Türkiye çok önemli bir bilim adamını kaybetti!

Türkiye çok önemli çok değerli bir değerini daha trafik kazasında kaybetti.  Anadolu’yu ebed vatan yapan Malazgirt Zaferi’nin yıldönümü kutlamalarıyla ilgili bölgede devam eden çalışmaların başında olan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Prof. Ahmet Halûk Dursun, Van Erciş’te geçirdiği trafik kazası ile aramızdan ayrıldı.

Türkiye’nin en önemli gündemi olması gerekirdi aslında bu kayıp… Ama popüler kültür gündemlerinden maalesef böylesi önemli bir kayıp yeterince yer almadı yeterince konuşulmadı kamuoyunda.

Oysa Türkiye çok ama çok önemli bir değerini kaybetti. Bu toprakların ömrünü bu millete bu topraklara adamış bir bilim insanını çok acı bir şekilde sonsuzluğa uğurladık…

Dün Galatasaray Lisesi’nde tören düzenlendi.  Ardından Sultanahmet Camisi’nde ikindi vakti kılınan cenaze namazının ardından Kocaeli Hereke’deki aile kabristanında toprağa verildi.

Kültürel kalkınma için topyekûn harekât idealine inanan ve ömrünü bu ideale vakfeden Prof. Ahmet Halûk Dursun, yeri doldurulması zor olan bilim adamlarımızdan biriydi.

Ardında önemli eserler bırakan Prof. Ahmet Halûk Dursun, bu toprakların tüm özelliklerini taşıyan bir münevver olarak tarihteki yerini aldı.

Hoca’ya Allah’tan rahmet dilerken, kendi ağzından gönüllere dokunan bir hikâyeyi nakledelim…

Prof. Dr. Dursun, Topkapı Sarayı Müdürlüğü yaptığı dönemde makam odasını, avizeye yuva yapan kumrulara terk etmişti. Haluk Dursun bunu şöyle anlatmıştı:

Aslında bu olayı emekli olup, köşeme çekildikten sonra yazmayı düşünüyordum. Çünkü biliyordum ki, ben yine çenemi (kalemimi) tutamayarak zülf-ü yâre dokunacağım… Ama o dönemde yaşananları anlattığım bir dostum çok ısrar etti, “bunu mutlaka yazman lazım” dedi. Ben de hikâyenin içinde hem bürokratik bir zihniyet hem de gerçek bir aşk hikâyesi bulunduğu için saray tarihine bir kayıt düşürmeye karar verdim… Kimse ısrar etmesin isim vermeyeceğim.

Topkapı Sarayı’nda müdürlük yaptığım dönemde, makam odamda otururken bir kumrunun açık pencereden girerek avizenin etrafında uçtuğunu gördüm. Hiç kımıldamadan seyretmeye başladım. Kumru sanki tavaf eder gibi odanın her tarafında dolaştı, avizenin üzerine kondu, bir süre oturdu. Sonra geldiği gibi uçup gitti. Biraz sonra yanında başka bir kumru ile tekrar geldi. Bu sefer sanki bir ev (saray) sahibi edasıyla onu gezdirdi. Yeni geleni elinden, (kanadından) tutar gibi aldı ve avizenin içine oturttu. Bir süre koklaştılar. Sonra uçup gittiler.

Ertesi gün ikisi birlikte ağızlarında dal parçacıkları ile geri geldi ve avizenin içine bir yuva kurmaya başladılar. Yuva bir kaç gün içinde kuruldu. Ben olup biteni hiç ses çıkarmadan izliyordum. Dişi kuş yumurtlama hazırlığı yapıyordu. Galiba onlar da beni izliyordu ki, hiç tedirgin olmuş gibi görünmüyorlardı. Buna karşılık dışarıdan odaya başka birisi girince, hemen ürküp pencereden kaçıyorlardı.

Baktım olmayacak, makam odamı onlara bırakıp hemen karşıda bulunan küçük bir odaya geçtim. Bir gün televizyon çekimi için Topkapı Sarayı’na gelen gazeteci dostum rahmetli Savaş Ay, “hocam niye bu küçücük odada oturuyorsun” diye sordu. “Ben hâlden anlarım, bir kumru arkadaşım sevgilisine, “ben seni saraylarda yaşatacağım” diye söz vermiş, insan yuva kurana yardımcı olmaz mı” dedim.

“Hocam ne olur göster şu yuvayı bana” dedi ve kapıdan odadaki yuvanın fotoğrafını çekti. Ertesi gün beni Ankara’dan arayan arayana… “Derhal makam odası açılsın, kumruların yuvası dağıtılsın, saray bakımsızlıktan perişan olmuş görüntüsü verilmesin” dediler. Meğer Savaş Ay haber yapmış bizim kumru hikâyesini…

Hemen aradım, “üstad sen ne yaptın” dedim.

