
Dijital zeka, bireylerin ve toplulukların dijital okuryazarlık, etik farkındalık ve online risk yönetimi gibi becerilerle donatılması anlamına geliyor. Bu kavram, özellikle eğitimden teknolojiye, iş dünyasından sosyal yaşamın dinamiklerine kadar geniş bir yelpazede etkisini hissettiriyor. Araştırmalar, dijital zeka yetkinliklerine sahip bireylerin ve kurumların geleceğin zorluklarına daha hazırlıklı olduklarını göstermekte.
Geçtiğimiz yıl Harvard Üniversitesi bünyesinde yapılan bir araştırma, dijital zekanın çalışan verimliliğini yüzde 45 oranında artırabildiğini ortaya koydu. Araştırmada dijital zekaya yapılan yatırımların, özellikle dijitalleşme sürecine uyum sağlayamayan küçük ve orta ölçekli işletmeler için hayati önem taşıdığı vurgulanıyor. Uzmanlar, dijital zekanın bir diğer boyutunun ise güvenlik olduğunu belirtiyor. Özellikle siber tehditlerin her geçen gün arttığı günümüzde, dijital beceriler yalnızca bir avantaj değil; aynı zamanda zorunlu bir savunma mekanizması niteliğinde.
Dijital zekanın yaygınlaştırılması konusunda atılacak adımlar arasında, eğitim programlarının bu doğrultuda yeniden yapılandırılması önemli bir yer tutuyor. Finlandiya’da hayata geçirilen bir pilot proje ile okul müfredatlarına dijital okuryazarlık dersleri eklendi ve bu hamlenin genç kuşakların online dünyaya daha bilinçli yaklaşmasını sağladığı gözlemlendi. Türkiye'de de benzer girişimlerin planlandığı ve özellikle yapay zeka tabanlı uygulamaların okullara entegrasyonunun gündemde olduğu biliniyor.
Eğitimle birlikte iş dünyasında liderlerin rolü de giderek önem kazanıyor. Sadece çalışanlar değil, aynı zamanda liderlerin de dijital zeka açısından kendilerini geliştirmeleri büyük bir gereklilik haline geldi. Deloitte tarafından hazırlanan rapor, dijital zekaya yatırım yapan yöneticilerin liderlik vasıflarında yüzde 30 daha hızlı gelişme gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu etki yalnızca yöneticilerin kişisel kariyerlerinde değil, şirketlerin pazar rekabetindeki konumlarında da belirleyici oluyor.
(Sema Yüksel Güngörmez)