
Son yıllarda, özellikle pandemi sonrası hızla yükselen enflasyon ve artan yaşam maliyetleri ile birlikte asgari ücretteki artışlar, çalışan maaşlarının işletme bütçelerinde daha geniş bir yer kaplamasına yol açtı. Öte yandan, sektörde artan yetenekli iş gücü talebi, çalışanları elinde tutmayı zorlaştıran ek faktörlerden biri olmayı sürdürüyor. Bu koşullar altında işletmeler, yüksek işçilik maliyetleri ile rekabetçi fiyat politikaları arasında sıkışmış durumda.
Bir saha araştırması, Türkiye’nin büyük şehirlerinde faaliyet gösteren restoran ve kafelerin %65’inden fazlasının toplam ciro içinde işçilik giderlerinin %45 ila %55 arasında bir paya sahip olduğunu ortaya koydu. Daha küçük ölçekli işletmelerde bu oranın %60’a kadar çıktığı görülüyor.
Uzmanlara göre, yeme-içme sektöründe işçilik maliyetlerinin bu denli yüksek seviyelerde seyretmesi, yalnızca finansal değil aynı zamanda operasyonel ve psikolojik etkiler de yaratıyor. İşletmeciler her ne kadar fiyat ayarlamaları ile bu mali yükü azaltmaya çalışsalar da artan maliyetlerin tüketiciye yansıması, müşteri kaybı riskini de beraberinde getiriyor. Bunun yanı sıra, mali tablodaki bu sıkışıklık hizmet kalitesini korumayı da güçleştiriyor.
Çözüm önerileri kapsamında sektör temsilcileri, devletin belirli ölçütlerde istihdam teşvikleri ve faizsiz kredi imkanları sunmasının faydalı olacağını belirtiyor. Ayrıca, daha düşük maliyetler için dijitalleşmeye geçiş, verimlilik artırıcı teknolojilere yatırım ve çalışan eğitimine odaklanılması gerektiği ifade ediliyor.
(Ayşe Yıldırım)