
Son yıllarda yapılan araştırmalar, dünya genelinde çocukların yaklaşık yüzde 5-7’sinde DEHB belirtilerine rastlandığını ortaya koyuyor. Türkiye'deki oranlar ise bu küresel verilerle paralellik gösteriyor. Uzmanlar, bu durumun yalnızca bir davranış sorunu olmadığını; beynin farklı işleyiş biçimlerinden kaynaklanan nörolojik bir durum olduğunu belirtiyor. Hiperaktiviteleri, dikkatlerini bir noktaya odaklama güçlüğü ve dürtüsel davranışları ile öne çıkan bu çocuklar, çevrelerinden sıkça "problemli" damgası yiyebiliyor.
Adana'da yapılan bir saha çalışması, DEHB olan çocukların okuldaki durumlarıyla ilgili önemli sonuçlar ortaya koydu. Araştırmaya göre, bu çocukların büyük kısmı sınıf ortamında dikkatlerini toplamakta zorlanıyor ve öğretmenleri tarafından yanlış anlaşılabiliyor. Bunun sonucunda ise sosyal dışlanma ya da akademik başarısızlık gibi problemler ortaya çıkabiliyor. Ancak uzmanlar, doğru teşhis ve destek yaklaşımları ile bu çocukların potansiyellerini tam anlamıyla ortaya koyabileceklerini ifade ediyor.
DEHB teşhisinin konulmasında anahtar rolü genellikle öğretmenler ve ebeveynler üstleniyor. Çocuklarının sürekli hareket halinde olduğundan, derslere odaklanamadığından ya da kurallara uymakta zorluk çektiğinden yakınan ebeveynler, çoğunlukla sorunun kökenine inemiyor. Nörologlar ve çocuk psikiyatristleri ise erken teşhisin önemine vurgu yaparak, bu durumun uygun terapi yöntemleri ve eğitim desteği ile kontrol altına alınabileceğini belirtiyor. İlaç tedavisiyle birlikte davranış terapileri ve bireysel eğitim planları, DEHB'li çocukların yaşam kalitesini yükseltmek için kritik bir önem taşıyor.
Söz konusu bireylerin sadece okul hayatında değil; sosyal ilişkilerinde de sorunlar yaşadığı göz önünde bulundurulduğunda, kapsayıcı ve sabırlı bir toplumsal yaklaşımın değeri bir kez daha vurgulanıyor. Çocukluktan yetişkinliğe uzanan bu süreçte doğru destek sağlandığında, DEHB'li bireyler büyük başarılara imza atabiliyor.
(Dilvin Altıkardeş)