birçok insanın da hayatına dokunmuş oldu. Bazen küçük bir dokunuşun, neticelerinin ne olacağını tahmin bile edemeyiz.

Öğrencilerinizi müzikle nasıl tanıştırdınız? Kaç yıl önce başladı “Minik Notalar” yolculuğu…

Bir eğitimci olarak amacım, sadece kitaplarda yazılanları değil, benim bildiğim, işlerine yarayacak her şeyi çocuklara da öğretmekti. 2005 yılında Mardin’e atandığım ilk gün, ilk dersimde öğrencilerime bağlama çalıp türküler söyledim. Çalıştığım her okulda enstrümanlarım benden ayrılmaz bir parça gibiydiler. Hayatım boyunca müzik ve sanatla hep iç içe durmaya çalıştım. 2008 yılında Halk Eğitim Merkezi ile iletişime geçerek resmi kayıtlara göre Bingöl’de ilçenin ilk bağlama ve keman kursunu açtık. Aslında o yıllardan öğrencilerime ve yetişkinlere bağlama öğretmeye başlamıştım. 2010 yılında Kocaeli Çayırova’ ya atandım. Daha önceden yaptığım gibi burada da öğrencilerime derslerde bazen enstrüman getirip çalıyordum. Onlar da hayran kalmış bir vaziyette beni izliyorlardı. Dersin birinde öğrencilerimden birisi “Öğretmenim, biliyor musunuz benim en büyük hayalim gitar çalabilmek ama annem bunun için yeterli imkanımızın olmadığını söylüyor” deyince o an kendimde büyük bir sorumluluk duygusu hissettim. Düşünsenize benim her gün sıradan olarak yaptığım eylem bir çocuğun hayali. Ve bu hayali en büyük hayali olarak nitelendiriyor. Bunu gerçekleştirmesi için ona yardımcı olabilirdim. Bunu yapmalıydım da. Bir an çocukken enstrüman öğrenirken yaşadığım zorlukları hatırladım. Bütün sınıfa sordum, “Size de öğretmemi ister misiniz çocuklar?” Hepsi birlikte gözlerinin içi parlayarak “evet” diye bağırdılar. Peki dedim, çok çalışmaya söz veriyor musunuz? Hep birlikte yine aynı cevabı verdiler. Hemen velilerle konuşup enstrümanları temin etme yoluna gittik. Maddi imkanı yetersiz olanlar içinse sponsorlar bulduk. Böylece Minik Notalar ekolü doğmuş oldu. İki ay sonra okulda ilk konserimizi verdiğimizde oldukça mutluyduk. Yıllar içerisinde birçok konser ve etkinlikte görev aldık. Sonunda Minik Notalar’ın birinci kuşağı mezun oldu. Ardından ikinci kuşak geldi. Aynı şekilde onlarla da müzik maceramıza devam ettik. Okuma-yazma ile birlikte nota okumayı da öğrendiler. Zaman ilerledikçe enstrüman çeşitlerimiz de arttı. Bağlama, gitar, org, melodika, def, darbuka, zil vb. Onlara, öğrenmeyi öğretmek… Minik Notalar ’da herkesin bir enstrümanı yoktur, birden fazla enstrümanı vardır. Her dört yılda bir yeni üyeler eklenen kocaman bir aile düşünün, biz öyleyiz. Şu anda üçüncü kuşak öğrencilerimle bu yolda yeni bir yolculuğa çıkmış bulunuyoruz.

ÇOCUKLAR BİRBİRİNDEN ÇOK GÜZEL ÖĞRENİR

Sınıftaki tüm öğrencilerin müziğe karşı ilgi ve yeteneğinin aynı düzeyde olması mümkün değil. Siz tüm çocuklara sorumluluk verip keyif de almalarını nasıl sağlıyorsunuz?

Bu soruyla oldukça sık karşılaşıyorum. Çalıştığım kurumun özel bir okul olduğunu ve öğrencilerimin yeteneğine göre seçildiğini iddia edenler bile oluyor. Devlet okulunda, kura ile seçilmiş öğrencilerimle birlikte bu yolda yürüdüğümü belirtmek isterim öncelikle. Benim çalışma prensibimde öncelikle öğrenme ortamını eğlenceli bir yere dönüştürmek gelir. Bunu sağladığınızda öğrenciler bir işi mecbur oldukları için değil, keyif aldıkları için öğrenmek isterler. Motivasyon aracı olarak müziği kullanmak, yöntemlerimizden sadece bir tanesi. Çocukların hepsi aynı anda ilgi duymaz bir enstrümana. Zaman ilerledikçe bu iklimin bir parçası olmak isterler. Okulda minik konserler vermeye başladığımız zaman, artık herkes o sahnede arkadaşlarıyla birlikte çalmak için kendi iç motivasyonunu oluşturur. Bu da yetmez, arkadaşlarının çaldığı farklı enstrümanlara da ilgi duymaya başlarlar. Burada artık ben devreden çıkarım. Onlar birbirlerinden öyle güzel öğrenirler ki… Ekip olmanın, birlikte hareket etmenin keyfini keşfederler. Sonrasını tahmin ediyorsunuzdur; küçük bir kıvılcım oluştu mu, artık gerisi gelir.

Minik Notalar’da yola yeni çıkarken velilerden ve kurumdaki diğer meslektaşlarınızdan nasıl tepkiler geldi?

Böyle bir oluşuma ilk olarak niyetlendiğimizde velilerimiz biraz kararsız kaldı. Müzikle uğraşmanın onların akademik başarılarının düşmelerine neden olacağını düşündüler. Zaman içinde ders başarılarının da kayda değer bir biçimde yükseldiğini görünce de endişelerinden kurtuldular. Her ne kadar birçok meslektaşım yaptığımız işin önemini vurgulayıp manevi anlamda bize destek olduysa da; bu uğraşımızın beyhude ve zaman kaybı olduğunu düşünenler de vardı. Bir gün çalışmak için yer bulamayıp, okulun bahçesinde çalışırken bir meslektaşım yanıma yaklaşıp, “Bu çocuklar çok küçük, bunlar gitarı çalmayı değil, tutmayı bile beceremezler, boşuna emek harcıyorsunuz” demişti. Ben de ona, “Siz de boşuna nefes harcıyorsunuz, onlarının yaşları küçük olabilir ama hayalleri çok büyük” demiştim. Nitekim bunu başardılar da.

Sizin sınıfınız fiziksel ortam olarak da oldukça renkli, bu ortamın çocuklar üzerindeki etkisi nedir?

Öğrencilerimin müzik ve sanatla bütünleşmesi adına sınıfımızı müzikal şekil ve figürlerle donatma ihtiyacı hissettim. Çocuklar bulundukları ortamda da kendilerini bu atmosferin içinde bulmalıydılar. Sadece resimler çizmek ve boyamak yetmiyordu. Duvara çizip de çocukların zihinlerine çizemediğim her figür yalnızca duvarın hayatına dokunmuş olacaktı, öğrencilerimin değil. Bunu biliyordum ve onun için elimden geldiğince sanatın onların ruhunda da yer etmesi için gayret ettim. Elbette onlar da bu gayretin karşılığını fazlasıyla verdiler.

Çocuklara akademik müfredat dışında kattığınız sosyal sorumluluklar nelerdir?

Her ne kadar müzik yönümüz ağır bassa da elbette bununla sınırlı kalmadık. Toplum olarak çok ihtiyacımız olan fakat çok da fazla bilgi sahibi olmadığımız ilk yardım konusunda Minik Notalar İlk Yardım Öğretiyor Projesi’ni başlattık. Bu kapsamda öğrencilerime temel ilk yardım bilgilerini haftalar boyu uygulamalı olarak anlattım. Akabinde sınıfımızda ilk yardım timleri kurduk. Bu timler sınıf sınıf, okul okul gezip öğretmen ve öğrencilere ilk yardım bilgileri verdiler. Amacımız olası kazalara karşı insanları bilinçlendirmekti.

“ÇOCUKLAR, ÖĞRENME SÜRECİNE DAHİL OLDULAR”

Sosyal medyada Minik Notalar’a dair paylaşımlarınız dikkat çekiyor, bir etkinlikte çocukların fen bilgisine dair bir konuyu müzik aracılığıyla daha eğlenceli hale getirdiğini hatırlıyorum. Ritmi yakalamanın öğrenme sürecine katkısı nedir?

Bu noktada müziği diğer derslerle de entegre bir şekilde yürütüp eğitim öğretimi daha kalıcı ve eğlenceli hale getirmeyi hedefledik. Çocuklar öğrenme sürecine etkin bir şekilde dahil oldular böylece. Hazır önlerine sunulmuş bilgi yerine, üretiminde kendi paylarının da bulunduğu öğrenme şeklini benimsediler. Benimserken de enstrümanlarını kullanmak da onlara ayrı bir heyecan verdi. Müziğin başka derslerle ilişkilendirilebileceğini öğrenip, ilerleyen eğitim hayatlarında da bunu kullanabileceklerini anladılar diyebilirim.

Sizi yıl içinde birçok eğitim konferansında görüyoruz, sorularımıza verdiğiniz yanıtlar gibi orada da çok sayıda meslektaşınıza ulaşıyorsunuz. Sizce eğitimde iyi örnekler teşvik edici oluyor mu?

