Çocuklara uygun okullar yapalım

Ahmet GÜNAYDIN  

Okul binalarını yaparken inşaat maliyetinden daha öncelikli belirleyiciler neler olmalı? Okulu kullanacak öğrenci ve öğretmenlerin, okul mimarilerine dair hiç fikri alınmış mıdır? “Hiçbir inşaat maliyeti, çocukların başarısız geleceğinden daha pahalı değildir” diyen Mimar Ferit Baş, okul binalarında çocuğun doğasının ve eğitimin gereklerinin göz ardı edildiğini Derin Maarif eğitim dergisine anlattı.

Okul mimarisi ne demektir?  Mimarlıkta okul mimarisi diye bir alan var mıdır?


Mimarinin her fonksiyonu kendi çapında bir alandır. Nasıl ki bir sanayi yapısıyla bir konut yapısı, bir çiftlik yapısıyla devlet binası yapısı farklı ise okul yapısı da apayrı uzmanlık gerektiren bir yapıdır. Aslında genel olarak ülkemizde mimari anlamda bu tür bir ayrım yok. Bir mimar her türlü yapının çizimini/ tasarımını yapabilir. Bunun arkasında da bir süreç var elbette. Bir tasarıma başlamadan önce arkasında arşiv karıştırmaktan tutun da ihtiyaçlar, fonksiyon, estetik sınıf ve benzeri birçok şeylerin hazırlığı yapılır. Ama okul mimarisi ve sanayi yapısı mimarisi kendi içinde ayrı ayrı uzmanlık içeriyor.

Bir sosyal paylaşım sayfasında okumuştum: “Okul mimarisi sırf pencereden oluşur, işlevi önemlidir estetik kaygı güdülmez, okul bahçesine girdiğin anda insanı dersten soğutur” şeklinde yorum vardı, ne düşünüyorsunuz?

Çocuğun doğası hareketli, şıkır şıkır, merak, oynama isteği, onu sınırlandıracak kalıplara sokacak yapılara girmeme eğilimi var. ‘Neyse nasıl olsa okul binası…  amaca hizmet etsin, çocukları bir arada tutsun, kapalı bir mekan olsun, yağmurdan çamurdan korusun yeterli’ diye yaparsanız, çocukla o yapı içerisinde eğitim-öğretim fonksiyonu icra edemezsiniz.

Okullar, sınıflar, derslikler sadece öğrenme mekanı olarak mı tasarlanmalıdır?

Diyelim ki mahallenizde bir okul yapacaksınız; muhtar Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gitti, belediyeye söyledi ve bir okul yapılmasına karar verildi. Oraya yapılacak okulun büyüklüğüne, ebadına, şekline, öncelikle bulunan arsaya göre karar vermek gerekiyor. Sizin çocuk sayınız, derslik ihtiyacınız daha fazla olabilir, bunlar öncelikli değil. Öncelik bulunan arsa, küçükse eğer zorlamıyorsun, büyükse zaten mesele yok. Buraya bir proje çizilmesi lazım. Proje süreci kötü işletilen bir süreç. Eş dost akraba ilişkileriyle işletiliyor ya da devlet kurumunda çalışan bir mimarın daha evvel çizdiği proje alınıp uyarlanıyor. 24- 36- 12 derslik hazır tip projeler ülkenin birçok ilinde aynen uygulanıyor. Ama bu okul yapısının eğitim öğretime uygunluğuna dair tartışıp karar verme mekanizması Milli Eğitimin içinde de bulunmuyor. Bununla ilgili planlayıcı, tasarlayıcı bir unsur yok.

OKUL YAPARKEN ÖNCE AĞAÇLARI KESİYORUZ

Eski Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, okul mimarilerinin değişeceğini açıklamıştı. Gökkuşağı renklerine boyanacak, trafik sıkışıklığı, deprem riski göz önünde bulundurulacak, yüzde 65’i yeşil alan olacak, okulun giriş katında mescid olacak… gibi kriterler söylenmişti. Bu karar uygulamaya geçti mi, yeni projeler buna göre mi yapılıyor?

