Mülteci Nefreti Ya Da Cadı Avcılığı

Sen, ben, o, mülteci ve hayrilerin hayırsız, haksız, hadsiz, hicapsız işlerine dair…

***

“Mülteciler, Küresel vahşi batının atık insanları dışlanmanın vücut bulmuş halidirler, her yerden dışlanırlar. Yurt niteliğini yitirmiş, sıradan insanların turizm haritalarında olmayan sahipsiz topraklar hariç her yerde yersiz yurtsuzdurlar. Bir kez dışlandıktan, dışarıda bırakıldıktan sonra yersiz yurtsuzluklarının ölene dek sürmesi için ihtiyaç duyulan tek mekanizma gözetleme kuleleri olan sağlam tel örgülerdir.Z Bauman

***

Bir hafta on gün sonra 20 Haziran. Bu tarihi, Birleşmiş Milletler 2000 yılında “Dünya Mülteciler Günü” olarak kabul etti.

Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü (UNCHR) 2017 yılında dünya genelinde göç etmek zorunda kalan kişi sayısının 68.5 milyona ulaştığını açıkladı.

Örgütün yayınladığı son Zorunlu Göç Raporu’na göre 2017 yılında çatışma, işkence ve şiddet olayları yüzünden yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan kişi sayısı 2.9 milyon arttı.

Rapora göre 2014 yılından bu yana Türkiye tüm dünyada en çok sığınmacı ağırlayan ülke. 3,5 milyon Suriyeli’ye ev sahipliği yapan Türkiye’yi 1.4 milyon sığınmacı ile Pakistan ve Uganda takip ediyor.

22.5 milyon insan ise mülteci/sığınmacı/kaçak konumunda. En çok mülteci veren ülkelerin başında ise Suriye ve Afganistan var.

BM’nin raporladığı 22.5 milyon mültecinin yüzde 51’i 18 yaş altı çocuklar. Yine bu da yıllar içinde kaydedilen en yüksek rakamı oluşturuyor.

Öte yandan, geçen yıl 70 ülkede çoğunluğu Afgan ve Suriyeli olmak üzere ailelerinden ayrı ya da refakatsiz 75 bin çocuk sığınma başvurusunda bulundu.

Bu verilerle birlikte gerçek rakamın daha fazla olduğu tahmin ediliyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ise, ilkokul çağındaki mülteci çocukların en az yarısının eğitimden mahrum olduğunu bildirdi.

HRW’ye göre, dünya genelinde ülke içinde yer değiştiren insanların (IDP) yüzde 70’lik kesimini kadınlar ve kız çocukları oluşturuyor.

Rakamlar ne söylerse söylesin, acı bir gerçek var ki mültecilerin büyük çoğunluğu gelişmiş ülkelerde değil, gelişmekte olan ülkelerde yaşam ve onur savaşı veriyor.

Bu insanların göç etmek zorunda kaldıkları kendi yurtlarında ise dünyanın en gelişmiş ülkelerinin silahlarını görebilirsiniz.
Mültecilik şu ya da bu sebepten “zorla yerinden edilmekten” başkla bir şey değildir.

***

Hayırsızlık hayır getirmez.

Mülteciler gününün arefe haftasındayken giderek artan oranlı suriyeli/mülteci nefreti/düşmanlığı, Mudanya belediye başkanının mudanya sahillerinde suriyeli avcılığına dönüşen yasak kararıyla ileri ve kamusal bir boyuta taşındı.

Haber basına şöyle yansıdı.

“Mudanya belediye Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz, Suriyelilerin sahil şeridinde bulunmasını ve denize girmesini yasakladı.

Konu ile ilgili açıklama yapan Mudanya Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz Hiç kimsenin başkalarını rahatsız etme, özgürlüğünü engelleme hakkı yoktur. Bizim çocuklarımız şehit olurken, analarımız ağlarken, ekonomimiz kötüye giderken onların zevki sefa içinde yaşamaları ve bizim insanımızı rahatsız etmelerine tahammül edemeyiz” dedi.

Siz karalar mı bağlıyorsunuz, yas mı tutuyorsunuz, siz çadırlı/otostoplu tüm eğlenceleri ileri bir tarihe kadar ertelediniz mi Hayri bey?

Siz sefalet içinde mi yaşıyorsunuz Hayri bey?

Denize bakmayı; denize girmeyi kendinize, yakınlarınıza diğer denize giren, sahili kullanan Mudanya halkına da yasaklamak istediniz mi?

Hem siz nasıl oluyor da yasal olarak da herkesin kullanımına açık olan denizi, tutarsızlığı çukurlaşmış gerekçelerle yasaklayabiliyorsunuz?

Soruları daha fazla çoğaltmak beyhude olacak sanırım.

Zira her soru bir akli kapasiteye ahlaki bir vicdana hitap eder?

***

Velhasıl, yobazlığın sağı solu yok. Zorbalığın, vicdansızlığın, merhametsizliğin, insafsızlığın sağı solu yok. Coğrafyası yok. Batısı Doğusu yok.

Küstahlığın, kibrin, yozluğun, seçkinciliğin, ırkçılığın, tek tipçi dayatmaların sağı solu yok.

Şu parti bu parti meselesi değil.

Çifte standart, sözde özgürlük, sözde hak, sözde adalet her yanı kuşatmış durumda.

Geçtiğimiz yıllarda Fransanın Nice sahillerinde tesettürlü deniz kıyafetiyle deniz girmek de yasakla karşılaşmıştı.

Bizim gibi yaşamak, bizim izin verdiğimiz şekilde yaşamak/inanmak/ zorundasınız zihniyetinin cinneti yeni bir hikaye değil ve hiç eskimeyecek gibi de.

Buluştukları ortak payda/ortak kimlik çirkefleşmiş bir kibir ve müptezelleşmiş bir politik akıl.

İster teoloji, ister seküler, ister sol, ister sağ, ister ulusalcı, ister milliyetçilik adı altında yapılmış olursa olsun yeter dozda müptezel bir faşistlik istenci içerir.

***

Amerikan emperyalistlerine “go home” diyemeyen sefillik, komşularına, yertsiz, yurtsuz, kimliksizleştirilmiş insanlara karşı ne kadar da tutarsız, ne kadar da küstah bir biçimde kolaylıkla “go home” diyebiliyor.

Nedense müşteki olunan yabancılar üstsüzler/altsızlar değil, almanlar, ruslar, ingilizler değil, nedense müşteki olunan yabancı kelimeler, tabelalar, ingilizce, almanca, rusça değil…Hatta zengin araplar da değil.

Yoksul ve sığınmacı durumundaki Suriyeliler oluyor cadı avının özneleri.

Detaylı bakıldığında elit/beyaz jakobenliğin sınıfçı faşizminin izlerini görebiliriz.

Başka bir çok şey de söylenebilir belki. mesela din karşıtlığını görebiliriz, kendi kültür kodlarına uymayanların yaşam biçimlerine olan tahammülsüzlüğü görebiliriz ama konumuz bu değil şimdilik.

 

İlginizi Çekebilir

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu; “Biz S-400’ü aldık”

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, ABD’nin yaptırım tehditlerine ilişkin, “Hangi açıklama gelirse gelsin biz S-400’ü aldık.” dedi. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir