
Araştırmalar, özellikle Çin’den ithal edilen düşük maliyetli oyuncakların kalite kontrol süreçlerinden yeterince geçirilmeden piyasaya sunulduğunu ortaya koyuyor. Avrupa Güvenlik ve Standartlar Komisyonu’nun bu yıl yayımladığı rapora göre, piyasa denetimlerinde oyuncakların yüzde 35’inde kimyasal madde limitlerinin aşıldığı ve yüzde 20’sinin mekanik güvenlik kriterlerini karşılamadığı tespit edildi. Bu bulgular, devletleri ve uluslararası kuruluşları konuya daha kapsamlı çözümler getirmeye teşvik etmiş durumda.
Dijital pasaport projesi, bu çözümlerin başında geliyor. Oyuncakların yaşam döngüsünü takip edebilmek için tasarlanan bu yeni sistem; üretim sürecinden tüketiciye ulaşana kadar detaylı bilgi akışı sağlayacak. Her bir oyuncağa tanımlı bir QR kod ya da NFC etiket yerleştirilecek ve bu etiketler aracılığıyla kullanıcılar; üreticinin adı, üretim tarihi, kullanılan malzemeler, test raporları ve hatta geri dönüştürülme durumu gibi bilgilere kolayca erişebilecek.
ABD’de yapılan başka bir çalışma da bu tür uygulamaların ebeveyn davranışlarını nasıl etkileyebileceğine dair önemli ipuçları veriyor. Buna göre, ebeveynlerin yüzde 78’i oyuncak satın alırken artık yalnızca fiyat ve markayı değil, ürün güvenliği ve çevresel faktörleri de değerlendirme eğilimindeler. Dijital veri şeffaflığı sayesinde markalar tüketicilere güven vermekle kalmayacak, aynı zamanda yasal regülasyonlara da daha kolay uyum sağlayacak.
Gelecekte dijital pasaportun sadece çocuk oyuncaklarıyla sınırlı kalmayacağı, medikal cihazlar, çocuk kıyafetleri ve diğer bebek ürünlerinde de kullanılabileceği öngörülüyor. Sektör temsilcileri bu teknolojinin benimsenmesinin yalnızca bir zaman meselesi olduğuna inanıyor. Aynı zamanda, bu sistemin küresel ölçekte kabul görmesi için uluslararası iş birliklerinin artırılması gerektiği vurgulanıyor.
(Sema Yüksel Güngörmez)