Çocukları önce televizyondan korusak?

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz günlerde Meclis’te kabul edilen torba yasa ise birlikte RTÜK’e ‘internet yayıncılığı denetleme yetkisi’ verildi. RTÜK üyesi Doç. Dr. Hamit Ersoy, konu ile ilgili yaptığı açıklamada RTÜK’ün artık Netflix, Blu TV, Puhu TV gibi yayıncıları denetleyeceğini bildirdi. Ersoy, hem ucuz hem de haksız rekabete sebep olan Netflix, Puhu TV ve Blu TV’nin karasal, uydu ve kablo mecralarındaki yayıncılar açısından tehdit oluşturduğunu ve ‘geleneksel yayıncıları korumak’ için RTÜK’ün bu alanı düzenlemek zorunda olduğunu belirtti.

Bu uygulama ile birlikte, artık geleneksel yayını değil, internet yayıncılığını tercih eden çocukları ve gençleri korumayı amaçladıklarını ifade eden Ersoy, “Bu alanın denetlenmemesi çocukların çok sakıncalı içeriklerle karşı karşıya kalmasını da beraberinde getiriyor. Çocukların korunması anayasal bir zorunluluk olduğu için (Anayasa 41. madde) RTÜK, çocukları, gelecek nesli korumak adına bu alana el atmak zorundaydı. Yani yeni yasal düzenleme, geleneksel yayıncıların internet ortamına uzanan yayınları ile geleneksel ortamlarda yayın yapmayan fakat onların sahip olduğu içeriğin tamamını hatta ötesini içinde barındıran yayıncıları da denetleme imkanı verecek.” dedi.

Aslına bakarsanız sıkı bir Netflix kullanıcısı olmakla beraber gerçek anlamda bu platformların denetlenmeye ihtiyacı olduğunu biliyorum ve bu uygulamayı desteklemek geliyor içimden. Blu TV ve Puhu TV ile hiç münasebetim olmadığından yalnızca Netflix üzerinden konuyu ele alacak olursam; pornografinin, çarpık ilişkilerin had safhada olduğu içerikler aynı zamanda eş cinselliği ve ensest ilişkileri de yüceltmekten geri durmuyor. Bu içeriklerin toplumsal ahlakı zedelemesi işten bile değil özellikle de RTÜK üyesi Doç. Dr. Hamit Ersoy’un da ifade ettiği gibi gençler ve çocuklar internet yayınlarına yönelmişken. Kişisel anlamda konuşacak olursam ben de ergenlik çağındaki kardeşlerimin bu içerikleri izlemesinden rahatsızlık duyarım. Ancak onlara bu içerikleri yasaklayamam yani Netflix’in çoğu yapımı tüm dünyayı etkisi altına alan başarılı işler. Mesela La Casa De Papel hem çok popüler hem de kesinlikle kaliteli diyebileceğimiz işlerden biri. Fakat tarihin en zekice düşünülmüş, en ince ayrıntıları hesaplanmış hırsızlığında ve altında yatan sistem başkaldırısının içinde eş cinsel öğelerin –bknz. Palermo/Helsinki- ne işi var? Gerçekten hikayeyi hiçbir anlamda beslemeyen, tamamen alakasız bir konuda gereksiz bir detaydan başka bir şey olmayan o sahnelerin 3. Sezonda olması benim de “Netflix’in artık RTÜK müdahalesine ihtiyaç duyduğunu” düşünmeme sebep oluyor. Fakat burada bir abesle iştigalin söz konusu olduğunu söylemeden edemeyeceğim.

Şöyle ki, Şubat 2019 verilerine göre Netflix’in 65 bin abonesi var, her abonenin farklı kullanıcı sayıları da göz önüne alındığında totalde Netflix dizilerine erişebilen 170 bin kişi olduğu tespit edilmiş. Şubat’tan bu yana aboneliklerde patlama yaşansa bile kullanıcı sayısı 1 milyonu geçebilir mi? Ücretleri göz önüne alındığında hayır. Bu demek oluyor ki her evde bir Netflix yok ancak her evde bir televizyon var. Evet RTÜK televizyon dizilerinde sigara-alkol kullanımına karşı ve cinsel öğelerin kullanımına karşı önemler almış durumda. Ancak herkesçe kabul edildiği üzere çocuklar ve gençler izledikleri dizilerden etkileniyor, toplumun ahlaki yapısı bozuluyor, dizilerin sosyolojik sonuçları oluyorsa neden hala dizilerde kadına şiddeti görüyoruz? Güzide dizilerimizde mafya liderleri, uyuşturucu kaçakçıları, silah kaçakçıları kahramanlarmış gibi lanse ediliyorken ve bu dizilerin hitap ettiği kitle Netflix’in kitlesinden kat be kat fazlayken, bu dizilere değil de Netflix’e yaptırım uygulamak abesle iştigal değil de nedir?

