Savaşlar, gayrimenkul yatırımları Türkiye’ye çevirdi  

Savaşlar, küresel ölçekte ekonomik ve toplumsal dengeleri sarsarken, gayrimenkul yatırımlarında da dikkat çekici değişimlere neden oldu. Özellikle son yıllarda Ortadoğu ve Doğu Avrupa'daki çatışmaların etkisi, yatırımcı tercihlerini önemli ölçüde şekillendirdi. Türkiye, bu süreçte güvenli liman olarak öne çıkarken, yabancı yatırımcıların gayrimenkul yatırımları için giderek daha fazla tercih ettiği bir ülke haline geldi.

Haber Giriş Tarihi: 14.03.2026 17:50
Haber Güncellenme Tarihi: 14.03.2026 17:50

Brooklyn Institute tarafından yayımlanan 2023 raporuna göre, son iki yılda Türkiye’de gayrimenkul alan yabancıların oranı yüzde 30 artmış durumda. Bu artışın temel nedenleri arasında ülkede uygun emlak fiyatlarının yanı sıra konum avantajı ve vatandaşlık gibi ek teşvikler yer alıyor. Savaş bölgelerinden gelen sermaye, özellikle İstanbul, Antalya ve İzmir gibi şehirlerdeki gayrimenkul satışlarını hızlandırmış durumda. Uzmanlar, bu yatırımlarda hem bireysel hem de kurumsal sermayenin etkili olduğunu vurguluyor.

Bölgede yaşanan çatışmalardan kaçan sermaye sahiplerinin, öncelikli olarak Türkiye gibi ekonomik istikrarı görece daha güçlü ülkelere yöneldiği görülüyor. Ortadoğu ve Ukrayna krizlerinden doğrudan etkilenen vatandaşlar için Türkiye, ekonomik cazibe merkezi olmanın yanı sıra stratejik bir yuva niteliği taşıyor. Birleşmiş Milletler Verileri’nin raporunda da bu durum doğrulanıyor; savaş kaynaklı göç akımlarıyla birlikte gelen yeni potansiyel yatırımcı profili, gayrimenkul piyasasında dinamizmi artırıyor.

Ancak bu gelişmeler yalnızca fırsat pencereleri sunmakla kalmıyor; aynı zamanda emlak piyasası ve toplumsal yapıya yönelik belli riskleri de beraberinde getiriyor. Özellikle İstanbul'da yükselen konut fiyatlarının son beş yıl içinde yüzde 80'in üzerinde arttığı belirtiliyor. Bu durum yerel halk için konut edinimini zorlaştırırken, yatırım amaçlı mülk alımlarının şehir içindeki sosyoekonomik dengeyi etkilediği iddialarını gündeme taşımış durumda.

Uzmanlar, Türkiye’nin bu talebi sürdürülebilir bir şekilde yönetebilmesi için daha proaktif politikaların gerekliliğine dikkat çekiyor. İskan politikalarının düzenlenmesi, yerel halkın haklarının korunması ve yabancı sermaye artışıyla gelen avantajlardan dengeli yararlanılması bu kapsamda ön planda tutulması gereken başlıca konular arasında yer alıyor.

Türkiye’ye yönelen bu yatırım dalgasının uzun vadeli etkileri belirsizliğini korurken, sonuçlarından biri açıkça görülüyor: Coğrafi ve stratejik avantajlarıyla Türkiye, bölgesel ve küresel sermaye için hızla büyüyen bir çekim merkezi. Ancak bu büyümenin sağlıklı bir şekilde devamı, atılacak doğru ekonomik ve toplumsal adımlarla mümkün olacak gibi görünüyor.

(Özkan Güngörmez)