Bursa’nın dramatik sessizliği!

Riyakarlığın, korkaklığın, utanmazlığın ve arsızlığın normalleştiği zamanları, süreçleri yaşıyoruz ne yazık ki. Şeytanla bile ittifak yapanların yüzsüzlüğünü, o yüzsüzlere tamah eden kepazeleri ibretle takip ediyoruz. 


Elimizi nereye atarsak oradan adeta pislik akıyor. Hırsızlıklar, yolsuzluklar çarşaf çarşaf kamuoyu gündemine geliyor.

Tık yok şehirde.


Hem siyasette hem bürokraside hem de sivil toplumda kahreden bir sessizlik,  dramatik bir korkaklık ve utanç verici bir sessizlik var. 
Dinime söven Müslüman olsa diye bir söz var ya hani. Sanki onu ispatlarcasına, kimse kimsenin ayağına basamıyor. Kimse kimse ile ilgili adım atamıyor.

Herkes bir kenarından sanki pisliğin içine düşmüş de birbirlerini kolluyorlar gibi bir kepazeliği soluyoruz.
Herkes herkesle dans ediyor da bir tane yiğit çıkıp yeter artık arkadaş bu rezillik nereye kadar diyemiyor ne yazık ki! 
Hepsi toplumun gözü önünde topluma parmak sallayarak yapılıyor üstelik. Gücü gücüne yetene, tam bir kaosun içindeyiz. Sanki susunca ve sorunları halının altına süpürünce kurtuluyoruz gibi bir hal var.

Kurtulamazsınız. 


Milletin hakkını hukukunu, kamunun faydasını, milletin onurunu korumak yerine sessizliği seçmenin maddi olmasa da manevi faturasını ödemek o kadar kolay olur mu?

Bilmiyoruz.

Ancak zulme ses çıkarmayan, hırsıza hırsız diyemeyen, zalime baş kaldırmayan kimsenin de millete dost olmayacağını gayet iyi biliyoruz.


Bunca yolsuzluk iddiası, bunca usulsüzlük, bunca hakkaniyetten uzak, vicdanların kabul edemeyeceği işler dönerken, sessizliğe boğulmanın bir izahı olabilir mi? 


Korku imparatorluklarının kurulduğu, herkesin kendi bölgesinde adeta ali kıran baş kesen olduğu, sokak eşkıyalığının geçer akçe olduğu bir dönemde, milletin hukukunu, halkın hakkını kim koruyacak? Birileri en azından inandığı her ne olursa olsun inandığı değerlere sahip çıkma noktasında her bireyin kendi hesabına mücadele etmesi gerekmiyor mu?


Bu kadar kanunsuzluk, bu kadar kolay hukuksuzluk, bu kadar kolay ben yaptım onlar da sustuculuk nasıl kabul edilebilir?


Haksızlığı yapanların değil haksızlığı haykıranların bedel ödediği bir süreci, çalanın değil bunu ortaya çıkaranın fatura ödediği bir süreci yaşıyoruz.
Bursa, bir şehir olmaktan çok birilerin padişahlığını krallığını ilan ettiği, ben ne dersem o kanundur ben ne istersem o olur yaklaşımının hakim olduğu görüntüden derhal çıkmalı.


Bugün Bursa’daki bu görüntüden sağcısı, solcusu, orta yolcusu, esnafı, işçisi, işadamı, tüccarı kimse razı olmadığı halde oluşturulan korkulara boyun eğmenin doğallaştığı bir döneme şahit oluyoruz. 


Metaların tanrılaştırıldığı, inançların sulandırıldığı, değerlerin beş paralık edildiği bu süreçte sine sine düzenin sürmesine imkan tanıyan herkesin bir gün mutlaka hesap vermesi gerekeceğini, en azından beşeri olmasa bile ilahi adaletin karar anından kurtulamayacağı o kadar açık ki!


Bu düzeni sürdürmek isteyenlerin ses çıkaranlara olan düşmanlığına hay hay.

Onlara rahatsız etmekten asla vazgeçmeyiz.

Ancak Bursa’da yaşayan insanların hukukunu ve hakkını koruması gerekenlerin de bu derin sessizliğini, korkak tavırlarını, utanç verici ezikliklerini de anlatmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. 

YORUM EKLE

banner19

banner24