Hazırlayan: Ömer Kaptan Kaptanomar@gmail.com
Haber Giriş Tarihi: 13.01.2014 17:49
Haber Güncellenme Tarihi: 13.01.2014 17:49
Hazırlayan: Ömer Kaptan Kaptanomar@gmail.com

Bursa’nın 14. yy’da oluşmaya başlayan en eski mahallelerinden biridir. Güneyinde Demirtaş kuzeyinde Ankara caddesi yer alan bu mahalle Gökdere ve İnönü Caddeleri’nin de arasında yer alıyor. Mahalleye ismini veren
Elmas Dede’nin ismi esasında
Ali Mest Dede’dir. Ali Mest ismi zamanla halk arasında elmasa dönüşmüştür. Mahalle teşekkül etmeye başlamadan evvel, Sultan
Yıldırım Bayezid bazı Buharalı dervişler için kendi mahallesi civarında yer vererek tekke kurmalarına izin vermişti. Bunlardan biri de Buharadan Bursaya gelen ve
İbrahim Ethem tarikatından olan Ali Mest Dede idi. Şimdiki Elmasbahçeler Mahallesi’nde eskiden var olduğu tahmin edilen tekkesinden eser yoktur.
Evliya Çelebi’nin anlattığına göre bu tekke yolcular için yapılmış son derece bakımlı bir tekke imiş. Elmas Dede’nin kabri de Haşim ,İşcan Caddesi’nde yol kenarındadır. Kaplanoğlu'nun verdiği bilgiye göre şu anda mahallede çoğunlukla 50’li yıllarda buraya göçen Bulgaristan göçmenleri yaşamaktadır. Bursa Tarihinde Sanatsal Etkileşim:
Bursa’nın Osmanlı’da kültür başkenti olduğu 14. ve 15. yy.larda, sultan Yıldırım Bayezid gibi padişahların kazandığı savaşlarla ve yapılan fetihlerle birlikte ticaret ve sanatın dönemin Osmanlısını nasıl renklendirdiğiyle ilgili güzel bir makale öneriyorum. Sanat tarihçisi Prof. Dr. Zeren Tanındı'nın "Fetihlerin ve ticaretin sanata yansıması: Göçer bilginler, dervişler ve sanatçılar" yazısı bu konuda
1. Murat ve
1. Bayezid zamanında fetihlerle büyüyen Osmanlıda sanatın nasıl geliştiğini güzel örneklerle anlatıyor.
Timur'un etkisiyle doğuya doğru ve Balkan fetihleriyle batıya doğru gelişen bu sanat etkinliğini şuna benzer ilginç örneklerle aktarıyor Tanındı:
"1396 yılında
Niğbolu’da birleşik Avrupa ordularına karşı zafer kazanan sultan 1. Bayezid esir alınan ve aralarında burgonya dükü Philipin oğlu John'un da bulunduğu Fransız asilzadelerinin serbest bırakılması için fidye ister. Fransa kralından fidye olarak para ve çeşitli hediyeler gelir be bir yıl Bursa ve Mihaliç'e sevkedilen prensler kurtulur. Fransa'nın Burgonya bölgesinde dokunan ve Avrupa soyluları tarafından beğenilen
dokuma resimlerin ünü Osmanlı sarayına kadar ulaşmış olmalı ki 1. Bayezid bu esir prensler arasında olan John'dan fidye olarak güzel eski hikâyeleri betimleyen
tapestry (dokuma resimler ) istemiştir. Bu tapestrinin Osmanlı sarayına ulaştığına ilişkin bir ipucu gezgin
İbn Arapşah'ın seyahatnamesinde vardır. İbn-ül Arabşah Bayezid'i Ankara savaşında yenen ve Bayezidin hazinesine el koyan Timur'u 1405 yılında Semerkant'ta çadırında ziyaret ettiğinde kendisini çok etkileyen ve çadırın iç duvarına asılmış üzerinde kahramanlık konularının ağaçların, kuşların resimlendiği ve uzunluğu yaklaşık
7 metre olan bir tür perdeden söz eder. İbnül Arabşah'a bu perdenin Bayezidin hazinesinden alındığı söylenmiştir. İşte bu perde muhtemelen 1. Bayezidin Burgonyalı prensten istediği dokuma resim yani bir tapestry olmalıydı... 14. yy ın sonlarından başlayarak Bursanın ticaretini canlı turan ürünlerin başında
ipek ipliği ve ipekli tünlü kumaşların geldiği bilinmektedir. Bayezid dömeminde
Memluk Sultanı’na Bursa’dan giden hediyeler arasında altınlı ipekli kumaş ve kadife dokumaların olması gönderilenleri sıradan işler olmadığını gösterir. 15. Yy’ın başında Bursa’ya gelen seyyahlar pazarda ipek elbise alınabileceğini söyler.
Venedik elçisine verilen hediyeler arasında da üç tip Bursa ipeği vardır. Artık Polonyalı Rus ve Macar soyluları Ortodoks ve Katolik kiliselerin terkilileri Osmanlı ipeklisi giyiyordu. Ancak durum İtalya için farklıydı. Osmanlı sarayı daha gösterişli olduğu için İtalyan kadifesi giyiyordu.
Ancak bu kadifenin ipek ipliği Bursa’dan Floransa'ya gidiyor, Türk zevkine göre dokunarak Türk sarayına satılıyordu. Diğer taraftan Venedik'te oturan Türk tacirleri de Türk ipeklerini satıyorlardı." BURSANIN SÖZÜ Bu haftaki sözümüz, Osmanlı padişahları arasında en güzel türbe sandukasına sahip olan sultan
Çelebi Mehmet Han'ın yeşil türbedeki sandukasında yazıyor. Bu söz aslında sultan Çelebi Mehmet Han'ı öven cümlelerden ibaret. Ama sözü niçin paylaştığımı şimdi anlayacaksınız. Fotoğrafını paylaştığımız cephede görülen yeşil türbe sandukasında şu ibareler var: "Haza-l merkadu-l münevveru ve medca'-ul muattaru medfenü-s sultanul azam vel hakanul ekrem İftihari selatini-l alem,
Nasırul ibad, Amirul bilad, Dafiuzzul mi ve-l fesad" Manası şöyle: "Bu nurlanmış mezar ve kokusu hoş yatak, sultanların en büyüğü, hakanların en kerimi ve dünya sultanlarının medar-ı iftiharı,
Halkın yardımcı ve koruyucusu, Beldelerin imarcısı ve zulmün-fesadı defedici." (Mücahid Gazi sultan Mehmet Han'ındır.) İşte bu hafta paylaşmak istediğim ibareler şu son üç ibareydi ki bunlar sadece sultan Çelebi Mehmet hanın değil tüm Osmanlı sultanlarının özellikleri olmuştur. Osmanlının siyaset anlayışını ve padişahların dünya görüşünü yansıtan bu son üç özelliği tekrar özetle yazıyorum: Nasırul ibad: Halkına yardımcı ve koruyucu Amirul bilad : Beldeleri imar edici, hayır eserleri yapıcı Dafüuzzul mi vel fesad: İnsanların güven ve emniyeti için zulmü fesadı defedici.
BURSANIN ŞİİRİ Gerçi aşıklara salâ dinüldi Derdi olan gelsin dermanı buldum Ah ile vah ile cevlan ederken Cânımun içinde cânânı buldum Açılmış dükkânlar kurulmuş bâzâr Canlar mezâd olmuş dellâlda gezer Oturmış ümmetün beratın yazar Cevahir bahş iden dükkânı buldum Erenler meydana doğru varurlar Anda cem'oluban virür alurlar Cümle enbiyalar divan dururlar Hakk'a mahbûb olan sultanı buldum Akar gözlerimden yaş yerine kan Zerrece görünmez gözüme cihan Deryalar nûş idüb kanmaz iken can Aşıklar kandıran ummanı buldum Emir Sultan der ne hoş bâzâr imiş Aşıklar seyr idüb gezerler imiş Cümlenün maksûdı ol dîdar imiş Hakk'a karşı duran dîvânı buldum Emir Sultan / 15.yy Bursa