SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Abd

ŞehirMedya - Abd haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Abd haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Avrupa Parlamentosu komitesinden ABD ile ticaret anlaşmasına "yeşil ışık" Haber

Avrupa Parlamentosu komitesinden ABD ile ticaret anlaşmasına "yeşil ışık"

AP Uluslararası Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, komite üyesi milletvekillerinin AB-ABD ticaret anlaşmasının uygulanmasına ilişkin düzenlemeleri onayladıklarını, AP Genel Kurul oylamasının da 16 Haziran'da yapılacağını ifade etti. AB ile ABD arasındaki ticaret anlaşması görüşmeleri, Temmuz 2025'te İskoçya'daki ABD Başkanı Donald Trump'a ait Turnberry golf sahasında tamamlanmıştı. Anlaşma kapsamında, AB ülkeleri ABD ürünlerine gümrük tarifesi uygulamamayı kabul etmiş, buna karşılık ABD'nin AB ürünlerine yüzde 15 tarife uygulayacağı açıklanmıştı. AB tarafının yapılan anlaşmanın onay sürecini tamamlayamaması ABD'nin tepkisini çekmişti. Trump, 1 Mayıs'ta ticaret anlaşmasına uymadığı gerekçesiyle AB menşeli otomobil ve kamyonlara uygulanan gümrük vergisi oranının yüzde 25'e çıkarılacağını duyurmuştu. AB'ye ticaret anlaşmasındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi için 4 Temmuz'a kadar süre tanıyan Trump, aksi takdirde AB'ye yönelik tarifelerin daha yüksek seviyelere çıkarılacağını bildirmişti. AB ülkelerinin büyük kısmı Trump'ın tehdidinin ardından anlaşmanın hızla yasalaştırılarak yürürlüğe konulmasını isterken AP temsilcileri, metne ABD tarafının anlaşmayı ihlal etmesi durumunda doğrudan yürürlüğe girecek çeşitli tedbir maddeleri eklenmesini talep ediyordu. AB kurumları uzun müzakerelerin ardından ortak bir metin üzerinde uzlaşı sağlamıştı.

Altın yatırımcısının yüzü üç aydır gülmüyor Haber

Altın yatırımcısının yüzü üç aydır gülmüyor

ABD ile İran arasında şubat aynın son günü başlayan ve Hürmüz Boğazı'nın kapanmasına yol açan savaş, varlık fiyatlarının yönü üzerinde etkili oluyor. Bu süreçte taraflardan gerilimi azaltıcı yönde gelen ya da risklerin artmasına neden olan açıklamalar ise piyasalardaki oynaklığın artmasına yol açıyor. Boğazın kapanması sonucu yükselen enerji fiyatları ise önde gelen merkez bankalarının faiz politikalarına yönelik tüm beklentilerin değişmesine neden oldu. Savaştan önce bu yıl faiz indirmesi beklenen ABD Merkez Bankasından (Fed) savaş sonrasında faiz indirimine gitmesi beklenmezken enflasyonist baskıların devam etmesi durumunda para piyasalarındaki fiyatlamalarda Bankanın yıl sonuna kadar faiz artırımına gidebileceği de tahmin ediliyor. Fed'in politikasına yönelik değişen beklentiler ise altın başta olmak üzere kıymetli madenlerin yönü üzerinde etkili oldu. Altının onsu, ocak ve şubat aylarında ABD yönetiminin Grönland'ı satın alma girişimi nedeniyle Avrupa ülkeleriyle yaşadığı gerilim, ticaret politikalarına ilişkin belirsizlikler, teknoloji ve yapay zeka şirketlerindeki yüksek değerleme endişeleri ile merkez bankalarından gelen güçlü taleple yükselmişti. Bu yıla 4 bin 313 dolardan başlayan altının onsu ocak ayında 5 bin 600 doları test ederek rekor kırdı. Ocak ayını yüzde 12,4 değer kazancıyla 4 bin 849 dolardan tamamlayan ons altının bu yükselişi şubatta da devam etti. Altının onsu şubat ayını yüzde 8,5 değer kazanarak 5 bin 263 dolardan tamamladı. Orta Doğu'da yaşanan söz konusu gelişmelerle değer kaybetmeye başlayan altının onsu martta 4 bin 99 dolara kadar gerilese de bu ayı yüzde 11,32 düşüşle 4 bin 667 dolardan bitirdi. Mart ayında yaşanan bu düşüş 2008 krizinden bu yana en sert aylık gerileme olarak kayıtlara geçti. Nisanda yüzde 1 değer kaybeden altının onsu, mayıs ayında da yüzde 1,77 geriledi ve mayıs ayını 4 bin 540 dolardan tamamladı. Böylece altının onsu 3 ay üst üste değer kaybetmiş oldu. GÜMÜŞ 2 AYLIK DÜŞÜŞ SERİSİNİ SONLANDIRDI Söz konusu sebepler gümüş fiyatlarında da etkili oldu. Finansal bir varlık olmasının yanı sıra güneş paneli yapımı başta olmak üzere endüstriyel alanda önemli bir role sahip olması gümüş fiyatlarındaki oynaklığın artmasına neden oldu. Yıla 71 dolardan başlayan gümüşün onsu ocak ayında 121,7 dolara kadar çıkarak rekor kırdı. Ocak ayını yüzde 17,2 artışla 83,3 dolardan tamamlayan gümüşün onsu, yükselişini şubat ayında da sürdürdü. Şubat ayını yüzde 12,6 artışla 93,8 dolardan tamamlayan ons gümüş Orta Doğu'daki savaşın etkisiyle mart ayında sert geriledi. Mart ayında 61 dolara kadar gerileyen gümüşün onsu bu ayı yüzde 19,9 azalışla 75,1 dolardan, nisan ayında yüzde 1,8 düşüşle 73,7 dolardan tamamladı. Gümüşün onsu, mayıs ayı sonunda tekrar toparlanarak yüzde 2,1 artışla 75,3 dolar oldu. YÜKSEK ENERJİ FİYATLARI ENFLASYON ENDİŞELERİNİ KÖRÜKLEDİ Saxo Capital Emtia Strateji Başkanı Ole Hansen, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, "Hürmüz Boğazı'ndan yapılan gemi trafiğindeki uzun süreli aksama, petrol, doğal gaz ve rafine yakıt fiyatlarını yüksek seviyede tutarak, tarihsel olarak altın için daha az destekleyici bir piyasa ortamı yarattı." dedi. Jeopolitik gelişmelerin klasik bir güvenli liman arayışına yol açmak yerine yüksek enerji fiyatları üzerinden enflasyon endişelerini körüklediğini belirten Hansen, bu durumun tahvil getirilerini yükselttiğini, doları güçlendirdiğini ve Fed'in faiz indirimlerine ilişkin beklentileri azalttığını ifade etti. Hansen, değerli metal yatırımcıları arasında faiz beklentilerinin önemli olmaya devam ettiğine vurgu yaparak, "Faiz getirmeyen bir varlık olarak altın, faiz oranları düştüğünde daha cazip hale gelir çünkü onu elde tutmanın fırsat maliyeti azalır. Tersine, piyasalar faiz indirimi beklentilerini geri çektiğinde altın genellikle zorlanır." dedi. Hansen, bu dinamiğin son aylarda enerji fiyatlarındaki artış ve süregelen enflasyon riskleri karşısında yatırımcıların parasal gevşeme beklentilerini azaltmasıyla açıkça görüldüğünü kaydetti. Jeopolitik durumun istikrara kavuşması ve enerji şoklarının azalmaya başlamasıyla yatırımcıların, son yıllarda altın piyasasındaki yükselişi destekleyen yapısal temalara yeniden odaklanacağını öngören Hansen, merkez bankalarının altın talebinin bu temaların başında gelmeye devam ettiğini söyledi. Hansen, altında Çin'in talebinin de önemli bir destek kaynağı olmaya devam ettiğini vurguladı.

Washington Post: Pentagon, basın ofisini gizli alan ilan ederek gazetecilerin girişini yasakladı Haber

Washington Post: Pentagon, basın ofisini gizli alan ilan ederek gazetecilerin girişini yasakladı

Washington Post (WP) gazetesine isimlerinin açıklanmaması şartıyla konuşan 4 kişi, Pentagon'un, basın ofisine basın mensuplarının girişinin yasaklanması konusunda yeni bir karar aldığını iddia etti. Gazetenin haberine göre, söz konusu 4 kişi, Pentagon'un yeni uygulamasının geçen hafta yürürlüğe girdiğini ve bu değişikliğin, önceki yönetimlere kıyasla yeni bir engel oluşturduğunu belirtti. Haberde, "Zira önceki yönetimlerde ofis, gazetecilerin refakatçi olmadan askeri halkla ilişkiler yetkililerinin masalarına uğrayabildiği açık bir odaydı." ifadesine yer verildi. Pentagon muhabirlerinin binaya girişinin, kurumun basın kurallarıyla ilgili davalar devam ederken büyük ölçüde hala engellenmiş durumda olduğu belirtilen haberde, yeni değişiklikle birlikte gazetecilerin, dava sonunda Pentagon'a girme hakkını geri kazansa bile daha önce "özgürce dolaşabildikleri" basın ofisine erişiminin kısıtlanacağı vurgulandı. WP'ye konu hakkında bilgi veren Pentagon Basın Sözcüsü Vekili Joel Valdez, gazetecilerin artık basın ofisine girmelerine "izin verilmeyeceği" bilgisini doğrularken, "Savunma Bakanı Halkla İlişkiler Yardımcısı ve Basın Sözcüsünün ofisine erişim yalnızca randevu ile mümkün olmaya devam edecektir." dedi. Savunma Bakanı Pete Hegseth döneminde basın mensuplarına getirilen kısıtlama sonrası, mart ayında, New York Times'ın (NYT) açtığı dava sonucu bir federal yargıç söz konusu kısıtlamaları iptal etmiş, ancak ABD Başkanı Donald Trump'ın ekibi bu karara itiraz etmişti. NYT mayıs ayında ikinci kez dava açarak, gazetecilerin Pentagon içinde dolaşmak için bir refakatçiye sahip olma zorunluluğuna açıkça itiraz etmişti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi: Lübnan'daki ateşkes nihai anlaşmanın ayrılmaz bir parçasıdır Haber

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi: Lübnan'daki ateşkes nihai anlaşmanın ayrılmaz bir parçasıdır

Bekayi, başkent Tahran'da düzenlediği haftalık basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, şu ifadeleri kullandı: "Lübnan'daki ateşkes, savaşı sonlandıracak nihai bir anlaşmasının ayrılmaz bir parçasıdır. Lübnan'da olanların başat aktörü ABD'dir. Siyonist rejim, görünürdeki ateşkese rağmen Lübnan'da ve işgal altındaki Filistin topraklarında en ağır ve en vahşi suçları işlemeye devam ediyor." ABD ile yürütülen müzakere sürecine ilişkin ise Bekayi, müzakere ve diyalogun taraflar arasında güven olduğu anlamına gelmediğini, ABD ile görüşmelerin şüphe ve güvensizlik ortamında başladığını vurguladı. ABD'nin çelişkili açıklamaları, talepleri ve medya üzerinden verdiği mesajların müzakere sürecini uzattığını belirten Bekayi, mevcut aşamada nükleer konuların gündemde olmadığını öne sürdü. Bekayi, konuyla ilgili adım atmaları gerektiğinde ne yapacaklarını iyi bildiklerini söyledi. Bekayi, savaş sonrası İran'ın yeniden yapılanma için 300 milyar dolarlık bir fon talebinde bulunduğu iddialarına ilişkin ise şunları kaydetti: "Mutabakat zaptının bölümlerinden biri, savaştan kaynaklanan hasarların yeniden inşası için gerekli koşulların hazırlanması konusudur. Ancak bu karmaşık bir konu ve kendine has ayrıntıları bulunuyor." ABD'nin bölge ülkelerindeki üsleri kullanarak İran'a yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini belirten Bekayi, bölge ülkelerinin topraklarını kullandırmaması gerektiğini dile getirdi. İran'ın 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmada aldığı paranın dondurulmuş varlıklarla ilgili olduğunu ve bunun da Tahran'ın hakkı olduğunu söyleyen Bekayi, mevcut durumda kimseden imtiyaz talep etmediklerini ve yine ülkenin hakkı olan parayı istediklerini ifade etti. Bekayi, ABD'nin İran'ın güney kesimlerinde gerçekleştirdiği saldırılarla ateşkesi ihlal ettiğini ve Birleşmiş Milletler Şartı'na göre kendilerinin de meşru müdafaa hakkına sahip olduklarını söyledi. Bekayi son olarak, NATO'nun Hürmüz Boğazı, Umman Denizi ve Basra Körfezi'ne yönelik bir girişimde bulunmasının konuyu daha karmaşık hale getireceğini ve yine NATO ile Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin sorumluluk almak istemeleri halinde İsrail ve ABD'yi hesap vermeye çağırmaları gerektiğini ifade etti.

Meksika Devlet Başkanı Sheinbaum, ABD'yi ülkesinin iç işlerine müdahale etmeye çalışmakla suçladı Haber

Meksika Devlet Başkanı Sheinbaum, ABD'yi ülkesinin iç işlerine müdahale etmeye çalışmakla suçladı

Başkent Meksiko'da destekçilerine hitap eden Sheinbaum, son aylarda hükümetinin "milyonlarca dolarlık sosyal medya kampanyaları" ile hedef alındığını söyledi. Bunun tesadüf olmadığını belirten Sheinbaum, "Bugün uluslararası sağın desteklediği istikrarsızlaştırma yöntemleri değişmiş olabilir ancak amaç değişmedi. Artık her zaman geçmişte olduğu gibi güç kullanmıyorlar. Bugün dijital kampanyalar ve dezenformasyon operasyonlarıyla hükümetleri ve hareketleri zayıflatmaya çalışıyorlar." dedi. Ayrıca ABD Adalet Bakanlığına bağlı bir birimin, aralarında bir vali, bir belediye başkanı ve görevdeki bir senatörün de bulunduğu 10 Meksika vatandaşı hakkında kamuoyuna delil sunmadan iade talebinde bulunduğunu hatırlatan Sheinbaum, bunun iki ülke ilişkileri tarihinde "eşi görülmemiş" bir durum olduğunu kaydetti. Sheinbaum, "Bu gerçekten organize suçla mücadeleye yönelik samimi bir ilgi mi? Yoksa Amerikan aşırı sağının 2026 seçimleri için ülkemizi kullanma girişimi mi? Ya da 2027'de Meksika'daki seçimleri etkilemek mi istiyorlar?" ifadelerini kullandı. Meksika'nın kimsenin pinyatası (şeker, çikolata ve küçük oyuncaklarla doldurulan karton veya kâğıttan yapılan parti kuklası) olmadığını dile getiren Sheinbaum, "Dışarıdan kurumlarımıza baskı uygulandığında ve başka bir ülkenin yalnızca Meksikalıların sorumluluğunda olan konulara müdahale edebileceği kabul edilmeye başlandığında artık işbirliğinden değil, müdahaleden söz ediyoruz." diye konuştu. ABD'de nisanda açıklanan iddianamede, Sinaloa Valisi Ruben Rocha Moya'nın da aralarında bulunduğu 10 Meksikalı eski ve mevcut yetkili, Sinaloa karteline uyuşturucu kaçakçılığına yardım etmek ve ABD'ye uyuşturucu sevkiyatını kolaylaştırmakla suçlanmış, bir kısmının Meksika Devlet Başkanı Sheinbaum'un partisi Ulusal Yenilenme Hareketi (MORENA) ile ilişkili olduğu öne sürülmüştü. ABD, Sinaloa Karteli'ni "yılda 100 bin Amerikalının" ölümüne neden olan sentetik uyuşturucu fentanilin önde gelen tedarikçisi olmakla suçluyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.