Nabi Avcı’nın söylediği şeylerin bir kısmı tamam da bir kısmı demode. Depreme dayanıklı olması ya da yüzde 65’inin yeşil alan olmasını artık konuşmamamız lazım. Elbette doğayla iç içe, çevreyle uyumlu, kendine has dokusu olacak. Bunlar en basit ve en temel özellikler. Okullarımızın bahçelerinde yeterli boş alan var ama açık tören alanı ve park alanı olsun diye, ya da yeşil alanı koruyamayacağız düşüncesiyle parke taşı ile kaplanıyor. Japonya’da bir anaokulu yapılmış, yeşil bir alana, ağaçlık bir yere. Ağaçlar okulun içerisinden çıkmış, ağaçla binanın birleştiği yerlerde ketenden örgüler halatlar yapmışlar. Çocuklar bu ağaçlara tırmanıyor. Çocuğun doğasına uygun okul yapmış ve doğayı da okulun içine taşımış. Türkiye’de böyle bir tane okul var mı? 100 ağaçlı bir arazide anaokulu yapacaksanız, ilk akla gelen okul büyüklüğündeki alandaki ağaçları kesmektir. Onları koruyarak okul yapacak bir mimara gidip proje çizdirmeyi kimse düşünmez ki…

Neden düşünülmüyor? Maliyetli olacağı için mi? Maliyetten mi kaçılıyor?

Maliyet en son konu, inşaat en ucuz işlerden birisi. Çocukların geleceğindeki başarısızlıklarından daha mı pahalıdır inşaat? Bunu yapacak tasarlayacak zihnin bakış açısının değeri yok bu ülkede. Bu işi yapan, uygulayan, bitiren mercilerde bir karşılığı yok.
Mesela anaokullarımız, kreşlerimiz var. Plastik sandalyeler, metal oyuncaklar…
Her şeyi sarıya, maviye, mora boyadık mı bitti diyoruz… Yere de kauçuk malzeme döşedik mi düştüğünde bir şey olmasın… Okul tamamdır sanıyoruz. Parklarımıza bakın, çocukların doğasına uygun değil. İlkokulda çocuğun keyfince tırmanacağı, güvenle düşeceği kalkacağı, yuvarlanacağı bahçe gösterebilir misiniz? Çocuğun anaokulunda, ilkokulda doğasından gelen oyun isteğini böyle ceberrut bir anlayışla kısıtlıyoruz.

‘Çocuk dostu okul’ diye bir kavram var, nedir çocuk dostu okul, nasıl olmalıdır?

Biraz tersten bakalım b konuya. Okul mimarisine karar veren resmi görevliler, maliyete ve 4 duvara, sınıf sayısına ve idare odalarının sayısına odaklanıyor. Buna göre en düşük maliyetle okul yapılıyor. Ortada kamu yöneticisi dostu okullar var, kamuya daha az maliyetli, hızlı yapılır, bakımı kolay bir okul. Çocuk dostu okul; çocuğun doğasına eğitim dönemine fıtratına uygun argümanlarla dolu okul demektir.

ÇOCUK KOŞAR, ONUN DOĞASI BU!

Mevcut okullarda çocuk güvenliği biraz abartılıyor mu dersiniz?

İlkokulda basamak yüksekliği 12 santim olmalıdır. Ama bu kağıt üstündedir. 16 santimdir yükseklikler. Çocuğun doğasını kısıtlayarak güvenlik sağlanmaya çalışılıyor. Ne kadar uyarı yazısı koyarsanız koyun çocuk koşar, doğası bu. Her yere korkuluk, kilitli kapı, demir tutamak yaparak mı koruyacağız çocuğu?

Dünyada okul mimarisinde yaşanan gelişmeler Türkiye’yi etkileyebiliyor mu?

