Celvetiye'nin Piri Mehmed Muhyiddin Üftade

Hazırlayan: Ömer Kaptan kaptanomar@gmail.com  

Celvetiye'nin Piri Mehmed Muhyiddin Üftade
Hazırlayan: Ömer Kaptan

kaptanomar@gmail.com

 

Celvet, bir tasavvuf terimi olarakSâlik’in benliğinden arınmış ve ilahi vasıflarla bezenmiş olarak halvetten çıkıp insanlara karışması anlamına gelir. Kelimenin kökü olan “c-l-v”sülasisi ortaya çıkarmak manasına gelir (el-ısfahani, müfredat).Türkçede bu kelimenin Etimolojik açıdan akrabası olan cilve: güzelliğin ortaya çıkıp görünür olması, cila: bir cismin parlatılarak daha görünür kılınması, tecelli: bir gücün etki ederek karşıda belirginleşmesi ve yine ortaya çıkması gibi anlamlar için kullanılır.

“Dervişinbelirli bir süre için toplumu terk ederek inzivaya çekilmesi, bu süre içinde kötü huyları bırakıp iyi huyları edinmeye halvet, bu işi başardıktan sonra toplum hayatına dönmesi celvettir… İbn-i Arabi’ye göre celvet halvetten daha üstün bir haldir. Süluk ehli varlık âleminde görülen çoklukla (kesret) perdeli olduklarından halveti tercih ederler. Birliğe (vahdete) ulaşan arifler ise celvet-halvet ayrımından bahsetmez, halvette olmak için toplum hayatını terk etmezler .Onlarcelveti değil halveti terk ederler. (Süleyman Uludağ, DİA)

Celvetiye tarikat olarak Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri zamanında teşekkül etmiştir. Ancak aziz Mahmut Hüdai’nin şeyhi olan MehmedMuhyiddinÜftade bu tarikatın ilkelerini belirleyen kişidir. Bu yüzdencelvetiyenin asıl piri Üftade Hazretleridir. (Geniş  bilgi için bknz: Hasan Kamil Yılmaz,Celvetiye. DİA)

Celvetiyetarikatı ve ÜftadeHazretleriyle ilgili en kapsamlı bilgileri ise, yüksek lisans ve doktora tezini Üftade Hazretleri ve görüşleri üzerine yapan Dr.MustafaBahadıroğlu’nun eserlerinde bulmak mümkündür. Bahadıroğlu Üftade Hazretlerinin celvet halini şöyle anlatır:

“Celvetiyeninpiri olan Üftade Hazretleri  ihtilat hayırdır (cemiyet içine katılmak hayırdır) deyip celvet prensibini bizzat yaşamış, gençlik yıllarından vefatına kadar müezzinlik, imamlık ve irşat hizmetleriyle devamlı olarak meşgul olmuş, halkın arasına girmiş ve insanlardan kopmamıştır. Yine devlet adamlarıyla ve padişahlarla olan yakınlığı da bu meyanda zikredilebilir…ÜftadeHazretleri,Kanuni Sultan Süleyman tarafından İstanbul’a davet edilmiş İstanbul’a gittiğinde büyük bir hürmetle karşılanmıştır.

Padişah Üftade’nin tekkesine bir iki köy vakfetmek istemiş ama Üftade bunu kabul etmemişti. Bu da Sultan Süleyman’ın Üftade’ye daha çok hürmet göstermesine sebep olmuştu. Yine sohbet meclislerini seven Sultan 3. Muratda Üftade’ye yakınlık göstermiş, Üftade’den kendisini oğulluğa kabul etmesini rica etmiştir. 3. Murat’ın annesi Nurbanu Sultan da Üftade’yi ziyaret eden devlet büyükleri arasındadır. “ Bu devlet büyükleri Üftade hazretlerine hediyeler vermek istemişler ancak dini hizmetlerine karşılık ücret kabul ettiği için rüyada azarlanan ve bundan dolayı Üftadeismini alan MehmedMuhyiddin, bu manadaki her türlü ücreti reddetmeyi bir prensip haline getirmiştir. Hatta Emir Sultan hatibi iken devletin tahsis ettiği ücreti bile almayarak müritlerine taksim etmiş, padişah ve devlet adamlarının ihsanlarına da iltifat etmemiştir.

Üftade Hazretlerinin bu celvet prensibini en meşhur talebesi Aziz Mahmut Hüdai Hazretlerinde de açıkça görmek mümkündür. O da halk içinde bir kimsedir: “Sultan Ahmet, Üsküdar’a gittiği bir günde çarşıda Hz.Üftade’yetesadüf eder. Derhal atından inerek yerine şeyhini oturtup kendisi de atına arkasından yaya olarak yürümeye başlar. Hüdai’nin gönlü koca padişahın yaya olarak yürümesine razı olmaz: “Sırf şeyhimin duası ve emri yerini bulsun diye bindim” der ve böylece de şeyhi Üftade hazretlerinin; “Oğlum Padişahlar rikâbında yürüsün” şeklindeki duası yerine gelmiş olur. Sultan Ahmet’in bu hadise üzerine şu beyitleri inşâd ettiği söylenir:
“Varımı ben hakka verdim gayrı varım kalmadı

Cümlesinden el çeküp pes du cihanım kalmadı

Çünkü hubbullah erişti çekdi beni kenduye

Açdı gönlüm gözüni gayrı gumanım kalmadı

 

Evliyanın himmeti yakdı beni ka’l eyledi

Safiyim buldum safayıdu-cihanım kalmadı

Ahmedider ya ilahi sana şükrüm çok durur

Hamdulillah aşk-ı hakdan gayrı varım kalmadı”

 

PEKİ, ÜFTADE’NİN ŞEYHİ KİMDİ?