“Hocam bu kadar güzel malzeme (haber) buldum, yazılmaz mı Allah aşkına” dedi. “Gazetede sabah toplantısında anlattım, herkes ayağa kalktı ve seni alkışladı” diye ilave etti. “Sadece gazete değil, Ankara da ayağa kalktı sayende” diye cevap verdim.

Şimdi ne yapacaktım? Çifte kumrulara kol kanat gerip onların saadetlerini korumaya mı çalışacaktım, yoksa odayı kullanıma açarak bir yuvanın dağıtılmasına mı neden olacaktım? Bir şekilde, ya ben makamı, ya da o kumrular makam odamdaki yuvalarını kaybedeceklerdi. Akşama kadar Bakanlıktan beni aramayan kalmadı…

“En azından yumurtadan yavru kuşlar çıksın, uçup gidene kadar bekleyelim” diye düşündüm. “Ben yuvayı almam, siz beni görevden alın isterseniz” dedim. Ertesi gün yuvaya bakmaya gittim ki ne göreyim, yuva yerinde duruyordu ama kumrular yoktu.

Yuva yerinde durmasa, “birisi kuşları ürküttü, kovaladı” diyecektim. Halbuki yuva yerli yerinde duruyordu. Kumrular sanki durumu hissetmiş ve sessizce çekip gitmişlerdi. Bir daha da hiç gelmediler. Ben daha sonra Topkapı Sarayı’ndan Müsteşar ve Bakan Yardımcısı olarak Ankara’ya gittim.

“Kuşların yuvası dağıtılsın, makama sahip çıkılsın” diyenlerin ise hiçbirisi Bakanlıkta makamlarında kalamamıştı. Muhakkak ki, biz de bir gün bu makamlardan uçup gideceğiz. Kuşlar ise hep sevmeye, uçmaya ve yuva kurmaya devam edecek.”

Eğlenceli bir diyalog…

Sosyal medyada gördüğün çok sevimli bir diyalogu aktarmak istedim. İddiaya göre diyalog tamamen gerçek.  Deniz Navigasyon kanalı 106’dan (Finisterra / Galicia) tarafından kayıt edilmiş.

Gerçek ya da uydurma… Oldukça eğlenceli bir diyalog…

ABD savaş gemisi ile İspanya’daki bir deniz feneri arasında geçiyor diyalog iddiaya göre ve aynen şöyle:

İspanyollar: ” Burası A-853, çarpışmadan kaçınmak için lütfen rotanızı 15 derece güneye çevirin. Şu anda 25 deniz mili uzaklıktasınız ve tam üzerimize doğru gelmektesiniz.”

Amerikalılar: “Asıl siz kendi rotanızı 15 derece kuzeye çevirin.”

İspanyollar: ” Negatif ! Tekrarlıyoruz. Rotanızı 15 derece güneye çevirin.”

Amerikalılar: ” Sizinle ABD gemisinin kaptanı konuşuyor. Kendi rotanızı derhal 15 derece kuzeye çevirin.”

İspanyollar: “Öneriniz mümkün görülmedi. Bize çarpmak istemiyorsanız rotanızı 15 derece güneye çevirin.”

Amerikalılar: ” (Artık sesini yükselterek) Sizinle ABD Deniz filosunun büyüklükte ikinci uçak gemisi USS Lincoln’un Kaptanı Richard James Howard konuşuyor. Beraberimizde iki kruvazör, avcı uçakları, dört denizaltı var. Ayrıca bizi hücumbotlar destekliyor. Size TAVSİYE etmiyorum, EMREDİYORUM! Rotanızı 15 derece kuzeye çevirin, aksi halde filomuzun emniyeti için tedbir alacağız. Derhal rotamızdan çekilin gidin.

İspanyollar: “Sizinle Juan Manuel Salas Alcantara konuşuyor. Burada iki kişiyiz. Beraberimizde bir köpek, akşam yemeğimiz, iki şişe bira ve bir de kanaryamız var. Kanarya şu anda uyuyor. Ayrıca bizi radyo istasyonu Cadena Dial La Coruna destekliyor. Şu anda İspanya’nın Finisterra Galicia kıyısında ve A-853 numaralı Deniz fenerinde olduğumuzu göz önünde bulundurarak, buradan hiçbir yere gitmeye niyetimiz olmadığını söyleyelim. Deniz fenerimizin İspanya’daki deniz fenerleri arasında büyüklük açısından kaçıncı sırada olduğu konusunda hiçbir fikrimiz yok. Kayalık sahillerimize kafadan geçirmek üzere yönlenmiş geminizin emniyeti için istediğiniz tedbiri alabilirsiniz. Ama yine de ısrarla tavsiye ediyoruz. Rotanızı 15 derece güneye çevirin.”

Amerikalılar: “Tamam, anlaşıldı. Teşekkürler…”

İlginizi Çekebilir

2’nci Bursa Turizm Fuarı kapılarını açtı

Acenteler ile otellerin buluşacağı profesyonel bir fuar olarak Bursa’nın turizm alanındaki en önemli buluşmalarından biri haline ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir