Sosyal medya ve birtakım sorunlar

İnternetin tıpkı örümcek ağı gibi dört bir yanımızı sardığı, cep telefonlarının ek bir uzuv gibi hiç ayrılmaksızın yanımızda dolaştığı modern dünyanın vazgeçilmezleri arasına giren ve hatta ciddi bir kazanç kaynağı da olan sosyal medyanın insan psikolojisine olumsuz etkilerini irdelemek istiyorum biraz.

Zenginin parasına para kattığı, yoksulun her geçen gün daha da eksiye düştüğü çağımızda zengin fakir demeden herkesin bir şekilde sosyal medyaya erişimi var. Bundan 20 yıl önce ben, bakkaldan aldığım cipsi eve götürürken sokaktaki çocuklardan saklardım canların çekmesin diye. Bugün ise yediğimiz içtiğimiz sosyal medya üzerinden binlerce kişiye ulaşıyor. Kiminin sofrasını Nusretler altın kaplamalı pirzolayla kurarken kimin sofrasında mercimek çorbası yanına da makarna var. Evet, bizler farklı yaşam standartları olduğunu biliyor ve zengin insanların rüya gibi hayatlar yaşadıklarını az çok tahmin ediyorduk ancak bu yaşantının bize yansıması çok çok sınırlıydı. Bugün ise hemen her varlıklı insanın sabah kalktığı andan akşam yatana kadarki yaşantısına şahit olabiliyoruz özellikle Instagram aracılığı ile.

Bu yaşam standartları arasındaki farkı yetişkin bireyler artık kanıksadıkları için çok sorun çıkarmıyor fakat ergenlik çağındaki çocuklar, sosyal medyadaki lüks hayatlarla nasıl başa çıkacaklarını tam olarak kestiremiyor ve bu durum onları mutsuzluğa sevk ediyor – bu arada henüz çocuk yaşta bireylerin sosyal medya aracılığıyla yüz binlerce lira kazanması benim de bir küçük canımı sıkmıyor değil- Her sosyal medya mecrasının çalışma prensibi farklı olmakla beraber temel kural şu ki, ne kadar çok takip ediliyorsan, hitap ettiğin kitle ne kadar büyük ise sosyal medyadan o kadar kazanç elde edersin. İşte burada yine para parayı çeker prensibi çalışıyor. Aşırı varlıklı bebeler ultra lüks hayatlarını sergileyerek hiç ihtiyaçları olmadığı halde ultra yüksek meblağlar kazanabiliyorlar.

Örnek vermek gerekirse Kylie Jenner diye bir gerçek var ki bu dünyada ‘bu kadar boş bir insan nasıl bu kadar ünlü olabildi’ diye düşünmeden edemiyorum. Yani insanlar şarkı söyler, oyuncudur ne bileyim farklı bir yeteneği vardır insanlar da onu takip eder ancak bu Kylie kızımız tüm vasıfsızlığıyla 141 milyon takipçi sayısına ulaşmış. Demek ki diyorum içimden 21. yüzyıl insanının yeteneğe değil sansasyona açlığı mevcut. Zira Jenner ve Kardashian ailelerinin çarpık ikili ilişkilerini bir reality Show ile tüm ülkenin gözü önünde yaşaması, onlarının ününün ülke sınırlarını aşmasına sebep olmuş. Nihayetinde bu kızımız şuan milyonlara hitap eden ve hesabında paylaşacağı bir gönderi için 1 milyon 266 bin ABD doları kazanan bir fenomen. İşte para parayı çekti.

İşin can sıkıcı tarafı şu ki, bu fenomenlerin yalnızca zenginliği değil güzelliği/yakışıklılığı da ergenlik döneminde yüzü sivilce kaplı gençleri mutsuzluğa itiyor. Aslında bu fenomenlerin, ünlülerin, influencer’ların hiçbiri sosyal medyanın bir nimeti olan filtrelerden yararlanmadan, binlerce liraya yaptırdıkları profesyonel makyajları olmadan sosyal medyaya fotoğraf atmıyor. Gerçi şu sıra bir ‘no makeup, no filter’ furyası var ama o yaptırdıkları badem göz ameliyatlarını, bişektomileri, dolguları botoksları kimse hesaba katmıyor. Ve güzellik algısı bu fenomenler tarafından şekillendirilen gençler ayna karşısında geçip görüntülerinin ‘çirkin’ olduğuna karar veriyorlar. Aslında sadece doğallar hepsi bu.

Gençler başkalarına bakmayı bırakıp kendi sosyal medya hesapları ve kendi çevreleriyle ilgilendiklerine bambaşka bir sorun çıkıyor ortaya. İnsanlar sosyal medyayı en çok benliklerinin özsevici (narsisist) tarafını okşamak için kullanırlar. Paylaşılan gönderinin beğenilme sayısı arttıkça o tarz paylaşımları daha çok yapma eğilimi de artar. Aynı şekilde beğeni sayısı azaldıkça kişi hemen ‘Bu aralar yanlış bir şey mi yayımladım? Nerede hata yaptım? Vb. kaygılarla normal hayatta yapmayacağı şeyleri yapıp kendini olduğundan farklı gösterir. Bu da kişide düşük benlik saygısına (yetersizlik, boşluk duyguları) yol açıp, depresyonu tetikleyebilir. Oysaki değerliliğimiz ya da yeterliliğimiz kişilerin anlık “beğen” tuşuna basmasına bağlı değildir. Son zamanlarda sosyal medyada takipçi sayısını artırmaya yönelik sistemler oldukça popüler olmaya başladı. Kişinin takipçi sayısı ne kadar yüksek ise o kadar olumlu algılanıyor. Daha popüler, daha sosyal, daha hayran olunan, daha güzel bir hayat yaşayan, daha mutlu, daha umutlu, pırıl pırıl insanlar gibi düşünülüyor. Tam tersi eğer takipçi sayısı az ise; sıradan, herkes gibi, normal, silik, asosyal ve içe kapanık gibi algılanıyor. Bu durum da ergenlik çağlarındaki bireylerde mutsuzluk hissi ve değersizlik düşüncesini tetikleyebilir.

Dolayısıyla neresinden tutarsak tutalım elimizde kalan sosyal medyanın özgüven eksikliği, mutsuzluk, depresyon gibi psikolojik sorunlara yol açma ihtimali yüksek. Burada çocukların bilmesi gereken sosyal medyada gördüğümüz hayatların aslında hiç de kusursuz olmadığı. Çift olarak imrendiğimiz, ‘ne kadar mükemmel bir ilişkileri var’ diye baktığımız insanlar elim bir aldatma/aldatılma hikayesiyle yollarını ayırabiliyorlar. Ya da yüzünün kusursuz göründüğünü düşündüğümüz hatta ‘keşke onun gibi görünseydim’ diye iç geçirdiğimiz fenomenlerin aslında tamamıyla estetik cerrahların eseri olduğunu görebiliyoruz.

Dolayısıyla ebeveynlerin, sosyal medya kullanan çocuklarına, gerçekleri görme konusunda yardımcı olması ve elbette sosyal medya kullanımını sınırlamalarını sağlaması, çocukların psikolojik gelişimleri açısından yararlı olacaktır. Sosyal medya, dünyanın her noktasından insanların hayatlarına dahil olabilmemizi sağlayan kontrol edilmesi çok zor bir mecra. Çocukların bu mecrada psikolojik sağlığını koruyabilmek adına yapılması gereken en önemli şey, onların internet ortamından uzak tutulmaya çalışılması bence.

Çocukların yüzme, atletizm, savunma sanatları gibi çeşitli sportif aktivitelere yönlendirilmesi, kitap okuma alışkanlığı kazandırılması ya da bir enstrümana yönlendirilmesi kesinlikle denenebilecek yollardan. Gerçekten sevdikleri şeyi yapmaya başladıklarında telefonla daha az meşgul olduklarını siz de fark edeceksiniz. Çocukların okul ve dersler haricinde yaptıkları herhangi bir aktiviteleri olmadığı sürece sosyal medyanın örümcek ağlarından kurtulmaları mümkün görünmüyor.

İlginizi Çekebilir

Sel mağduru esnafa müjdeyi Bakan Varank verdi

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank, “Cumhurbaşkanımızın talimatıyla sel felaketinden etkilenen Eminönü esnafına, 100 bin liraya ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir