
Araştırmalara göre, geçici çalışma programları ilk etapta proje bazlı işlerde kullanılmak üzere tasarlanmıştı. Özellikle teknoloji ve yaratıcı sektörlerde bu esnek model, hem şirketlerin maliyet kontrolünü sağlaması hem de hızla değişen piyasa koşullarına uyum becerisini artırması açısından büyük bir avantaj sundu. Ancak bu sistemin zamanla kalıcı bir işleyişe dönüştüğü görülüyor. Öyle ki; artık tam zamanlı bir pozisyon yerine geçici iş anlaşmaları ile işe alımlara daha sık rastlanıyor.
İşverenler tarafında, bu geçiş sürecinin temel nedenlerinden biri esnek bütçe yönetimi olarak gösteriliyor. Özellikle ekonomik belirsizliklerin arttığı dönemlerde, şirketler kadrolu eleman maliyetlerini azaltarak geçici çalışma sistemine yöneliyorlar. Süreç yönetimi noktasında, sıkça bahsedilen artılarından biri de kısa süreli işler için konusunda uzman kişilerin hızlıca iş gücüne katılabilmesi. Bu durum, şirketlerin üretkenliğini desteklerken, projelerin hızlı ilerlemesine olanak tanıyor.
Öte yandan çalışanlar için bu düzenlemenin sunduğu esneklik, özellikle yeni nesil çalışan profillerince çoğu zaman olumlu karşılanıyor. Çeşitli projelerde yer alarak farklı iş deneyimleri kazanan bireyler, kariyerlerini kendi hedeflerine göre şekillendirme fırsatı buluyor. Ancak sürekli bir belirsizlik içinde olmak ve düzenli bir gelir akışının kesintiye uğrama riski gibi önemli dezavantajların da göz ardı edilmemesi gerekiyor.
Geçici çalışmanın kalıcı hale gelmesindeki artış, iş gücü piyasasının geleceğiyle ilgili pek çok soruyu beraberinde getiriyor. Sosyal güvenlik hakları, iş güvencesi ve uzun vadeli kariyer planlaması gibi konular, bu modelin tartışmaya açık yönlerinden biri olmaya devam ediyor. Uzmanlar, çalışan memnuniyetinin sürdürülebilirliği ile işveren verimliliği arasındaki denge sağlandığı takdirde sistemin her iki taraf için de avantajlı bir şekilde işleyeceği görüşünde birleşiyor.
(Ayşe Yıldırım)