
Uzmanlara göre, yalnız yaşama oranlarındaki artışın altında çeşitli faktörler yatıyor. Bunların başında bireylerin evlilik yaşını ertelemeye yönelik eğilimleri geliyor. Özellikle kariyer odaklı yaşam tarzının benimsenmesi, evlilik ve aile kurma gibi geleneksel hedeflerin geri planda kalmasına neden oluyor. Bunun yanı sıra, Türkiye’de boşanma oranlarındaki yükseliş ve artan bireyselleşme duygusu da yalnız yaşama yönelik bir geçişin işaretleri olarak değerlendiriliyor.
Dikkat çeken bir diğer unsur ise artan konut maliyetleri ve ekonomik zorlukların, çok sayıda insanı ya ailesiyle yaşamak ya da tek başına bir hayat sürmek arasında karar vermek zorunda bırakması. Bu noktada genç yetişkinlerin büyük bir kısmı, özgürlük ve bağımsızlık arzusuyla geçmişe nazaran daha erken yaşlarda kendi başına bir hayat kurma yoluna gidiyor.
Veriler, yalnız yaşama oranlarının bölgesel olarak farklılık gösterdiğini ortaya koyuyor. Özellikle büyükşehirlerde yaşayan bireylerin daha fazla tek başına yaşamayı tercih ettikleri görülüyor. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropol kentlerde bu oran, diğer şehirlerle karşılaştırıldığında oldukça yüksek seviyelerde. Ayrıca bu durumun sadece gençlerle sınırlı olmadığı, orta yaş ve üzerindeki bireylerde de sıkça görüldüğü raporlarda belirtiliyor.
Yalnız yaşama trendindeki artışın toplumsal etkileri de tartışılmaya değer bir konu olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, insanların sosyal ilişkilerinin azalmasının psikolojik sorunlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Yalnız yaşayan bireylerde yalnızlık hissine bağlı depresyon ve kaygı bozuklukları riskinin daha yüksek olduğu ifade ediliyor. Diğer yandan, bireysel olarak bağımsızlaşmanın özgüveni artırabileceği ve kişisel gelişime katkı sunabileceği de savunulan görüşler arasında.
Toplumda yalnız yaşayan bireylere yönelik sosyal politikaların geliştirilmesi gerektiği konusunda görüş birliği sağlanmış durumda. Uzmanlar, bu kişilere destek olacak toplulukların oluşturulması, uygun fiyatlı konut seçeneklerinin artırılması ve mental sağlığı koruyucu hizmetlerin yaygınlaştırılmasının yalnız yaşamın olumsuz etkilerini azaltabileceğini ifade ediyor. Bu tür adımların hem bireysel hem de toplumsal refahı artırmada önemli rol oynayacağına inanılıyor.
(Dilvin Altıkardeş)