
Klinik psikoloji alanında yapılan kapsamlı bir çalışma, afet sonrası dönemde katılımcıların yüzde 65'inin travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) belirtileri gösterdiğini ortaya koydu. Ayrıca, bu bireylerin yaklaşık yüzde 40'ının sürekli kaygı ve depresyon yaşadığı belirlendi. Çalışmanın yazarları, özellikle kriz anlarında sağlanan hızlı yardımın yanı sıra uzun vadeli destek programlarının kurulmasının önemine dikkat çekiyor. Öne çıkan bir bulgu ise, travma yaşayan kişilere sağlanan düzenli grup terapilerinin ve bireysel psikolojik danışmanlık hizmetlerinin ruhsal iyileşmeyi somut olarak desteklediği yönündeydi.
Sadece bireysel destek değil, toplumsal dayanışma ruhu da ruhsal toparlanma sürecinin kilit taşlarından biri olarak ifade ediliyor. Sosyal bilimciler, deprem gibi geniş etkili krizlerde toplumun birlikte hareket etmesinin ve duygusal bağların güçlendirilmesinin, bireylerin yalnızlık hissiyle başa çıkmalarına yardımcı olduğunu vurguluyor. Bu noktada özellikle aile bağlarının güçlendirilmesi ve dayanışma kültürünün yaygınlaştırılması kritik rol oynuyor.
Bir afet bölgesinde yapılan saha çalışmasında, çeşitli yaş gruplarından bireylere sunulan psikososyal desteklerin hangi açıdan fayda sağladığı değerlendirildi. Çocuklar için düzenlenen oyun terapilerinin onların travmatik olaylarla baş edebilme becerilerini artırdığı gözlemlenirken, yetişkin katılımcılar için düzenlenen destek gruplarının paylaşım ortamı yaratmada etkili olduğu görüldü. Ayrıca eğitim programlarının da farkındalık kazandırmada önemli katkılar sunduğu belirtiliyor.
(Dilvin Altıkardeş)