Birçok konferansa ve söyleşilere katılıp katkı sunmak; meslektaşlarımla paylaşımlarda bulunmak bana büyük mutluluk veriyor gerçekten. Yaptığımız proje ve çalışmaların iyi örnek olarak değerlendirilmesi onur verici. Birçok meslektaşımdan bu konuda önemli dönütler alıyorum. Her geçen saniye yeni bir bilginin gün yüzüne çıktığı şu çağda birbirimizden öğreneceğimiz çok şeyin olduğu aşikar. Meseleye bu pencereden baktığımızda; hangi sektör olursa olsun toplumda iyi örnekler çoğalırsa, o toplumun bakış açısı da o oranda iyileşir diye düşünüyorum. Çalışmalarıyla hepimize ilham kaynağı olan birçok meslektaşım var elbette. Bu noktada, iyi örnek olarak değerlendirilen çalışmaların, değişim ve dönüşüm için oldukça gerekli olduğu kanaatindeyim.

“Çizgi Ötesi Öğretmenlerimiz” belgeselinde de sizin başarınızdan söz ediliyor…

Çaldığımız parçaları kayda alıp yayınlamaya başladık. Kısa sürede birçok dinleyiciye ulaşınca birden ülkede gündem olduk. Sınıfımıza farklı illerden birçok haberci ve konuklar geldiler. Birçok ulusal gazete ve kanallarda haberlerimiz yayınlandı. Bazı kuruşlar tarafından belgesellerimiz çekildi. Bazı üniversitelerde yüksek lisans derslerine bile konu olduk. Derken okula bir telefon geldi. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ülke genelinde çalışmalarıyla farkındalık yaratan on öğretmenden biri olarak seçildiğimi söyledi. Ardından Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yaptırılan “Çizgi Ötesi Öğretmenlerimiz” adlı bir belgeselde yer aldık. Böylece Minik Notalar’ı bütün ülke duymuş oldu.

Sizin çocuklar notaların dışında da bir macera yolculuğuna çıktı, geleceğin yönetmenleri olmayı düşleyen çalışmalara nasıl başladılar? 

Belgeselimizin çekildiği esnada öğrencilerimin kameralara ve makinelere nasıl baktıkları dikkatimi çekti. Kendim de fotoğraf sanatıyla ilgilendiğim için onlara bu konuda yardımcı olabileceğimi düşündüm. Bu durumdan hareketle “Geleceğin Yönetmenleri” adlı bir proje başlattık. Öncelikle konuyla ilgili kitap, dergi ve sunularla çocuklara eğitim vermeye başladım. Aynı zamanda sponsorlarla konuşup öğrencilere tripod ve birkaç fotoğraf makinesi temin ettik. Bir yandan fotoğraf ve video eğitimi alırken bir yandan da kendi çalışma gruplarını kurarak senaryolar yazdılar. Bu senaryoları kısa film olarak çekmek ve bütün aşamaları planlamak elbette ki onlara aitti. Filmler özellikle toplumsal mesaj içerikliydi. Çünkü bana göre eğitim, bireye yalnızca iyiyi, doğruyu ve güzeli anlatmakla kalmamalı, aynı zamanda iyiliğin, doğruluğun ve güzelliğin tarafında olmayı da aşılayabilmeliydi.

“DEĞİŞİME KENDİMİZDEN BAŞLAMALIYIZ”

Bazen iyi bir örnek üzerine sohbetlerde, “ama sizin imkanlarınız var” gibi eleştiriler de gelebiliyor. Siz çalıştığınız kurumların fiziki koşullarını anlatır mısınız?

Öncelikle şunu belirtmekte fayda görüyorum. Eğer güzel bir iş yapmaya gönülden inanmışsanız, karşılaştığınız güçlükler sizin için motivasyon kaynağına dönüşür. Karar verdikten sonra kendi şartlarınızı bir şekilde kendiniz oluşturuveriyorsunuz. Aslında imkândan çok inanca ihtiyacımız var. Başarıya ve yeniliğe olan inanca. Yıllarca, elektriği ve suyu olmayan; enstrümandan önce temel ihtiyaç malzemelerine gereksinim duyan, bunun yanında güvenlik sorunu da bulunan okullarda çalıştım. Minik Notalar’ın doğduğu okulda prova yapıp çalışabileceğimiz bir salon bile bulunmuyordu. Sınıf harici bir yerde çalışmamız gerektiğinde, kimi zaman bahçeyi, kimi zaman kömürlüğü kullanıyorduk. Çünkü gönülden inanıyorduk biz. Bir yerde değişim olmasını arzu ediyorsak, buna önce kendimizden başlamalı; mazeretler yerine maharetlere odaklanmalıyız diye düşünüyorum.

İlginizi Çekebilir

Binlerce insanın meydanlarda özgürlük buluşması: Cebel

Geçtiğimiz yılın Ekim ayında, gazeteci arkadaşım Sevinç Çelebi’nin daveti ile Tanımıştım Cebeli… Ve tabii çevresindeki ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir