
Sektör uzmanlarının değerlendirmelerine göre, Türkiye’nin bu yükselişinde en önemli faktörlerden biri bitkisel içerikli takviyelere olan talep. Ülkede uzun yıllardır kullanılan geleneksel bitki bazlı formüller, modern üretim teknikleriyle buluşturularak dünya çapında güçlü bir ürün gamına dönüştürülüyor. Balık yağları, probiyotikler, vitamin-mineral kompleksleri ve kolajen ürünler Türk firmalarının öne çıkan ürün kategorileri arasında yer alıyor.
Bu hızlı büyüme, yalnızca ihracatta değil, iç pazarda da kendisini gösteriyor. Tüketicilerin bilinçlenmesi ve pandemi sonrası sağlığı ön planda tutan bir yaşam tarzını benimsemeleri, gıda takviyesi ürünlerine olan ilgiyi artırdı. Yapılan bir tüketici araştırması, Türkiye’de bireylerin %65’inin düzenli olarak gıda takviyesi kullandığını ortaya koyuyor. Dahası, bu sayı her yıl artıyor.
Türkiye'deki üniversitelerin yaptığı araştırmalar da bu büyümeyi destekleyen önemli veriler sunuyor. Örneğin, Ege Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışmada Türk gıda takviyesi sektörünün 2030 yılına kadar yıllık %8-10 arasında büyüme kaydedeceği öngörülüyor. Bununla birlikte, ürün kalitesini artırmaya yönelik sürekli yatırımlar ve uluslararası standartlara uygunluk, sektörün dünya pazarındaki rekabet gücünü pekiştiriyor.
Diğer yandan, sektör temsilcileri Türkiye’nin özellikle Avrupa ve Orta Doğu pazarlarında büyük bir potansiyele sahip olduğunu belirtiyor. Avrupa’da yerleşik şirketlerle iş birlikleri, uluslararası fuar katılımları ve dijital platformlarda genişleyen satış kanalları bu potansiyelin daha etkin şekilde değerlendirilmesine katkı sağlıyor.
Ancak sektör temsilcilerinin dile getirdiği bazı zorluklar da yok değil. Regülasyonlardaki sık değişiklikler ve ham madde teminindeki küresel zorluklar, sektörün karşılaştığı başlıca problemler olarak öne çıkıyor. Buna rağmen, Türkiye'nin geniş bitki çeşitliliği ve yetişmiş iş gücü gibi avantajları, bu zorlukları aşmasında etkili oluyor.
(Ayşe Candan)