9-16 yaş aralığındaki çocuklar “Çukur evimiz İdris babamız” derken RTÜK, bu İdris babanın silah kaçakçılığı yapan çetenin lideri olduğunu ve en kötüsü de bu karakterin gerçekte yaşamış bir mafyadan esinlenilerek yazıldığını bilmiyor mu? Ya da Mihriban türküsü sahnesiyle gönüllere taht kuran Vartolu’nun uyuşturucu baronu olduğunu kimse fark etmedi mi gerçekten? Her gün en az 10 kişinin çatışmada öldüğü Çukur’da bir tane siren sesi duymayışımız kimlerin gözünden kaçtı?

Tekrar etmek istiyorum ki Netflix’e 300-500 çocuk ulaşabiliyorsa televizyon izleyen yüzbinlerce hatta milyonlarca çocuk var ve 2008 yılından bu yana TV ekranlarında tekrar tekrar döndürülen Aşkı Memnu dizisi, müstehcen sahneleri her ne kadar kırpılsa da “bir yeğenin, amcasının eşine yani yengesine meyletmesi” üzerine olan konusuyla hala yayınlanmaya devam ediyor. Bu dizi ahlaki yapıyı bozmayacak da hangi dizi bozacak? Çocukların gününün çoğunu evde geçirdiği yaz tatili döneminde eski bölümleri yeniden verilen bu dizi hakkında RTÜK herhangi bir yaptırım uygulamayı düşünüyor mu? Nihayetinde tek bir müstehcen sahnesi bulunmasa bile konu olarak Türk aile yapısına uygun olmayan bu dizi yıllardır eskimeden milyonlarca insanın izlemine sunulurken televizyona oranla çok küçük bir kitlesi olan Netflix’e yaptırım uygulamak bence ikinci planda kalmalıydı.

Akıllara durgunluk veren kadına şiddet sahneleriyle aklı selim insanları bile çileden çıkaran Sen Anlat Karadeniz’in işlediği konu, sapkın hatta obsesif hareketler sergileyen fakat bu takıntısını aşk diye sunan psikopat bir adamın şiddet ve esaretinden kurtulmaya çalışan kadın ve erkek şiddetinin diğer kadınlara da nasıl yayıldığı üzerine kuruluyken, gençlerimizi ve çocuklarımızı, şiddet kültürünü zihinlere kazıyan bu diziden uzak tutmamız gerekmiyor muydu?

Bunlar tabi üzerine çok konuşulmuş kimisi eskide kalmış kimisi sezon finaliyle hayranlarını kat be kat artırmış diziler. Ancak yeniler de eskileri aratmıyor elbette. Yeni sezona baktığımızda Kimse Bilmez diye bir dizi görüyoruz ki akıllara zarar. Diğer çoğu dizide olduğu gibi kadına şiddet, uyuşturucu satıcılığı, mafyatik bir takıntılı ‘aşık’ ve bolca cinayet. Dizilerde bu kadar çok cinayet işlenirken ardından herhangi bir şekilde polis, olay yeri inceleme, dava, ceza gibi öğeleri göremeyişimiz de bana “dizi muz cumhuriyetinde mi geçiyor acaba” diye düşündürüyor. Çocukları korumak istiyorsak her an bir kumanda kadar uzaklarında olan televizyondaki şiddet kültüründen uzak tutmalıyız. Kahramanlaştırılan karakterlerin, kendi adaletlerini sağlamak adına çatır çatır kötü adamları öldürdüğü ve hiçbir şekilde ceza almadığı bir dünyanın çocukların zihnine kazınmasına daha fazla izin vermemeliyiz. Uzun lafın kısası evet kesinlikle Netflix’e ve diğerlerine de bir dur demek gerekiyor fakat önce şu televizyonu halletsek?

İlginizi Çekebilir

Bakan Varank, yapay zeka konferansı için Berlin’e gidecek

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank, 22 Ağustos’ta Almanya’da gerçekleştirilecek yapay zeka konferansına katılacak. Sanayi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir