
İnsan ilişkilerinden ekonomik faaliyetlere kadar pek çok alanda artık bireysel ve ortak kararların yerini algoritmik tercihler alıyor. Algoritma tabanlı sistemler, bizim için neyi okuyacağımızı, ne yiyeceğimizi, nereye seyahat edeceğimizi ve hatta kiminle etkileşim kuracağımızı belirler hale geldi. Bu değişim, toplumsal refleksin önceliğini kaybedip yerini algoritmik reflekslere bırakmasına yol açıyor.
Geleneksel toplumsal refleksler, bireylerin bir olay ya da durum karşısında ortak akıl ve duygusal birikimle hareket etmelerini sağlayan bir mekanizmaydı. Ancak modern insan artık bu mekanizmayı giderek daha az kullanıyor. Araştırmalar gösteriyor ki, toplumun büyük bir kesimi karar alma süreçlerinde dijital platformlara ve algoritmalara bağımlı hale gelmiş durumda. Özellikle sosyal medya kanalları, bireylerin gündelik yaşantısına yön veren en etkili araçlardan biri haline geldi.
Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, insanların yüzde 70’inden fazlası, önerilen ürünlere veya içeriklere nadiren karşı çıktıklarını ifade ediyor. Adeta "bizi bizden daha iyi tanır" hale gelen algoritmalar, hem tercihleri yönetiyor hem de gelecekteki davranışları tahmin ediyor.
Algoritmik refleksin yükselişi, özellikle teknoloji firmalarının veri madenciliği çalışmalarıyla yakından ilişkili. Kişisel verilerimiz sürekli olarak toplanıyor, analiz ediliyor ve daha sonra farklı ürün ya da hizmetlerin satışını artırmak için kullanılıyor. Yani aslında algılarımız, alışkanlıklarımız ve tercih mekanizmalarımız yeniden şekillendiriliyor. Öte yandan, bu süreç sadece ekonomik bir boyutla sınırlı değil; sosyal dinamikler ve bireyler arası ilişkiler de bu dönüşümden ciddi şekilde etkileniyor.
Uzmanlar, algoritmik refleksin yaygınlaştıkça iki ucu keskin bir kılıca dönüşebileceği konusunda uyarıyor. Bir yandan daha kolay, hızlı ve kişisel deneyimlere dayalı bir yaşam sunarken; diğer yandan bireyin düşünme ve karar alma kabiliyetlerini sınırlayan bir tehdit oluşturuyor.
(Ayşe Candan)