Türkiye meralarının yarısından fazlasını kaybetti

Tarım ve hayvancılık ekonomisinin temel taşlarından biri olan meralar, Türkiye'de alarm veren bir hızla yok oluyor. Yapılan son araştırmalar, ülke genelindeki toplam mera alanlarının yarısından fazlasının kaybedildiğini gözler önüne serdi. Bu durum, hem ekosistemin doğal dengesini bozuyor hem de hayvancılık faaliyetlerini tehdit ediyor.

Haber Giriş Tarihi: 16.06.2026 15:27
Haber Güncellenme Tarihi: 16.06.2026 15:27

Uzmanlara göre, geçtiğimiz yarım yüzyılda tarım arazilerinin kontrolsüz genişlemesi, sanayileşme, kentleşme ve ormansızlaşma etkisiyle Türkiye'nin doğal meralarında gözle görülür bir azalma yaşandı. 1970'lerde yaklaşık 44 milyon hektar olan meraların, günümüzde 14 milyon hektarın altında bir seviyeye düştüğü tahmin ediliyor. Bu dramatik düşüş, hem ekonomik sürdürülebilirliği zora sokuyor hem de biyoçeşitlilik kaybına neden oluyor.

Bu tabloyu daha da vahim hale getiren ise, mevcut meraların büyük bir kısmının artık aşırı otlatma, erozyon ve çevresel kirlilik nedeniyle eski verimliliğini kaybetmiş olması. Doğal dengenin bozulmasıyla birlikte bitki örtüsünün geri dönüşümü zor hasarlara maruz kaldığı ve bunun otlaklarda beslenen hayvan popülasyonlarını doğrudan etkilediği bildiriliyor. Hayvancılık sektörü, yem ihtiyaçlarını karşılamak için pahalı ithal seçeneklere yönelmek zorunda kalıyor.

Uzmanlar, mera kayıplarının yalnızca ekonomiye değil, aynı zamanda çevresel ve sosyal dengeye de büyük bir tehdit oluşturduğunu vurguluyor. Meraların yok olmasıyla birlikte toprağın verimliliği azalıyor, su kaynakları olumsuz etkileniyor ve yerel toplulukların geçim kaynakları tehlikeye giriyor. Bu durum aynı zamanda göç hareketlerini ve kırsal kalkınma oranlarını da etkileyen bir dizi sosyo-ekonomik sorunu tetikliyor.

Sorunun çözümü için uzmanlar, daha etkin mera yönetim politikalarının ve restorasyon projelerinin devreye alınmasını tavsiye ediyor. Yeniden yeşil alanlar oluşturarak doğanın kendini yenilemesine olanak sağlamak ve aşırı kullanımın önüne geçmek kritik bir önem taşıyor. Ayrıca yerel halkın bu sürece bilinçli bir şekilde dahil edilmesi gerektiği ifade ediliyor. Daha sürdürülebilir tarım ve hayvancılık uygulamalarına geçiş yapılmakla birlikte, yasal koruma önlemlerinin sıkılaştırılması ve uzun vadeli politikaların belirlenmesi büyük bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor.

(Ayşe Gezkin)