Yiyecekler de çok bozdu 2

Önceki yazımı okuyanlar biyolog kardeşimi hatırlayacaktır. Bir gün bu kardeşimle yine dünyanın hali üzerine konuşurken bana Mono Sodyum Glutamat’tan bahsetti. Kısaca MSG diye geçen ve 2013 yılında Resmi Gazetede yayınlanan “Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği” ekler kısmında E-621 kod numarası ile kullanımı serbest olan bu katkı maddesi halk arasında Çin Tuzu olarak biliniyor. Beynimize işleyerek tat algımızla oynayan bu MSG maddesi, düzenli tüketildiği takdirde vücudun hormon dengesini ve metabolizmayı bozmak suretiyle bağımlılık yapmaktadır.

Öncelikle nedir bu Mono Sodyum Glumatat; glutamik asit olarak bilinen bir aminoasidin tuzudur. Glutamik asit doğal gıdalarda da bol miktarda bulunur. Gıdalara eklenen MSG ve benzeri diğer kimyasal katkılar dilimizdeki “umami tat” adı verilen beşinci tat duyusunun algılayıcılarını (reseptör) uyarır ve beynimizdeki tad algısını değiştirir, yani bir anlamda beyni aldatır. Umami tat duyusunu uyararak gıdaları daha lezzetli hale getirip, iştahı açar. Bu özelliğinden dolayı hazır gıda endüstrisinin çok ilgisini çekmiş ve sentetik olarak da üretilip kullanılmaya başlanmıştır.

Fakat elbette yapay Mono Sodyum Glutamat doğal olarak gıdalarda bulunan MSG ile birebir aynı ve zararsız olarak geliştirilememiş. Dolayısıyla her sentetik katkı maddesi gibi MSG de sinir sisteminde anormal uyarılara yol açan bir nörotoksinden olmaktan öteye gidememiştir.

Peki, biz bu ne idüğü belli olmayan bu katkı maddesi hangi yiyecekler aracılığıyla vücudumuzda birikiyor diye soracak olursak onun da cevabı şöyle; TÜM PAKETLENMİŞ GIDALAR. Evet, paketlenmiş gıdalardan uzak durmamız kesinlikle kendimize yapacağımız en büyük iyilik olur. Paket gıdaların içindekiler kısmına baktığımızda MSG maddesi, “Monosodyum glutamat, MSG, glutamat, glutamik asit, glutamin, vetsin” gibi isimlerle karşımıza çıkıyor. Yani içindekiler kısmında direk Mono Sodyum Glutamat yazmasa da farklı isimlerle bir şekilde o paketli gıdanın MSG içerdiğinden emin olabilirsiniz. Bu arada işlenmiş et ürünlerinden de bahsetmek gerek. Biliyorsunuz ki Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) 2015 yılı sonunda, sucuk ve işlenmiş et ürünlerini kanıtlanmış kanserojen aktivitesi olan ürünler olarak niteledi. Bu işlenmiş et türevlerinde Mono sodyum Glutamat elbette olmazsa olmaz.

Market raflarını süsleyen cipsler, hazır köfte harçları, et suyu tabletleri (bulyon), tavuk suyu tabletleri, hazır soslar (örneğin ızgara et sosları, soya sosu, salata sosu vb.), konserve, dondurulmuş yiyecekler, kurutulmuş yiyecekler, hazır çorbalar, hazır paketli ve kutu içindeki dondurmalar, meyveli yoğurtlar, bazı katı yağlar (margarin), tatlı-tuzlu hazır paketli ürünlerde bulunduğu yetmiyormuş gibi  “Tuzot” ve “Vegeta” markalarıyla marketlerde baharat olarak satılan ürünlerin içinde de bol miktarda MSG vardır. Ayrıca tüm kötülüklerin konuşlandığı fast food ürünlerinde de elbette yoğun bir şekilde MSG kullanılıyor.

Peki, tüm bu yiyeceklere yarın yokmuşçasına Mono Sodyum Glutamat ekmek niye? Çünkü gıda maddeleri üretilirken uygulanan bazı fabrikasyon işlemler, lezzet kaybına sebep olur. Bu lezzet kaybını telafi etmek üzere gıdalara lezzet artırıcı bazı maddeleri ekleme mecburiyeti ortaya çıkar. MSG gıda ürünlerine lezzeti belirginleştirmek ve o ürünün daha lezzetli algılanmasını sağlamak üzere eklenir. Üreticilere daha az maliyet ile daha lezzetli ürünler üretme imkanı verir. Ayrıca MSG’nin en belirgin özelliklerinden biri de insana yedikçe yedirtmesidir. Yani bağımlılık.

Ben bu bağımlılık halini bir dönem ciddi anlamda yaşamıştım. Salt Mono Sodyum Glutamat’a bağlayamam bunu ama bir dönem yaklaşık üç-dört aylık süreçte her gün mutlaka Browni intense yemiştim. Bana istisnasız her gün Browni intense yediren şey beni ona tabiri caizse tutsak etmek istedi diyebilirim. Durumun farkına vardığımda sigara tiryakilerinden farksız olduğumu gördüm ve çikolatayı bıraktım. Ertesi gün ve onu takip eden hafta içerisinde baş ağrısı, konsantrasyon eksikliği ve huzursuzluk gibi yoksunluk belirtileri gözlemledim kendimde. Bu bağımlılık hali herkeste bende olduğu gibi tek bir gıda ürünü üzerinden vuku bulmayabilir. Ama bir bakarsınız canınız gün aşırı ‘tatlı’ bir şeyler istiyor ve meyve de tatlı bir gıda olmasına rağmen bu isteğinizi bastıramıyor. Muhakkak yaşamışsınızdır bu durumu. Meyveyi yersiniz ama o ‘tatlı’ isteği gitmez. İşte o noktada durup benim canım gerçekten tatlı mı istiyor yoksa başka bir şey mi diye düşünmek gerek. Tabi ben kendi tecrübemden yola çıkarak tatlı örnekler versem de cips gibi paketli tuzlu bisküviler gibi ürünlerde de bolca MSG bulunduğundan ‘tuzlu’ isteyebilir ve sağlıklı bir tuzlu yiyecek yediğinizde bu isteğinizi bastıramayabilirsiniz.

Dolayısıyla bu madde obeziteye davetiye çıkarır. Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD) tarafından 2017 yılında yayınlanan obezite raporuna bakıldığında 2015 yılında Türkiye’de obezite oranı OECD ortalamasının üstünde olup, yüzde 22,3 seviyesinde. Ayrıca ülkemizde kadın obezitesi erkeklerin oranının yaklaşık 2 katı. Kadınların erkeklerden çok daha fazla orana sahip olduğu diğer ülkeler ise ABD, Güney Afrika, Şili ve Meksika olarak öne çıkıyor. Obezitenin yetişkinlerde en fazla görüldüğü OECD ülkelerinin başında ise yüzde 38,2 ile ABD yer almaktadır. ABD’yi Meksika, Yeni Zelanda, Bulgaristan ve Avustralya izliyor. Çocuklarda da durum farklı sayılmaz zira bugün fast food restoran zincirleri hınca hınç çocuklarla dolu. Özellikle karne günleri çocuklar ebeveynleri tarafından ödül olarak bu restoran zincirlerine götürülüyor içinden oyuncak için, teoride ekmek arası köfte ancak pratikte tamamıyla kimyasal koruyucu maddeler içeren, doymuş ya oranı yüksek ve tabii Mono Sodyum Glutamat açısından zengin olan o hamburgerleri lüpletiyorlar.

Sonuç ne mi? Yine OECD raporuna göre 2014 yılında 15 yaşındaki çocuklarda fazla kilonun ya da obezitenin en çok görüldüğü ülke yüzde 31 ile ABD. Ardından yüzde 24,5 ile Kanada, yüzde 21,5 ile Yunanistan ve yüzde 18 ile İzlanda geliyor. Türkiye, Fransa ve İsviçre ile birlikte yüzde 12 oranıyla çocuklarda fazla kilonun ya da obezitenin en az görüldüğü ülkeler arasında yer alıyor. ‘En az’ ibaresi sizi yanıltmasın her 100 çocuktan 12’sinin obez olması gerçekten kontrol altına alınması gereken tehlikeli bir durum. Ama diğer ülkelerde durumun vahameti daha yüksek olduğundan kendi ülkemiz adına iyimser bir tablo denilebilir. Bu noktada yapılması gereken kesinlikle beslenme alışkanlıklarımızdan paketli gıdaları ve fast foodu çıkararak çocuklarımıza örnek olmak. Çünkü eğer çocuklarınıza bir alışkanlık kazandırmak istiyorsanız o alışkanlığı öncelikle siz kazanmalısınız. Çocuklar sizin söylediğinizi değil yaptığınızı yaparlar.

Nihayetinde yediğimize içtiğimize dikkat etmekte fayda var zira biz bir çikolata yediğimiz sanıyoruz fakat gerçekte onlarca kimyasal katkı maddesi tüketiyoruz.

İlginizi Çekebilir

Sel mağduru esnafa müjdeyi Bakan Varank verdi

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank, “Cumhurbaşkanımızın talimatıyla sel felaketinden etkilenen Eminönü esnafına, 100 bin liraya ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir