
Yapılan bir araştırmaya göre, son altı ayda kırmızı et fiyatlarında %35, süt ürünlerinde ise %40’ı aşan artışlar kaydedildi. Uzmanlar, bu artışların temelinde döviz kurlarındaki dalgalanmalar, yem maliyetlerinin katlanması ve tarım sektöründe yaşanan küçülmenin yattığını belirtiyor. Özellikle hayvancılık sektöründeki daralma, hem üretim kapasitesini düşürerek arzı sınırlıyor hem de işletmelerin maliyetlerini artırarak fiyatları doğrudan yukarı çekiyor.
Türkiye genelinde yapılan saha çalışmaları da fiyat artışlarının halk üzerindeki etkilerini gözler önüne seriyor. Orta gelir grubundaki ailelerin alışveriş tercihlerini değiştirdiği, kırmızı et tüketiminin azaldığı ve daha uygun fiyatlı alternatiflere yönelimin arttığı görülüyor. Birçok tüketici artık haftalık alışverişinde süt ve süt ürünleri almak yerine, bütçesini temelde diğer temel ihtiyaçlara ayırmak zorunda kalıyor. Bu durum özellikle büyüme çağındaki çocuklara sağlanması gereken protein gibi temel besin maddelerinin alımını da sınırlandırıyor.
Fiyat artışlarının üretici boyutuna bakıldığında ise tablo daha karmaşık bir hal alıyor. Girdi maliyetlerine yetişmekte zorlanan çiftçiler, destekleme programlarının yetersiz kaldığını dile getiriyor. Yetersiz teşvik politikaları ve üretim zincirindeki aksaklıklar nedeniyle birçok küçük ölçekli işletmenin faaliyetlerini durdurma riskiyle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor.
Uzmanlar, bu krizin önüne geçebilmek için bir dizi önlem alınması gerektiğini savunuyor. İlk olarak, hayvancılık sektöründeki yerel üretimin artırılması adına teşvik programlarının çeşitlendirilmesi önem arz ediyor. Bununla birlikte yem üretiminin maliyetini düşürücü adımların atılması ve ithal bağımlılığın minimize edilmesi gerektiği vurgulanıyor. Tüketici tarafında ise devletin sübvanse edici politikalar uygulayarak kırmızı et ve süt ürünleri fiyatlarının daha erişilebilir hale getirilmesi öneriliyor.
Et ve süt ürünlerindeki bu fiyat dalgalanmaları hem kısa vadede vatandaşların sofrasını doğrudan etkiliyor hem de uzun vadede ülkenin gıda politikalarının sürdürülebilirliği açısından önemli bir risk teşkil ediyor. Bu nedenle ilgili tüm paydaşların acilen bir araya gelerek kalıcı çözümler geliştirmesi gerektiği belirtiliyor
(Fatma Hatun Altıkardeş)