
Ekonomik göstergelere bakıldığında, Euro Bölgesi'nde enflasyonun kontrol altına alınmaya başlandığı ve büyüme oranlarında ılımlı bir artış görüldüğü raporlanıyor. Son açıklanan verilere göre, bölge genelindeki işsizlik oranlarında hafif düşüş yaşanırken, tüketici güven endeksi de pozitif bir eğilim sergiliyor. Bu durum, yatırımcıların daha fazla güven duymasına ve Euro’yu yeniden portföylerinde ağırlıklı bir para birimi haline getirmelerine yol açıyor.
Araştırma kurumlarının yayınladığı analizlere göre, Euro’nun yükselişinde Avrupa Merkez Bankası’nın faiz politikalarındaki sıkılaştırıcı adımlar kritik bir rol oynuyor. Son aylarda faiz oranlarının istikrarlı şekilde artırılması, enflasyonla mücadele adına önemli bir araç olarak kullanılırken, bu durum Euro’nun değer kazanmasına katkı sağladı. Bunun yanı sıra, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) politika değişikliklerinde daha temkinli bir tutum benimseme olasılığı, yatırımcılarda Euro’ya olan talebi de artırıyor. Dolayısıyla iki büyük ekonomi arasındaki faiz farkının dengelemesi, Euro’nun kur avantajını destekleyen faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Jeopolitik etkiler ve enerji piyasalarındaki dalgalanmalar da Euro’ya olan ilgiyi şekillendiriyor. Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle enerji fiyatlarındaki artış, geçtiğimiz yıl boyunca Avrupa ekonomisine olumsuz etki etmişti. Ancak özellikle enerji ithalatının çeşitlendirilmesi ve yenilenebilir enerji yatırımlarının hız kazanmasıyla bu baskının azaldığı ve üretim maliyetlerinin stabilize olmaya başladığı bildiriliyor.
Uzmanlar, Euro’daki bu yükselişin geçici olmadığı konusunda hemfikir. Ancak dış ticaret dengesi, borçlanma maliyetleri ve küresel ticaret politikalarındaki belirsizlikler gibi faktörlerin euro bazlı gelişmeleri yakından etkileyebileceğini belirtiyorlar. Yine de Avrupa Birliği'nin, ekonomik dayanıklılığını artıran reformlara yönelmesi ve gelecekteki risklerle başa çıkabilme kapasitesini geliştirmesi, para biriminin değerini daha da sabitleştirebilir.
(Ayşe Yıldırım)