
Chikungunya virüsü esasen Aedes sivrisinek türleri aracılığıyla bulaşan bir arbovirüs. Tropikal iklimlere özgü bu sivrisineklerin Avrupa gibi daha serin coğrafyalara taşınmasının temel nedeni olarak küresel ısınma gösteriliyor. Sıcaklık değerlerinin artışıyla birlikte sivrisinekler artık daha geniş alanlara yayılabiliyor. Yeni bir çalışmaya göre ise, Chikungunya’nın yayılmasında bu durumdan çok daha kritik bir faktör rol oynuyor: Virüsün kuluçka sıcaklığı.
Bugüne kadar birçok bilim insanı, Chikungunya virüsünün yayılması için yüksek sıcaklıkların gerekliliğine inanıyordu. Ancak bu yeni çalışma, virüsün sanılandan çok daha düşük sıcaklıklarda da aktif hale gelebileceğini ortaya koydu. Bu bulgu, hastalığın coğrafi yayılımını çok ciddi biçimde değiştirebilir. Araştırmada, eski modellere kıyasla virüsün daha az sıcak koşullarda bile kuluçka sürecini tamamlayabildiği ve enfeksiyona neden olabileceği saptandı. Bu da Avrupa'daki daha soğuk bölgelerin bile birer potansiyel risk alanı haline geldiğini işaret ediyor.
Chikungunya virüsüne yakalanan hastaların en büyük şikâyeti şiddetli eklem ağrıları. Bu ağrılar bazen haftalarca, hatta aylarca sürebiliyor. Özellikle yaşlı bireylerde hareket kabiliyeti ciddi şekilde kısıtlanıyor ve bu koşullar hayat kalitesini neredeyse sıfır noktasına indiriyor. Ayrıca ateş, deri döküntüleri ve yorgunluk gibi belirtiler hastalığı daha da ağırlaştırabiliyor. Şu an için herhangi bir kesin tedavi yöntemi bulunmazken, süreç yalnızca semptomları hafifletmeye yönelik tedavilerle yönetilebiliyor.
Uzmanlar, Avrupa’da bu virüsün yayılmasını önlemek için alınacak önlemlere büyük önem verilmesi gerektiğini vurguluyor. En kritik adımlardan biri, Aedes sivrisineklerinin üreme alanlarını mümkün olduğunca sınırlandırmak ve insanların kişisel korunma yöntemlerini öğrenmesini sağlamak. Özellikle yaz aylarında sivrisineklerin yoğun olduğu bölgelerde çıplak tene açıkta kalmamak, böcek kovucu spreyler kullanmak gibi uygulamalar hasta sayısını azaltabilir.
(Ayşe Yıldırım)