Zabıta dilencilere aman vermiyor!

Son günlerde ne kadar çok dilenci, dolandırıcı ve hırsızlık haberleri duyuyoruz farkında mısınız?  Vaktini ve emeğini helal kazanç yerine bu tür illegal yöntemlere yeltenenlerin sayısı oldukça artmış durumda. Her köşe başında, her caminin kapısında bir ya da birden fazla dilenciye rastlıyoruz. Market kapıları, AVM girişleri bunlardan geçilmiyor. Dolandırıcılık haberlerini zaten normal karşılıyoruz artık. Her gün başka bir yöntem her gün başka bir oyunla insanların ellerinden ekmek paraları nafakalarını alma gayretindeler. Hırsızlar ona keza. Günyüzü görmemiş numaralar, yöntemleri okuyoruz her gün… Maalesef bu tür suçların cezalarının yetersiz olması bunların işlenme oranının yükseltiyor. Bir de denetimler yetersiz kalınca ortaya gerçekten ciddi garabet bir durum çıkıyor.

Ancak son günlerde Bursa’da özellikle dilencilere yönelik ciddi adımlar atıldığını görüyoruz. Büyükşehir Belediyesi Zabıta Dairesi Başkanlığı ekipleri, kentin merkezi noktaları ve cami önlerinde vatandaşların duygularını sömürerek dilencilik yapanlara karşı üst üste operasyonlar yapıyor. Dilencilik yapanların ceplerinden çıkan paralar da oldukça şaşırtıcı düzeyde. Bu da insanların merhamet duygularını sömürerek elde edilen haksız kazancın boyutlarını gözler önüne seriyor. Bu olumsuzluğun önüne sadece zabıta tedbirleri ile geçmek mümkün olmuyor. Bir söz vardır hani her gördüğün sakallıyı deden sanma diye… Sadaka verirken de bu tür dilencilere vermemek en güzeli. Hatta bu dilencileri görüldüğü yerde ihbar etmek daha sağlıklı bir sonuca götürecektir vaziyeti. Eğer gerçekten ihtiyaç sahibiyle devletimizin çeşitli kurumları gereken desteği sağlamış olur. Yani ihtiyaç sahibi belirlenerek, onlar için ayrılan kaynaktan o ihtiyaç sahibi de faydalanır. Yok, durumu istismar ediyorsa, hayır diye verdiğiniz paralar birilerinin istismar ederek çalışmadan elde ettiği bol kazanç olacak.

Dilenciye para vermemek en iyisi…

Gelelim tekrar Büyükşehir Belediye Zabıtasına son aylarda Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ın kararlı tutumuyla da birlikte kaldırım işgalleri, seyyar satıcılara yönelik denetimler gözle görülür şekilde arttı ve ciddi anlamda devam ediyor. Olumsuzlukların görece olarak azaldığını söyleyebiliriz. Dilencilere yönelik her türlü ihbarı da değerlendiren ekipler bunlara yönelik operasyonları sürdürüyor. Böyle devam ederse bu sayılan olumsuzluklar ciddi anlamda azalacak. Büyükşehir Zabıta, ilçelerle de koordineli şekilde bu çalışmaları kararlılıkla yürütmeli…

 

Kendimiz yapmaktan başka şansımız yok!

Malum S-400 ve F-35 gerek Türkiye gerekse dünyanın en önemli gündem maddelerinden biri. S-400 hava savunma sistemlerinin Türkiye’ye gelmeye başlamasıyla birlikte ABD F-35 programından Türkiye’yi çıkardığı açıkladı. NATO, her he kadar yarım ağızla bir şeyler söylüyor olsa da onlarında durumdan oldukça rahatsız olduğu ortada. Oysa mevcut şartlar ve Türkiye’yi çevreleyen tehlikeler yaşananlardan en fazla rahatsızlık duyması gerekenin Türkiye olduğunu açık ortaya koyuyor. Suriye sınırımızda korsan terör devleti girişimi, Doğu Akdeniz’de haklarımızı gasp etmeye çalışan oluşumlar, İran’ın durumu, Ermenistan ve Gürcistan’daki belirsizlikler, Bulgaristan ve Romanya’da yapılan askeri yığınaklar… Türkiye, bunca tehditle çevrelenirken, silahlanmak ve kendini korumak için atması gereken adımları atmak durumunda. Ama asıl olan yerli silahlarını üretmek. Füzesini de uçağını da kendisi üretmek zorunda Türkiye’nin. Elin büyük nazla ve büyük paralarla verdiği silahlarla yarına umutla bakmamız mümkün değil. O nedenle yerli ve milli silah sanayimizdeki adımlar daha da hızlanarak devam etmek durumunda.

Türkiye, İsrail ve ABD’nin vermediği silahları kendisi üretmeyi başardı İHA ve SİHA’lar başta olmak üzere. Önümüzdeki dönemde muharip uçağı ve füze sistemleri başta olmak üzere her alanda kendi üretimini kendisi yapmayı başarmalı ve başaracak. Ne S-400’lere ne f-35’lere muhtaç olmamak zorundayız. O nedenle yerli milli silah sanayiinin gelişmesi Türkiye’nin birinci önceliği olarak kalmaya devam edecek. Unutmayalım ki tam bağımsızlığın yolu kendi silahını kendi ekonomisini kendi üretimini yapabilmekle mümkün olacak. Bugün unutmayalım ki Türkiye’yi tehdit eden kuruluşların başında ülkemizin de üyesi olduğu NATO gelmektedir. NATO, Türkiye için bir güvenlik ve savunma örgütü değil, tam aksine bağımsızlık ve güvenliğini tehdit eden bir örgüttür. Türkiye adımlarını buna göre atıyor ve atmaya devam etmek zorundadır.

Mudanya Kadın Meclisi’nden örnek adım!

Mudanya Kent Konseyi Kadın Meclisi, örnek proje ve çalışmalarla gündeme gelmeye devam ediyor.  Bir sivil toplum kuruluşu olarak kendi işiyle uğraşan nadir kuruluşlardan biri olan Mudanya Kent Konseyi Kadınlar Meclisi’nin etkinliklerini ilgiyle takip ediyoruz. İşte son olarak çok güzel ve sevimli bir organizasyona destek veriyorlar.  Mudanya Kent Konseyi Kadın Meclisi üyeleri, İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şubesi’nin başlattığı “Bizim de Katkımız Olsun” kampanyasına destek veriyor.

Köylerdeki çocukların kitap, oyuncak ve kıyafet ihtiyaçları için başlatılan kampanyaya destek veren Kent Konseyi Kadın Meclisi yönetimi, “Dünya paylaştıkça güzelleşir. Kampanyaya bizim de katkımız olsun” sloganıyla topladıkları elbiseleri Mudanya’da İMO Kadın Komisyonuna teslim etti.

Çok da güzel yaptılar…

Tarihten bir alıntı…

Çanakkale Savaşında siperlerin gerisinde yaralı askerlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey “Morfin“di.

Doktorlar yaralı askerlere ağrı kesici bulmakta zorlanıyorlardı.

Bu yüzden bir nöbet tutuluyordu.

Hastaların ameliyatı için hazırlanan çadırın önüne bir masa kurulmuştu..

Sedye ile gelen her yaralı,

Burada masaya koyuluyordu.

Doktorun elinde enjektör,

Enjektörün içinde ağrı kesici…

Doktor ilk muayeneyi yapıyordu ve yaşama olasılığı olan, ameliyat edilmesi halinde yaşayacağına inandıkları askerlere ağrı kesiciyi yapıyordu..

Oysa gelen her yaralının ağrı kesiciye ihtiyacı vardı. Fakat herkese yetecek kadar ağrı kesici yoktu…

Doktor duygusal karar vermemek için yaralıların yüzüne bakmamakta,

İyileşme şansı yüksek olan yaralılara ağrı kesici yapmaktaydı…

Yine doktorun önüne bir asker getirildi…

Yaralının ağır yaralarına bakan doktor,

Askerin iyileşemeyeceğini öngörür ve ona ağrı kesiciyi yapmaz…

O sırada askerden iniltili bir ses duyulur… “Baba!”

Herkesin gözü doktora çevrilir, yaralar içinde kıvranan asker doktorun öz oğludur…

Doktor buna rağmen yine ağrı kesiciyi oğluna yapmaz ve bir kaç saat sonra da oğlu şehit olur…

Doktor, şehit olan oğlunun cansız bedenine sarılır ve şöyle der:

“Affet oğlum, o senin hakkın değildi”

İşte bu topraklar hakkı olmadığı için

Tek bir ağrıkesiciyi bile oğlundan esirgeyen o güzel insanlar tarafından vatan yapılmıştır. Ve bizim…

Çanakkale savaşını kazandığımız

O tarihi anlardan biri de hiç şüphesiz

Doktor Tarık Nusret’in hakkı olmadığı için öz oğluna ağrı kesici yapmadığı

O andır…

İlginizi Çekebilir

Özhaseki CHP’ye sert çıktı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki, CHP’li belediyelerde işten çıkarmalar yaşandığını belirterek “İdeolojik takıntı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir