
Yapılan araştırmalar, dünya genelinde veri merkezlerinin küresel enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 1 ila 1.5'ine neden olduğunu ortaya koyuyor. Bu oran, dijital içeriklerin depolanması ve işlenmesi sırasında kullanılan enerji miktarının büyüklüğünü gözler önüne seriyor. Daha çarpıcı olan ise bu enerji tüketiminin daha da artacağının öngörülmesi. 2030 yılına kadar veri merkezlerine olan talebin iki katına çıkacağı tahmin ediliyor ve bu durum, enerji tüketiminden kaynaklanan karbon emisyonlarının da önemli ölçüde artacağını gösteriyor.
Enerji tüketiminin yanı sıra su kullanımı da başka bir kritik mesele olarak karşımıza çıkıyor. Veri merkezleri, soğutma sistemleri için devasa miktarda suya ihtiyaç duyuyor. Araştırmacılar, yalnızca ABD'deki veri merkezlerinin yılda yüz milyonlarca litre su tükettiğini belirtiyor. Bu durum, su kaynaklarının sınırlı olduğu bölgelerde ciddi bir ekolojik baskıya yol açabiliyor. Özellikle kuraklık riski taşıyan eyaletlerde, veri merkezlerinin su kullanımları nedeniyle yerel ekosistemlerde olumsuz etkiler meydana gelebiliyor.
Başka bir araştırma ise veri merkezlerinin lokasyon seçimlerinin çevresel maliyetlerini inceliyor. Su ve enerji kullanımında maliyet avantajı sağlayan bölgeler tercih edilse de bu bölgelerdeki doğal kaynakların tükenme riski göz ardı ediliyor. Örneğin, bazı ülkelerde yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim artarken, fosil yakıtlarla çalışan tesislerin hâlâ aktif olması, toplam karbon emisyonlarını azaltma çabalarını baltalıyor.
Bilim insanları, bu sürdürülemez tüketim modeli devam ettiği sürece çevresel tahribatın geri dönüşsüz noktaya gelebileceği konusunda uyarıyor. Bu doğrultuda çözüm önerileri arasında yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının artırılması, enerji verimli soğutma teknolojilerine yatırım yapılması ve dağıtılmış hesaplama sistemlerinin daha fazla benimsenmesi yer alıyor. Bunun yanında, kamu politikalarının ve şirket stratejilerinin sürdürülebilirlik odaklı olarak güncellenmesi gerektiği vurgulanıyor.
(Fatma Hatun Altıkardeş)