Türkiye’de Milli Eğitimde süreklilik sorunu var. Bu nedenle de Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda yeterli çalışmaya, araştırmaya, raporlamaya da sahip değil. Teknoloji, tercihler ve araştırma dönüşleri çok hızlı gerçekleşiyor artık. 50- 60 yıllık değil bazen 3-5 yıllık süreçlerde değişim oluyor. 10 yıl sonra yok olacak ya da çok revaçta olacak meslekleri konuşuyoruz. İhtiyaçların öğretilme şekli araçsal ve yöntemsel olarak o kadar hızlı gelişiyor ki, okul yapılarımız buna uygun değil. 1940 yılındaki sınıf metrekaresi ve çocuk başına düşecek alan üzerinden yapılar yapıyorsunuz. Ama sınıfta öğrenci sayısı 15’e düşebiliyor, 35’e çıkabiliyor. Daha fazla sayıda kişiyi bir araya getirmek gerekebiliyor. Durgun etkinlik var, hareketli etkinlik var, atölyeler var, bunların çok hızlı düzenlenebiliyor olması lazım. Her şey çok hızlı değişiyor. Biz dört direk dikiyoruz. İçine briketlerle, tuğlalarla duvarları örüyoruz, bitiyor. Hiçbir şeyi değiştiremiyoruz. Duvarı ördün, bitiyor. 3 yılda ihtiyaç değişiyor, o ihtiyaca mekan cevap veremiyor. Artık dünyada mekan kavramı çok değişti. İstediği zaman büyüklüğünü değiştireceği yerlere mekan diyor insanlar, diğeri odadır. Dizersin sıraları masaları, hoca gelir anlatır, biter. Ama başka etkinliklerin varsa, sıra şeklin değişirse bu yapı cevap veremiyor. Öğrenciler de bu yapılara dahil edilmiyor. Japonya’da ve Kore’de artık çocuklar sınıflarını kendileri tasarlıyor. Drama yapacaklarsa sınıf ona göre tefriş ediliyor, laboratuvar yapılacaksa ona göre tefriş ediliyor. Bu ihtiyaçlara anında cevap verecek ve çocukla beraber anında dizayn edilecek okullar yapıyorlar. Sınıf büyüklüğüne, şekline çocuğun karar verdiği, ders ortasında 3 sınıf birleşerek derse devam eden okul yapıları var dünyada. Ama bizde 4 duvar, kapı-pencere, o kadar.

SİZ HİÇ OKUL BİNASINI SEVEN ÇOCUK GÖRDÜNÜZ MÜ?

Okulların mimarisine siyasal ve kültürel değişmelerin etkisi var mıdır?

Tabii ki vardır. Örneğin, Ak Parti iktidarıyla birlikte Osmanlı ve Selçuklu mimarisine gönderme yapan okullar inşa edilmeye başlandı. Dış cephesinde sivri ya da kemerleri olan, köşelerinde kuleler olan okullar yapıldı. Ama betona şekli vererek o ruh yaşatılamıyor. Güzel bir çaba, kötü değil elbette ama okulun içindeki fonksiyonla birlikte bakıldığında bir işlevi de yok üstelik ve zorlama yapıldığı da belli. Çok anlamsız oluyor o zaman. Geçmişteki mimariyi geliştirip, o mimariden imgeler alarak kendi ihtiyacınıza göre geliştirebilirsiniz. Ama 4 duvardan ibaret bir beton yapacaksınız, geçmişi anımsatsın diye de birkaç simge koyacaksınız. Öyle olmuyor. Siz hiç okulun mimarisini seven, okula gitmekten zevk alan bir çocuğa rastladınız mı?

Çok fazla rastlamadım. Bazı özel okullarda rastladım.

Özel okullarda rastlamış olabilirsiniz. Ya devlet okullarında?

Ne yazık ki çalıştığım okulların herhangi bir mimari farklılığı yoktu.

Hiç düşünmüşler midir şu çocuklara bir soralım, çocuk okuldan ne bekler?

“Bir öğretmenden ne beklersiniz?” diye sorulmayan çocuğa okul binası da sorulmamıştır sanırım.

Öğretmene sormuşlar mıdır?

Bana sormadılar.

Sordukları birini duydunuz mu?

ÇOCUK OKULA GELMEK İÇİN HEYECAN DUYMALI

Duymadım… Bazı konularda müfredatla, ders kitaplarıyla ilgili görüşümüzü alıyorlar.  Ama binalarla ilgili sormadılar. İzlediğim bir film vardı. Mutfak tasarımı yapacak bir mimar oturup kadının mutfakta çalışmasını uzun süre izliyor, nereyi nasıl kullanıyor diye. Okul mimarisi yapacak bir mimarın da eğitim- öğretim süreçlerini izlemesi gerekmez mi?

Siz kendinize bir ev yapacak olsanız, bir mimara gidip bir ev yap mı dersiniz yoksa nasıl bir ev istediğinizi mi anlatıyorsunuz? Mimarlık talep eden kişiyle tasarlayıcı arasındaki bir alışveriştir. Tek başına iki taraf da karar veremez. Bunun bir de üçüncü ortağı vardır, kamu. Devlet ve çevredeki insanlar. Dördüncü ortağı vardır, içinde yaşadığımız doğa ve iklim. Ama esas ağırlık müşteri noktasıdır. Okulun müşterisi öğrenciler ve öğretmenlerdir. Eğitimciler, öğretmenlerin genel yapısı, karakteristiği bu beklentiyi anlatmalı. Bana biri fabrika yap dediğinde nasıl makineleri var, binanın içine tır mı girer kamyon mu, müşterinin durumuna göre bakılır. Biz okul yapıyoruz, içinde ne öğrenci var, ne öğretmen var, ne eğitim öğretim ilkesi var, hiçbir şey yok. 24 kişilik sınıf, şehircilik kurallarına göre kişi başı 1,5 metrekare alan, konferans salonu da yapalım mı diye düşünülür ve biter. Bütün dersler sırada oturarak mı dinlenmelidir? Çocuk tırmanarak dinlemek ister belki. Çocuğun oraya gelmek için heyecan duyması gerekir. ‘Sabah olsun da okuluma gideyim’ diye kalbi çarpmalı. Bunu mimar da müşteri olarak devlet de çocuğa çok rahat sağlayabilir.

CEBERRUT YAPILARDAN ÇIKMALIYIZ

Mimarisini çok beğendiğiniz bir okul var mıdır Bursa’da

Tofaş Fen Lisesi için güzel denebilir. Özel okullar da çok kat kat, çok haşmetli. İçinde bulunduğu arsanın yüzde 60’ından azını kullanan okul yok. Kliması var, masa sandalyesi daha lüks, ama okul bu olmamalı. Belki yakında okul da olmayacak. Biraz daha ceberrut yapılardan çıkıp, daha fazla insana odaklanmak gerekiyor. İngiltere ve Amerika’da kadim üniversiteler, taş binalar değiştirilmeden kullanılıyor. Ama bahçesini gidip kullanmak istersiniz. İTÜ’nün Taşkışla Kampüsü gibi, avlu ve doğa iç içedir. İnsanlar oradaki anılarına özlem duyarlar. Gelenleri oraya çekebilmek gerek. Zil çaldığında çocuğu oraya çekebilmek gerek. Bu sadece yapıyla olmaz ama yapı bunun önemli bir parçası.

İPEKÇİLİK İMAM HATİP LİSESİ TARİHE İHANET

 

Okul mimarisinin şehir mimarisiyle bütünleşmesine dikkat ediliyor mu?

Olmalı tabii. Ama şehrin bir mimarisi yok ki… İpekçilik İmam Hatip Lisesi yakınında 5 tane tarihi eser sayabiliriz. Biri de okulun bahçesindeki Bursa sivil mimarisi örneği. Şu anda oraya yapılan binaya bir bakın. Tarihin ortasında tam bir beton yığını. 5 katlı bina ve spor salonu… Bir tarafında 2 katlı tarihi bir yapı var. Yakınında 5-6 tarihi yapının ortasına 5 katlı okulu yapmayı kim aklına getirdi hayretler içindeyim. Kimse ‘Okulun bahçesinde tarihi bina var, çevresinde tarihi binalar var, bunu yapmayalım’ demedi mi?

Bu hata nasıl düzeltilebilir?

Bilinç düzelmeden nasıl düzelecek? Eğer bu yönde bir revize kararı verilecekse İpekçilik İmam Hatip Lisesinin inşaatının durdurulması gerekir. Devletin bu binaları yapmaması lazım. Benim vatandaş olarak devlete yapma deme şansım yok. ‘Bu proje nasıl ihaleye çıktı?’ diyorsun. ‘İhtiyaç vardı’ diyorlar. Mimarlar odası yerinde olsam İpekçilik İmam Hatip Lisesinin inşaatını durdururum. Ama Mimarlar odası da politize olmuştur maalesef.
Milli Eğitim Bakanı eğitim sistemini değiştirdiğinde mevcut okulların hiçbiri işe yaramayacaktır. Bir okul görünce tabelasına bakmadan, ilkokul mu, lise mi, ortaokul mu, anlamak mümkün değil. Peki, bu kademelerdeki çocukların fiziksel gereksinimleri aynı mıdır? Okulların yaşamın içinde olması, çocuğun yürüyerek ya da en fazla bisikletle gidebilmesi gerek.

İlginizi Çekebilir

Yed-i emin yangınıyla ilgili bir kişi gözaltına alındı

Bursa’da geçtiğimiz hafta sonu yed-i emin otoparkında bulunan 24 aracın yandığı olaya sebebiyet verdiği tespit ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir