
Araştırmacıların bu hipotezi, çene yapısının diğer primatlar ve türler arasındaki farklılıklarına dayanıyor. Çene, daha önceki hipotezlerde çiğneme sırasında uygulanan baskıya dayanmak için evrimleşmiş bir biyolojik uyum olarak tanımlanmıştı. Ancak yeni bulgular, çene yapısının oluşumunda temel faktörün biyomekanik ihtiyaçlardan ziyade genetik ve çevresel uyum süreçleri olabileceğine işaret ediyor.
Buffalo Üniversitesi'ndeki uzmanlar, bu varsayımlarını doğrulamak için hem fosil kayıtlarından hem de modern insanlarda yapılan genetik analizlerden yararlanarak çok yönlü bir inceleme gerçekleştirdi. Araştırma sonuçlarına göre çene evrimi, Homo sapiens’in tür olarak ortaya çıktığı dönemdeki diyet değişimlerinin ve ağız-yüz morfolojisindeki farklılıkların yan etkisi olarak şekillenmiş olabilir. Özellikle pişmiş yiyeceklerin tüketimi ve sert besinlere daha az ihtiyaç duyulması gibi etkenler, çenenin işlevsel önemini zaman içinde azaltmış olabilir.
Bu bağlamda çene, evrimsel biyolojide “yan ürün” (spandrel) olarak adlandırılan fenomenle ilişkilendiriliyor. Yan ürünler, doğal seçilimde birincil işlevi olmayan ama organizmanın evrimi sırasında ortaya çıkan özellikler olarak tanımlanıyor. Çene yapısının bu kategoriye girmesi, insan evrimine dair geleneksel bilgilerde önemli bir revizyon yapılabileceği anlamına geliyor.
Uzmanlar, bu bulguların insan evrimi üzerindeki anlayışımızı genişletmekle kalmayıp biyomekanik ve genetik araştırmalara da ışık tutabileceğini belirtiyor. Ayrıca, modern insan yüz anatomisinin estetikten öte fonksiyonel süreçlerdeki yerini anlamak açısından da bu çalışmanın kritik olduğu düşünülüyor.
(Dilvin Altıkardeş)