SEYİS SİYASETİ

İki ayrı siyaset tarzından söz edilebilir. Birisi doğrudan halkı değiştirmeyi esas alır. Halkın değerlerini, sosyal ve kültürel özelliklerini, değiştirilmesi icap eden bir sorun sayar. Değişimi de halka bir teklif olarak sunmaz. Halkın kendisine ait olan sosyal ve kültürel özellikleri mutlak surette ve hükumet zoru ile değiştirmeyi tercih eder.

Siyasetin, seyisten türeyen anlamı hatırlandığında böyle bir siyaset tarzı da kelime anlamına oldukça uygundur. Çünkü seyis bir at terbiyecisidir. Atta nasıl bir davranış değişikliği istiyor ise o doğrultuda atı zorla değiştirmeye çabalar. Elbette bu tür bir değiştirme çabasında, atın bir tercihi söz konusu değildir. Sadece seyisin tercihi, atın bütün davranışı için hatta hayatı için temel belirleyicidir.

Cumhuriyet döneminde “tek parti mutlakıyeti” zamanında yapılan değişimler bu türden değişimlerdir. Asla halkın isteği, ihtiyacı önemli değildir. Halk burada terbiyesi için uğraşılan bir at durumundadır. Seyisin ne istediği, nasıl istediği önemlidir. Bu o kadar önemlidir ki seyis durumunda olan şahsın istekleri günümüzde bile bağlayıcı sayıldığı gibi ülke olarak hala ona karşı minnet borcunun devam ettiği tekrarlanmaktadır. Elbette hiç kimsenin o değişimlerin halka ne bedeller ödettiği gibi bir soru sorma hakkı bile düşünülemez. Herkes doğumundan ölümüne kadar ona borçludur. Yönetim yapısında yapılacak köklü bir değişiklik isteği bile düşmanlık sayılır. Hatırlanmalıdır ki Nisan 2017’de yapılmış olan başkanlık referandumu öncesinde CHP milletvekili unvanlı Hüsnü Bozkurt, “bu referanduma evet diyecekleri, Yunanlıları nasıl denize döktüysek, onları da öyle denize dökeriz” demişti.

Geçen yüz yıl içinde CHP’ye uygun bir halk kesimi de oluşmuştur. Genellikle sahil kesiminde, batı illerinde tuzu kuru olan bir kesimdir. Hiçbir ekonomik kriz onların ekmek elden su gölde olan lüks ve bedava hayat tarzını etkilememiştir. CHP yönetiminin hiçbir yanlışı, tercihi de onarlı partilerinden koparmaz. Atadan deden CHP’lidirler. Bütün genel ve yerel seçimler de İstanbul, İzmir ve Ankara’nın belli başlı semtlerinde CHP’nin adayları % 70-80 oranında oy alırlar. Adayların bir birikime, bir başarı hikâyesine sahip olması gerekmez. Türkiye genelinde CHP dibe vurmuş olsa bile büyük şehirlerin belli başlı semtlerinde CHP’nin aldığı % 70-80’lik oy oranında bir değişme yaşanmaz. Ancak psikoloji ilminin açıklayabileceği bir sosyal vakadır. Yaşam tarzları” için CHP’yi tercih ettiklerini iddia ederler. Başka partilerin kazanmasını da kendi “yaşam tarzları” için bir tehdit olarak görürler. İlginçtir başkalarının “yaşam tarzına” karışmayı da bir hak olarak görürler. Çevrelerinde başını örten hanımlar, sakallı beyler kolay kolay barınamazlar. Onlara saldırmayı bile “yurttaşlık görevleri arasında” saydıkları da bilinir. Ezan-sala okuyan müezzinlere bile ara sıra saldırdıkları olmuştur.

Tek parti mutlakıyetinde devlet “parti devleti” idi. Bütün eğitim müfredatı, kurumları, hatta yasal mevzuat buna göre ayarlanmıştı. Resmi bayramlar bile tek parti mutlakıyetinin fantezilerine göre kurgulanmıştı. Tek parti mutlakıyetinin kurgularına göre bir hayatı seçenler elbette kendilerini ülkenin tek sahibi olarak görürler. Aksi görüşte olanları ise düşman sayarlar. Düşman saydıkları için, referandumda evet diyecek olanları da Yunanlılar gibi denize dökeceklerini ilan ederler.

Yunanlıları denize dökmüş olmaları hayal olduğuna göre, halkın çoğunluğunu da denize dökecekler kaygısı yersiz gibi bir görüş, asla doğru değildir. Çünkü 1922-1950 tek parti mutlakıyetinde halkın büyük çoğunluğuna nasıl zulümler ettiklerine yer gök şahittir. Dolayısı ile yeniden başlayacak olan tek parti mutlakıyeti boşuna bir kaygı değildir.

İkinci siyaset tarzı ise daha çok “hizmet siyaseti” diye bilinmektedir. Demokrat Parti ile başlayan şimdi Ak Parti ile devam eden bu çizgide, halk değiştirilmesi gereken, terbiye edilmesi gereken bir varlık olarak kabul edilmez. Halkın sosyal ve kültürel özellikleri her ne ise onlar olduğu gibi bir veri olarak kabul edilir. Buna karşılık, yol-köprü-hastahane-baraj-iletişim-ihracat vb alanlarda yapılacak olan hizmetlerin projesi halkın takdirine sunulur. Halkın bu projeleri beğenmesi halinde iktidara gelmeyi ya da iktidarda kalmayı hedef olarak ilan eder. Ancak bu hizmet siyaseti, Türkiye’de ki parti devletini değiştirmeyi hiçbir zaman başaramamıştır. Bugün bile Türkiye’de başta eğitim ve yargı olmak üzere temel kurumlar hala tek parti mutlakıyetinde olduğu gibi, parti devletinin kurumları özelliğini taşımaya devam etmektedirler. Açılan üniversitelerde, okullarda, ihdas edilen kurularda çalışanların ezici çoğunluğu hizmet siyasetine ve onun öncülerine kin ve düşmanlık içindedirler.

Abdülhamit’in çağdaşları gibi, ülkeyi baştan sona demiryolları, telgraf şebekeleri ile donatması, hemen her il ve ilçede açtığı okullardaki öğrencilerin ezici çoğunluğunun Abdülhamit’e düşman olması ve ilk fırsatta onu alaşağı etmeleri gibi, bu dönemde de yetişen kuşaklar da asla rasyonel bir karşılığı olmayan Erdoğan düşmanlığı vardır. Buna karşılık hizmet siyasetinin bulduğu formül ise İmam Hatip liseleridir. Türkiye’de orta öğretim kurumlarının ancak % 15-20 aralığına tekabül eden İmam hatip liselerine karşılık geri kalan % 80-85’lik çoğunluk ise Abdülhamit’e düşman kuşakları hatırlatan bir kin ve nefretle parti devletinin okullarında Erdoğan’a karşı tarifsiz bir düşmanlıkla doldurulmaya devam edilmektedir.

Son yerel seçimler, tuzu kuru kesimlerde ve Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu il ve ilçelerde bu hizmet siyasetinin kabul edilmediği buna karşılık seyis siyasetini baş tacı eden zorba anlayışın mirasçılarının tercih edildiği görülmüştür. Seyis siyasetini özlemle, göz yaşları içinde ananların hizmet siyasetini mahkum etme çabası ise insan aklının dibe vurduğu örneklerdendir.

İlginizi Çekebilir

Memurların zam pazarlığında yasal süre doldu

Memur ve memur emeklisinin 2020 ve 2021 yıllarındaki mali ve sosyal haklarını belirleyecek 5. Dönem ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir