
Şimşek, Sapanca'da düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi'nin (UEZ 2026) açılışında yaptığı konuşmada, savaşın "büyük bir şok" olduğunu söyledi.
Geçmişe oranla bakıldığında bugün yaşanan savaşın enerji piyasalarına etkisinin gerçekten büyük olduğunu vurgulayan Şimşek, "Çünkü Hürmüz Boğazı kritik bir geçiş noktası. Sadece petrol açısından değil, gübre ve doğal gaz açısından da öyle. Dolayısıyla, bu şokun büyüklüğünün farkındayız." diye konuştu.
Geçmişteki benzer savaş veya şoklarla karşılaştırıldığında petrol fiyatlarındaki artışın oldukça yüksek olduğuna işaret eden Bakan Şimşek, "Kırılgan bir ateşkes var. Umarım bu ateşkes devam eder. Piyasalar şu an itibarıyla bu kırılganlığı bir miktar yansıtıyor. Ateşkes sürse dahi maalesef küresel ekonomi açısından da Türkiye açısından da bir miktar tahribat söz konusu." değerlendirmesinde bulundu.
Şimşek, küresel ekonomideki gelişmelere de değinerek, şu ifadeleri kullandı:
"Savaşın getirdiği yıkım ve bunun rehabilitasyonu biraz zaman alacak. Bugünkü ateşkes devam etse dahi bunun etkileri hissedilecek. Jeopolitik olarak da ne bölge ne de dünya eskisine dönmeyecek. Büyük kırılmaların olduğu bir dönemdeyiz. Ticaret savaşları ve getirdiği parçalanmalar, demografik dönüşüm, iklim krizi, yapay zeka ve otomasyonun dönüştürücü ve yıkıcı etkileri… Aslında birçok boyutla zorlu bir dönemden geçiliyor."
"Türkiye'nin dayanıklı olduğuna inanıyoruz"
İtalyan düşünür Antonio Gramsci'nin "Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğum sancıları çekiyor, şimdi canavarlar zamanı." sözünü anımsatan Şimşek, savaşların aslında canavarlar dönemini yansıttığını söyledi.
Şimşek, savaşın etkilerine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Savaşlar diğer şoklara oranla çok daha kalıcı ve büyük sonuçlar doğuruyor. Türkiye'nin dayanıklı olduğuna inanıyoruz. Bunu da geçen sene ispatladık, bu sene de ispatlayacağız. Hatırlarsanız 2025'te önemli şoklarla karşı karşıya kaldık. Ticaret savaşlarının piyasalarda yarattığı hareketlilik ve volatilite. Akabinde '12 Gün Savaşı'. İçeride kuraklık ve zirai don. Bütün bunlar geçen sene önemli gündem maddeleriydi. Ama biz tüm bu şokları programda çok önemli kayıplar yaşamadan atlattık. Tabiri caizse program kendisini kanıtladı, rüştünü ispat etti. 2023 ortasından bu yana uyguladığımız program aslında Türkiye'nin makroekonomik temellerini sağlamlaştırdı, dayanıklılığını artırdı ve bizi şoklarla baş edebilecek duruma getirdi. Peki bu seneki, şu anda içinden geçtiğimiz sıkıntılı dönemi en az zararla atlatabilecek miyiz? Esas sorun bu. The Economist dergisinin bir grafiğini gördüm. Burada ülkeleri iki ayrı kategoride sınıflandırıyor. Kimler dayanıklı, kimler şoklara daha çok açık, daha çok maruz kalabilir. Burada Türkiye, güçlü tamponlara, düşük makroekonomik dengesizliklere ve sağlam temellere sahip bir ekonomi olarak öne çıkıyor. Ayrıca, Orta Doğu'daki çatışmaların özellikle enerji ve doğal gaz kanalı üzerinden Türkiye'ye yansıması, sınırlı bağlantısallık nedeniyle görece daha düşük kalıyor. Bu çerçevede, The Economist'in değerlendirmesine göre Türkiye, mevcut jeopolitik şoklara karşı daha yüksek bir dayanıklılık sergileyebilecek ülkeler arasında yer alıyor" değerlendirmesinde bulundu.
"Maliye politikası geçmişe oranla bugün de sağlam yapıda"
Türkiye'nin Orta Doğu'ya, özellikle Hürmüz Boğazı'nı kullanan tedarikçilere olan enerjide bağımlılığının yok denecek kadar az olduğunun altını çizen Şimşek, doğal gazda İran'dan bir miktar ithalatın olduğunu ama onun, boru hatlarıyla olduğu için şu ana kadar etkilenmediğini dile getirdi. Petrolde hemen hemen neredeyse bağımlılığın olmadığına işaret eden Şimşek, "Bu, önemli. Çünkü ateşkes devam etmezse, bu savaş uzarsa birçok ülkede enerji arz güvenliği sorunu yaşanacağı için, bu sadece doğal gaz ve petrol değil bütün türevlerini de etkiliyor. Türkiye'nin orada bir avantajı olur. Çünkü Türkiye dediğim gibi çok daha az oranda o bölgeye bağımlı." dedi.
Şimşek, Türkiye ekonomisinin dayanıklılığına dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:
"Dayanıklılığımızın en önemli alanı ve kaynağı maliye politikasının geçmişe oranla bugün de sağlam bir yapıda olması. 2023'te büyük bir deprem yaşadık, EYT gibi diğer birtakım konular da vardı. Ona rağmen biz bütçe açığını milli gelire oran olarak yüzde 3'ün altına düşürdük. Bizim bütçe açığımız ve borcun milli gelire oranı düşük. Bu da bize politikada manevra alanı tanıyor, şoklara daha güçlü tepki vermemizi sağlıyor. Hem kamu borcunun milli gelire oranı düşük hem de açığımız nispeten düşük. Geçen sene gelişmekte olan ülkelerde bütçe açığının milli gelire oranı ortalama yüzde 6,3'tü, yani Türkiye'nin iki katından fazlaydı. Yine bizim makroekonomik şoklara olan dayanıklılığımız daha yüksek. Reel kur, faiz ve büyümede eş zamanlı yaşanabilecek şoklara karşı kamu borcunun milli gelire oranının hassasiyeti, geçmiş dönemlere kıyasla belirgin şekilde azalmıştır."
"Rezerv yeterliliği anlamında oldukça rahat bir noktadayız"
Şimşek, dış açığın kritik bir kırılganlık alanı olmaya devam ettiğini vurgulayarak, petrol fiyatlarındaki artışın cari açığa doğrudan yansıyacağını ifade etti. Savaşın yalnızca enerji kanalıyla değil, ticaret ve turizm üzerinden de ekonomiyi etkileyeceğini dile getiren Şimşek, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ve bölgeye yakın ülkeler açısından en temel riskin cari dengedeki bozulma olduğunu belirtti.
Şimşek, "Açık bir miktar artacak. Ama bizim açıktaki artışa rağmen brüt dış finansman ihtiyacımız geçmişin altında olacak. Bu elbette bir kırılganlık, ancak bunu yönetilebilir görüyoruz." diye konuştu.
Türkiye'nin toplam borçluluğunun geçmiş şoklara oranla düşük olduğunu anlatan Şimşek, bu nedenle bu şoku en az zararla atlatabileceğini ve Türkiye'yi yeniden güçlü şekilde konumlandırabileceklerini vurguladı.
Şokun başlangıcında özellikle uluslararası rezervler alanında önemli tampon inşa ettiklerinin altını çizen Şimşek, "Bu savaşla birlikte risk iştahında bir düşüş gerçekleşti, Türkiye'den bir miktar sermaye çıkışı oldu. Ateşkesle birlikte şimdi geri geliyor. Vatandaşlarımızın döviz talebi, programımıza olan güven sayesinde oldukça sınırlı kaldı. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, rezerv yeterliliği anlamında da biz oldukça rahat bir noktadayız." değerlendirmesinde bulundu.
SAKARYA (AA) - Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sanayide dönüşümün ana motorlarından birinin savunma sanayisi olacağını belirterek, "Çünkü, savunma sanayi kabiliyetiniz varsa ikili kullanım daha sonra da sivil sektörlere yani diğer alanlara ciddi teknoloji transferi oluyor. Aslında savunma sanayisini ihtiyaçtan dolayı önceliklendirdik. Fakat sanayideki dönüşümün çok büyük ihtimalle ana motoru bu alan olacak. Yani katma değer zincirinde yukarı çıkışımızı savunma sanayisi sağlayacak. Bu konuda gerçekten önümüzde büyük fırsatlar var." dedi.
Şimşek, piyasaların gelişmelere tepkisine dikkati çekerek, Türkiye'nin olumlu yönde farklılaştığını, Borsa İstanbul'un gelişmekte olan ülkeler endeksine göre daha iyi bir performans gösterdiğini bildirdi.
Şimşek, risk priminde bir miktar artış olduğunu ancak temeller sağlam olduğu için ateşkesle CDS'in hızlı bir şekilde tekrar düşüşe girdiğini ifade ederek, "Burada en önemli hususlardan biri vatandaşlarımızın programa ve bize olan güveni." diye konuştu.
"Programı önceliklendirdik"
Geçmişte benzer savaş durumlarında döviz talebinin çok yüksek olduğunu, bu defa durumun çok mütevazı olduğunu anlatan Şimşek, şöyle devam etti:
"Geçen sene hatırlarsanız yaşadığımız gerilimlerin sonucunda yaklaşık 40 milyar dolarlık bir döviz çıkışı söz konusuydu. Bu sene savaşın çok daha büyük olmasına ve uzamasına rağmen çıkış yarısı kadar oldu. Bu, şu anlama geliyor. Geçen sene verdiğimiz doğru tepkilerle bu tip kaygıları azalttık, piyasanın işleyişini önceliklendirdik. Piyasa iyi işleyecek, likiditeyi sağlayacaksınız, bununla birlikte güveni kazanıyorsunuz. Biz ilk günden şunu söyledik, piyasanın sağlıklı şekilde işlemesi için gerekeni yapacağız, ikincisi de bu dezenflasyon programını önceliklendireceğiz. Yani programın rayından çıkmasını engelleyeceğiz. Tabii ki etkilenecek ama biz programı önceliklendirdik. Çünkü bizim için en büyük öncelik hayat pahalılığıyla mücadele. Dezenflasyonun güçlü bir şekilde devamı için ne gerekiyorsa yapacağız."
"(ABD-İran Savaşı) Bu önemli bir şok ama bu şoku yönetilebilir görüyoruz"
Bakan Şimşek, makro ekonomik istikrar ve reform programının 3 aşamalı olduğunu dile getirerek, birinci aşamada risklerin yönetimine odaklandıklarını, ikinci aşamada dezenflasyonun başladığını ve bütçe dengelerini iyileştirdiklerini, üçüncü aşamanın ise savaş şokuyla başladığını belirtti.
Şimşek, programın üçüncü aşamasıyla ilgili, "Bu şok, programın üçüncü aşamasının bir miktar süresini uzatacak ama bu bizi hedeflerimizden saptıramaz. Sadece ihtiyaç duyduğumuz süre artacak. Bizim için fiyat istikrarı en büyük öncelik. Fiyat istikrarı olmadan sürdürülebilir yüksek büyüme olmaz." değerlendirmesinde bulundu.
Savaşın etkilerini rakamlarla açıklayan Şimşek, yılbaşından bu yana ortalama petrol fiyatının yaklaşık 81 dolar olduğunu, bu baz alındığında enflasyona ilaveten yaklaşık 3 puan etkisi olabileceğini belirtti.
Şimşek, Orta Vadeli Program (OVP)'da petrol fiyat öngörülerinin 65 dolar olduğunu hatırlatarak, şunları kaydetti:
"80 dolar demek 15 dolarlık etki demek. Cari açığı yüzde 1,5'in altında öngörüyorduk. Şimdi yaklaşık belki 1 puan yükselebilir. Onu da yönetilebilir görüyoruz. Büyümeyi yüzde 4 civarı öngörüyorduk. Şimdi belki 0,5-1 puan daha düşük olabilir. Bütçe açığını yüzde 3,5 olarak öngörmüştük. Belki yarım puana kadar daha yüksek olabilir ama benim buradaki mesajım şu, bütün bu etkiler yönetilebilir. Dolayısıyla programı rayından çıkartmaz, programı etkiler, programın süresini bir miktar uzatabilir. Dolayısıyla bugünkü ana mesajım bu, biz programı önceliklendirdik, burada kararlıyız. Bu önemli şok ama bu şoku yönetilebilir görüyoruz."
"Dezenflasyonun güçlü bir şekilde devamı için ne gerekiyorsa yapacağız"
Savaşın dezenflasyon sürecine etkisine değinen Şimşek, ideal olarak öngörülerinin bu yıl enflasyonun yüzde 20'nin altında gerçekleşmesi olduğunu ancak savaşla birlikte piyasaların, beklentilerini yüzde 25'e kadar çıkarttığını bildirdi.
Şimşek, "Bu ateşkesin devamı halinde dezenflasyonun kaldığı yerden, güçlü bir şekilde devamı için ne gerekiyorsa yapacağız." dedi.
Savaşın enflasyona etkisini sınırlandırmak için bütçedeki imkanları devreye aldıklarına işaret eden Şimşek, "Eşel mobil sistemini devreye almasaydık ve petrol fiyatları ortalama 80 dolar olsa manşet enflasyon 3,6 puan daha yüksek olurdu. Eğer 80 dolarda kalırsa ortalama sadece 1,1 puan yükselmiş olacak. Benzin, mazot, gibi akaryakıt ürünlerinin enflasyona doğrudan etkisinden bahsediyorum. Onun için bütçe gelirlerinden feragat ettik, dezenflasyonu önceliklendirdik." ifadelerini kullandı.
"Savaşın ihracata etkisi sınırlı olacak"
Bakan Şimşek, dış ticaretin savaştan nasıl etkilendiğine de değinerek, Türkiye'nin bölgeye olan ihracatının toplam ihracatının yüzde 11'ini oluşturduğunu anlattı.
Söz konusu ülkelerle bağlantısallık sorunu olmadığını, savaşın ihracata etkisinin sınırlı olacağını dile getiren Bakan Şimşek, bölgeden gelen turist sayısının yaklaşık 7 milyon olduğunu, bunun 3 milyonunun İran kaynaklı olduğunu, söz konusu pazardan yaklaşık 8 milyar dolarlık turizm geliri elde edildiğini ifade etti.
Bölgeye giden turist akımlarının yön değiştirebileceğine dikkati çeken Şimşek, "Bu turistlerin önemli bir kısmının Türkiye'yi tercih etmesini bekliyoruz. Bölgeden turist sayısında sınırlı bir düşüş olsa dahi, Rusya başta olmak üzere, alternatif pazarlardan Türkiye'ye yönelimin artacağını öngörüyoruz. Ateşkesin devam etmesi halinde ise turizm üzerindeki etkinin oldukça sınırlı kalabileceğini, hatta hiç hissedilmeyebileceğini değerlendiriyoruz." diye konuştu.
Bu yıl için cari açığın milli gelire oranını yüzde 1,3 olarak öngördüklerini ancak savaşın etkisiyle bu oranın yüzde 2,5 seviyelerine yükselebileceğini aktaran Şimşek, söz konusu artışın yönetilebilir olduğunu vurguladı.
Şimşek, yeşil dönüşümde başarıyı yakaladıklarını, Türkiye'nin giderek daha fazla enerjiyi rüzgardan, güneşten, jeotermalden, elektrik santrallerinden elde ettiğini, yenilenebilir enerjinin toplam enerjideki payının arttığını bildirdi.
"Savaşın etkisini gerek bölgede gerekse de Türkiye'de heba etmeyeceğiz"
Bakan Şimşek, hiçbir krizin heba edilmemesi gerektiğine işaret ederek, şöyle devam etti:
"Kapsamlı reform gündemimiz var. Sanayide dönüşüm, katma değer zincirinde yukarı çıkmak bizim için önemli bir öncelik. İkiz dönüşüm, yani yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm önceliklerimiz. Altyapıya son 20-25 yılda 350-400 milyar dolarlık yatırım yaptık. Şimdi bu yatırımları devam ettireceğiz ama daha çok demir yollarına yatırım yapacağız. Niye? Çünkü rekabet gücümüzü artırmak istiyoruz. Limanlara, demir yollarına, bağlantısallığa, lojistiğe yatırım yapacağız. Doğrudan yatırım çekmek için, özellikle nitelikli yatırımları çekmek için de programlarımız olacak. En önemli konu da 'Terörsüz Türkiye'. Bu sayede bölgesel entegrasyon imkanlarını da artıracağız."
"HIT-30 Programı'nda güçlü destek vereceğiz"
Şimşek, kişi başına milli gelire kıyasla imalat sanayi katma değerinin güçlü seyrettiğine dikkati çekerek, buna karşın emek yoğun sektörlerde rekabet baskısının arttığını, bu alanlarda dönüşümü hızlandırmak amacıyla hedefli ve güçlü desteklerin sürdürüleceğini söyledi.
Katma değer zincirinde yukarı çıkmayı hedeflediklerini belirten Şimşek, daha nitelikli, orta-yüksek ve yüksek teknoloji ürünlere odaklanan kapsamlı programlar yürüttüklerini, bu programlar sayesinde orta ve uzun vadede sanayide dönüşümü gerçekleştirmeyi amaçladıklarını dile getirdi.
Bu çerçevede, HIT-30 Programı ile yüksek teknoloji alanlarına güçlü teşvikler sağladıklarını bildiren Şimşek, 5 yılda 8-10 ana başlık altında 30 stratejik ürüne toplam 30 milyar dolarlık kamu desteği verileceğini kaydetti.
Ayrıca YTAK Programı kapsamında 284 orta-yüksek ve yüksek teknoloji ürünü için kapsamlı finansman imkanları sunduklarına işaret eden Şimşek, bu adımların üretim yapısında kalıcı bir dönüşümü destekleyeceğinin altını çizdi.
- "Bölgedeki kargaşa, büyük ölçekli veri merkezlerinin Türkiye'ye yön çevirmesini sağlayabilir"
Bu sene dahil son 20-25 yılda Türkiye'nin enerji ithalatına 1,1 trilyon dolar ödediğine işaret eden Şimşek, "Bu, bizim dış borcumuzun 2 katı. Bu bizim cari açığın 1,6 katı, yani kümülatif. Şimdi o nedenle bizim için yeşil dönüşüm aslında makro ekonomik istikrar için olmazsa olmazdır ve gerçekten sonuç alıyoruz." dedi.
Şimşek, dijital dönüşümde arzulanan yerde olmadıklarını, yapay zeka hazırlık endeksinde Türkiye'nin benzer ülkelerden daha iyi ama gelişmiş ülkelerin gerisinde olduğunu kaydetti.
"Veri merkezlerini Türkiye'ye çekmek için çabalıyoruz"
Yapay zeka hazırlık endeksinde gelişmiş ülkelerle arayı kapatmak istediklerini vurgulayan Şimşek, şöyle devam etti:
"Bildiğiniz üzere 5G'yi devreye aldık, fiber altyapımızı güçlü şekilde genişletiyoruz. Aynı zamanda büyük ölçekli veri merkezlerini Türkiye'ye çekmek için aktif bir politika izliyoruz. Nükleer enerji yatırımlarımızın arkasındaki temel motivasyonlardan biri de bu. Bölgedeki mevcut jeopolitik belirsizliklerin, küresel veri merkezi yatırımlarının yönünü Türkiye'ye çevirebileceğini değerlendiriyoruz. Zira bu yatırımlar, ağırlıklı olarak enerjinin bol, güvenli ve maliyet açısından rekabetçi olduğu lokasyonlara yöneliyor. Türkiye, hem güçlü enerji altyapısı hem de rekabetçi maliyet yapısıyla bu alanda önemli bir cazibe merkezi olma potansiyeline sahip."
Şimşek, demir yolunun önemine de işaret ederek, "Türkiye'deki sanayi bölgelerini, üretim üslerini demir yollarıyla limana bağlamak istiyoruz. Bu, önemli bir proje. Sanayinin rekabet gücünü kalıcı şekilde artıracak ve burada ciddi yatırım yapacağız. Önümüzdeki 20 yılda en az 70 milyar dolar demir yollarına yatırım yapacağız ve temel hedefimiz yük taşıması olacak." dedi.
Tedarik zincirleri yeniden şekilleneceğini vurgulayan Şimşek, Türkiye'nin enerji arz güvenliğinde önemli koridor olduğunu dile getirdi.
"Savunmada gelecekte büyük fırsatlar var"
Şimşek, savunma sanayisine yönelik küresel ilginin hızla arttığını belirterek, Türkiye'nin bu alanda en hazırlıklı ülkelerden biri olduğunu vurguladı. Son 20 yılda kaydedilen ilerlemeyi anlatan Şimşek, bugün savunma sanayinde yürütülen 1400 projenin toplam AR-GE değerinin yaklaşık 100 milyar dolar seviyesine ulaştığını, bu güçlü birikim sayesinde Türkiye'nin savunma sanayinde giderek daha belirleyici bir küresel oyuncu haline geldiğini kaydetti.
Dünyada da savunma sanayisi harcamalarının hızla artacağına işaret eden Şimşek, "Sanayide dönüşümün ana motorlarından biri savunma sanayisi olacak. Niye? Çünkü, savunma sanayi kabiliyetiniz varsa ikili kullanım daha sonra da sivil sektörlere yani diğer alanlara ciddi teknoloji transferi oluyor. Aslında savunma sanayisini ihtiyaçtan dolayı önceliklendirdik. Fakat sanayideki dönüşümün çok büyük ihtimalle ana motoru bu alan olacak. Yani katma değer zincirinde yukarı çıkışımızı savunma sanayisi sağlayacak. Bu konuda gerçekten önümüzde büyük fırsatlar var."
Şimşek, Türkiye'nin inşaat alanında dünyada sıralamadaki yerine de dikkati çekerek, "Küresel inşaat liginde dünyada ikinci sıradayız ve yarım trilyon dolardan fazla projeyi hayata geçirdik. Savaş nedeniyle bölgemizde yıkım var. Bölgemizde barış, istikrar ve refah istiyoruz ama maalesef böyle bir durum yok. Yıkım olduğu için Türk inşaat firmaları çok büyük ihtimalle burada yine rol alacaklar. Doğrudan yatırımları çekebilecek miyiz? Dünya eski dünya değil, yani küreselleşme durdu, belki de gerileyecek. Ama ben yine de Türkiye'nin avantajları olduğunu düşünüyorum." değerlendirmesinde bulundu.
"Serbest ticaret anlaşmalarında çalışmalarımıza devam edeceğiz"
Türkiye'nin 23 yılda ortalama reel yüzde 5'in üzerinde büyüdüğünü, bunun da Türkiye'yi gelişmekte olan ülkelerin bir tık üzerine taşıdığını belirten Şimşek, "Türkiye'nin 54 serbest ticaret anlaşması var. Ticaretteki parçalanmaya biraz daha dayanıklıyız. Birleşik Krallık ile Körfez ülkeleriyle yeni nesil ticaret anlaşmaları müzakere ediyoruz. Biz hala kural bazlı ticaretin bizim menfaatimize olduğuna inanıyoruz. Dünyada kırılmalar olsa da bölgesel entegrasyonu küresel ticaretteki parçalanmalara karşı bir tedavi olarak görüyoruz. Serbest ticaret anlaşmaları noktasında çalışmalarımıza devam edeceğiz." diye konuştu.
Şimşek, yeni ticaret koridorlarının olacağını ifade ederek, şunları kaydetti:
“Yeni ticaret koridorlarına yatırım yapacağız. Özellikle Basra'dan Türkiye'ye kadar 1250 kilometrelik yeni otoyol, demir yolu ve petrol hatlarını öngörüyoruz. Çok büyük ihtimalle Körfez ülkelerinin enerjisini Avrupa'ya taşıma noktasında yeni hatlar söz konusu olabilir. Savaşlar jeopolitik önemimizi arttırdı. Biz bir taraftan batıyla ilişkilerimizi güçlendirirken, doğuyla da makul ilişkileri inşa ediyoruz. Evet savaşın yarattığı büyük bir şok var. Biz bu şokun yönetilebilir olduğunu düşünüyoruz. Ama bu şokun ötesinde bakıyoruz. Bu şok sonrası Türkiye için ne tür avantajlar var? Ona odaklanmış durumdayız. Özetle bu.”