
Son yıllarda yapılan araştırmalar, özellikle selfie adı verilen kişisel fotoğrafların, bireylerin sosyal kimlikleri üzerindeki etkisine odaklanıyor. Selfie çekimi ve paylaşımı, bireyin kendini ifade etmesi, toplumsal kabul görmesi ve beğeni alma arzusu gibi temel psikolojik ihtiyaçlarla ilişkilendiriliyor. Özellikle sosyal medya platformlarında sıkça kullanılan bu pratik, modern kimlik inşasının dijital boyutunu gözler önüne seriyor.
Stanford Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bir çalışmada, günlük selfie paylaşım sıklığı ile bireylerin özgüven düzeyleri arasındaki ilişki analiz edildi. Araştırma sonuçlarına göre, günde üç ya da daha fazla selfie paylaşımı yapan bireylerin, dış görünüşlerine olan düşkünlüklerinin arttığı; bununla birlikte, başkaları tarafından onaylanma beklentisinin güç kazandığı gözlemlendi. Bu durum, bireyin öz yeterlilik algısıyla doğrudan bağlantılı bir hal alabiliyor. Ancak çalışmada dikkat çeken diğer bir detay, aşırı selfie paylaşımının zaman içerisinde bireyde tatminsizlik ve düşük öz değer algısı yaratabilme riski taşıması.
Türkiye’de yapılan bir başka araştırma ise gençlerin sosyal medyadaki varlıklarını nasıl algıladıklarına dair önemli ipuçları sunuyor. İstanbul merkezli bir üniversite tarafından yürütülen bu araştırma kapsamında, 16-24 yaş aralığındaki gençlerle yapılan anketler değerlendirildi. Katılımcıların büyük bir kısmı, sosyal medya profilinde paylaşılan görsellerin kendilerini gerçek hayatta olduklarından farklı yansıtmayı hedeflediğini belirtti. Özellikle görsel içeriklerin popüler anlayışlarla uyumlu olmasına özen gösterildiği ve bu durumun, bireylerin üzerindeki sosyal baskıyı artırdığı ortaya çıktı.
Uzmanlara göre bu durum, teknolojinin sunduğu sınırsız araçların aynı zamanda sınırlarla dolu bir yaşam alanına dönüştüğünü gösteriyor. Daha fazla beğeni ve takipçi elde etme isteği kimi zaman bireyleri tüketici davranışlarına iterken, fiziksel görünüşten yaşam tarzına kadar birçok alanda mükemmellik algısına yöneklenebiliyorlar. Sonuç olarak, sosyal medya platformlarının bireyin kendilik algısını şekillendiren birer ayna haline geldiği ifade ediliyor.
Öte yandan, selfie paylaşımı pratiklerinin sadece bireysel psikolojiyle sınırlı kalmadığı da görülüyor. Bu durum kültürel etkileşimleri beslerken aynı zamanda belirli normları yaygınlaştırarak bir grup dinamiği oluşturuyor. Sosyal medyada sıklıkla karşılaşılan belirli estetik standartlar, grup üyelerinin davranışlarını ve toplumsal kabul kriterlerini şekillendirebiliyor.
Bu noktada eğitimcilere ve ebeveynlere büyük bir sorumluluk düşüyor. Geleceğin dijital vatandaşlarını sağlıklı bir şekilde yetiştirebilmek için gençlerin teknolojiyle olan ilişkisi doğru yönlendirilmelidir. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin gençlere eleştirel düşünmeyi teşvik edici bir rehberlik sağlaması, teknolojinin sunduğu imkanların doğru tanınması açısından önemlidir.
Açıkça görülüyor ki teknolojiyle büyüyen nesil, sosyal kimliğini şekillendirirken artık sadece kendi çevresinden değil, dijital dünyadan da büyük ölçüde etkileniyor. Bu değişim kaçınılmaz olsa da onu anlamak ve kontrol altında tutmak hem birey hem de toplum sağlığı açısından kritik önem taşıyor. Teknolojiyi doğru kullanabilen ve mesajlarını bilinçle değerlendirebilen bireyler yetiştirmek, geleceğin daha güçlü temeller üzerine inşa edilmesini sağlayacak anahtarlardan biri olmaya devam edecek.
(Dilvin Altıkardeş)