
Araştırmaya göre, katılımcıların büyük bir kısmı iklim kriziyle mücadelede bireysel çabaların yeterli olmadığını düşünüyor. Halk, özellikle hükümetlerden, yerel yönetimlerden ve büyük şirketlerden daha aktif roller üstlenmelerini bekliyor. Araştırmaya katılanların yüzde 72’si, fosil yakıt kullanımının hızla azaltılması gerektiğini savunurken, yüzde 68’i yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımların artırılmasının öncelikli bir hedef olması gerektiğini belirtiyor.
Toplumun artan hassasiyeti, son dönemde yaşanan çevre felaketlerine ve iklim krizinin yıkıcı sonuçlarına da bağlanıyor. Sel baskınları, orman yangınları ve kuraklık gibi doğal olayların sıklaşması, bireyleri hem kendi yaşam alanlarını korumak hem de gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak adına harekete geçmeye zorluyor.
Araştırmanın dikkat çeken bir diğer bulgusu ise genç nesillerin bu konuda daha duyarlı olduğu gerçeği. 18-35 yaş arasındaki katılımcıların yüzde 83’ü, iklim değişikliğini hem kişisel yaşamları hem de gelecek planlamaları üzerinde ciddi bir tehdit olarak gördüğünü ifade ediyor. Eğitim seviyesinin yükselmesiyle birlikte bu hassasiyetin arttığı gözlemleniyor.
Uzmanlar, toplumun sesini daha fazla duyurabilmek için sivil toplum kuruluşları ile hükümetlerin iş birliğini artırması gerektiği görüşünde. Ayrıca kamuoyunda farkındalığın artırılması ve doğru bilgilendirme yapılması, toplumsal mücadeleyi daha da güçlendirecektir.
(Fatma Hatun Altıkardeş)