Kaynaklar Üftade Hazretlerinin “üveysi” olduğunu belirtirler. Yani zahirde şeyhi olmayan velilerden biridir Üftade. Bunun sebebi de şeyhi olarak bilinen tek kişinin ancak kısa süre birlikte bulunabildiği HızırDede oluşudur. Rivayetler şöyle : “Üftadedaha on yaşlarında bir çocukken Hızır Dede’yi tanımış ve ona intisab etmiştir.

Çok küçük yaşta şeyhinden icazet alarak riyazet ve mücahede ile meşgul olan Üftade şifalı sulara ihtiyacı olan ayaklarından kötürüm Hızır Dede’yi sırtında kaplıcaya götürür getirirdi. Hatta bunu gören mahalle çocukları kendisine gülerlerdi… Hızır Dede, Mihaliç kasabasında koyun çobanlığı yaparken soğuktan ayakları donarak muk’ad (kötürüm) olunca “Gayrın ganeminira’y etmektense kendi kuvva-yiruhaniyyemira’y itmek evladur.” (başkasının koyununu gütmektense kendi ruhani kuvvetlerimi gütmek daha iyidir) diyerek bu mesleği bırakmış ve gelip Bursa’ya yerleşmiştir. Üftade on sekiz yaşlarındayken şeyhi ahirete irtihal eylemiştir... Üftade Hazretleri Hızır Dede’den başka hiç kimseyle şeyh mürit ilişkisi içine girmemiştir.” (M.Bahadıroğlu)

ÜFTADE HAZRETLERİ’NİN ŞİİRİ

Üftade Hazretleri her şeyden önce şeriatın sınırlarınımuhafaza eden Sünni bir şeyhtir. Fakat aynı zamanda tam bir vahdeti vücutçudur. Üftade bir bakıma tezat gibi görünen bu iki uç anlayışın arasını bulan ender sufilerdendir. Ancak sanatında bu birinci özelliğini muhafaza etmiş, selefleri kadar açık pervasız ve coşkun ifadelere yer vermemiştir. Divanındaki birbirinden güzel şiirlerinden birini Ulucami’nin kuzeydoğu köşesinde direk üzerinde yazan “ya hu ve ya men hu” ifadelerinin görüntüsüyle birlikte burada paylaşıyorum :

Ya Hu ve Ya Men Hu

“Geçesin alem-i ferşi
Dahi hem Kürsive Arşı
Gele muştucular karşı
Degil (deyiniz)“ya hu ve ya men hu”


seni ilte feleklere

Buluşasın meleklere

Erişesin dileklere

Degil“ya hu ve ya men hu”

 

Ala Senliğini senden

Geçesin can ile tenden

Tecelliler gele andan

Değil “yahu ve ya men hu”

 

Ey Üftade seni sende

O yâre eylegil bende

Demegilbundadur anda

Değil “ya hu ve ya men hu“

 

ÜFTADE’NİN GERİDE BIRAKTIKLARI

Üftade Hazretleri  “Ervahı âliye bu dağın eteklerinde toplanıyor” diyerek Uludağ eteklerinde gömülmek istedi. Vasiyet etti. Bu yüzden mezarı eskiden Hristiyan dervişlerin manastırlarından dolayı keşiş dağı diye bilinen ve pek çok veliyi de üzerinde taşıyan Uludağ eteklerinde, Bursa kalesi surlarının dağa en yakın yerindedir. Üftade’nin,ruhaniyatını hissettiği Uludağ eteklerinde başka özel yerler de vardır. Mesela şu rivayet ilginçtir: “Hüsamettin Bursevi , Hz.Üftade’nin bir müridinden nakille anlatıyor: Üftade hazretleri Çarşamba ve Perşembe günleri eski kaplıca (armutlu)ya giderdi. Müritlerine de;  “Zinhar bu kaplıcayı bu günlerde terk itmen. Elbette bu günlerde Rical-i Gayb anda hazır olur” diye tembihte bulunur, eskiden beri Bursa’da bulunan velilerin ve evliyaların buranın havasının suyunun muhtelif faydalarını gördüğünü anlatırdı.” (Bahadıroğlu)

Geride Aziz Mahmud Hüdai gibi büyük bir veliyi ve Celvetiye tarikatını bırakan Üftade’nin “Vakıat-ı Üftade” en büyük eseridir. Celvetiye tarikatının da ilk yazılı kaynağıdır. Aziz MahmudHüdayi Hz. Üftade’ye intisabından halife oluncaya kadar (1576-1579) geçen üç yıl zarfında, mürşidi Üftade’den duyduklarını bir araya getirmişve böylece “Vakıat” meydana gelmiştir.

SON SÖZ ÜNLÜLERDEN

Üftade Hazretleri dindar olsun olmasın her muhitten insanın huzur kaynağı olmaya devam etmektedir. Bunu Üftade tekkesinde 1982 yılında açılan ziyaretçi defterlerine yazılan hatıralar açıkça göstermektedir:
“Çağırıldığıma inanıyorum… Sevgi ve saygıyla”Sezen AKSU

“Mazhar- Fuat- Özkan olarak Üftade hazretlerinin ziyaretine geldik. Şükürler olsun .

İnşallah bu güzel yere her zaman gelmek nasip olur.”  Mazhar - Fuat - Özkan

 

Güncelleme Tarihi: 28 Ekim 2013, 14:05
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19