Tarihin talihsiz nesli; Z Kuşağı

Akıllı telefonların ardından hayatımızın her anına hızlı bir giriş yapan internet ve sosyal medyaya X Kuşağı yani 1965-1980’li yıllarda doğan insanlar alışmakta güçlük çekti ve çekiyor. Onlara nazaran sosyal medyayı kolaylıkla kavrayan ve kucaklayan Y Kuşağı yani 1980 ile 1999 yılları arasında doğan kesim akıllı telefonların sunduğu bir yandan ego tatmini sağlayan diğer yandan depresyona sebebiyet veren bu mecraları nispeten kontrol altında tutabiliyor. Y kuşağı her ne kadar sosyal medyayla iç içe olsa da onun zararlarına karşı Z Kuşağı kadar savunmasız değil. 2000 yılından itibaren tam anlamıyla internetin ve teknolojinin içine doğan Z Kuşağı ise insanlık tarihinin belki de en şansız kesimi olabilir. “Biz sokaklarda sek sek oynardık zavallı çocuklar hep bilgisayar başında” gibi bir yaklaşımla bakmıyorum ben bu duruma. Onların şanssız olmasının asıl sebebi her bilgiye rahatlıkla erişebiliyor olmaları. Cehalet mutluluktur demeye getirmiyorum konuyu ama doğanın kanunu olarak insanlar doğdukları andan itibaren her şeyi kademeli olarak öğrenmeliydiler, emeklemeden koşmamalıydılar. Bu çocuklar doğdukları andan itibaren uçuyor tabiri caizse. Z Kuşağı Oburiks gibi kazana düştü, bilgi kazanına… Artık hiçbir çocuk annesine ‘ben nasıl oldum’ diye sormuyor, bu soru onun aklına bile gelmeden çok önce bir şekilde internet tüm bu verileri ona sunmuş oluyor. Dolayısıyla asıl korkutucu olan çocukların bilgisayar başında tüm vakitlerini tüketip sokaklarda toz toprak yutmaması değil, sorun ebeveynlerin çocukları için tehlikeli olabilecek bilgi ve bildirimler karşısında çaresiz kalması. Ailelerin bu konuda yapabileceği en iyi hamle çocuk korkuma programları ancak bu programlar çocuklarınızı yaşıtlarıyla görüştürmediğiniz sürece işe yarayacaktır. Çünkü çocuk henüz keşfetmediği bir şeyi keşfetmiş olan arkadaşlarından kolaylıkla öğrenebilir. Dolayısıyla Z Kuşağının vebası sayılabilecek ayarsız bilgi akışından kurtuluş yok. İşte bu yüzden tarihin en şanssız kuşağı diyorum onlara, emeklemeden koşan çocuklar bu tarifsiz ve sonsuz bilgi akışı karşısında psikolojik ve fiziksel olarak öylesine yıpranıyor ki kısa vadede sonuç; erken ergenlik ve bununla beraber gelen öfke nöbetleri, tahammülsüzlük… Şiddetini arttırarak devam eden bu bilgi teknolojilerinin gelecek nesillerimize uzun vadede ne gibi etkileri olur öngöremiyorum ancak Z Kuşağını kısa vadede böylesine olumsuz etkileyen bu sistemin ileriki zamanlarda daha büyük sorunlara yol açmasından endişeliyim. Yaşayıp göreceğiz olacakları, zira bu akışa karşı koyabilecek güçte değiliz…

İlginizi Çekebilir

Biri hayvan hakları mı dedi?

Türkiye’nin hafife alınan ama aslında toplumsal psikolojisine dair hiç de iyi olmayan verileri çarpıcı bir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir