Kadına şiddet mi, ailenin çöküşü mü?

Seküler toplumun buhranlarını ‘kadına şiddet’ mottosu üzerinden okumaya çalışmak sonuç getirir mi, bu konuda pek emin değilim. Aslında; seküler kapitalist toplumlarda, hayatın tüm alanlarında ucuz iş gücü ve sermaye olarak kullanılan kadının statüsüne itiraz ederek işe başlanabilir.

Kadına yapılan şiddet ile eşlerin aile içindeki görev ve sorumlulukları arasında bir ilişkinin olduğunu görmek gerekir. Aslına bakacak olursanız; daha işin başında, problemin ‘kadına şiddet’ şeklinde kavramsallaştırılması, sorunu doğru yansıtmamaktadır.

Aile sorumluluğunun ne olduğu konusunda herhangi bir fikri olmadan mavi hülyalarla evlenen ve sonra da aile olduğunu farkına varmadan, bitimsiz isteklerin ve arzuların, ailenin ekonomik şartlarına takılmasıyla ilk çatışma başlamaktadır. Bu çatışmada, güçlü olan taraf, sınırları zorlamaya başlıyor. Oysa aile olmak sorumluluk gerektirir. Yükü paylaşmak gerekir. Bu aşamada evlenen çiftlerin ailelerinin olumsuz müdahaleleri de işin içine girince durum içinden çıkılmaz hale geliyor. Bu noktadan sonra meydana gelen çatışma; ya eşlerin birbirini ezme ve yıpratma sürecine giriliyor yahut sonuç olarak mahkeme salonlarında boşanmakla noktalanıyor.

Kadına şiddet konusuna ilişkin araştırmalara bakınca, temel alınan referansların ya batılı kaynaklar ya da tamamen seküler perspektiften ele alınmış konular olduğu, sorunu çözümsüzlüğe götüren önemli sebep olduğu görülür. Dolayısıyla bakış açıları sorunlu olduğu gibi varılan sonuçlar da tabii olarak sorunlu olmaktadır.

 

Yani oryantalist politikalarla kadın sorununu çözmek sonuç getirir mi? Diye sorma hakkımız doğuyor.

Esasında vakıanın arka planı çok da masum görünmüyor. “Batı”lı kesimlerin Anadolu İslam toplumunu, kültürel olarak çözmede yeni bir arayışa sevk etmiştir. Bulunan yeni çözümün adı; Anadolu’da ki Müslüman Kadını; “kadına şiddet, özgürlük, hak, modernleşme “ gibi vicdani görünen söylemlerle, sözde özgürleşen kadın tipolojisini kurarak, İslam aile yapısının çökertilmesinin hedeflendiği ifade edilebilir. Çünkü çözülmenin en önemli ilişki setlerinden birisi, kadın-medeniyet ilişkisidir. Bu noktada medeniyeti yeni nesile annelik duygusuyla aktaran kadının kaybı, bir yandan medeniyetin öte yandan da toplumdaki aile kurumunun görevsizlik taşımasına yol açabilmektedir. Buna göre kadın öncelikle annedir ve ailenin ayakta tutucu çimentosu, aynı zamanda da ait olduğu medeniyetinde inşa gücünü taşımakta olduğu söylenebilir.

Batılı yaşama tarzına bağlı olarak aile-kadın- medeniyet etkileşimi, İslam toplumu açısından giderek zafiyet içine düşürülmüştür. Böylece, günümüzde yaygın olarak takdim edilen medyanın kadın hakkını koruma eğilimi, kadına şiddet uygulanıyor başlığı ile kadın hakları sorunu, artık toplumda var olan sadece kadın meselesi değil, aynı zamanda medeniyetler temelli bir tartışma konusunu oluşturmuş olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü modernleşme; cinsiyet farklılığı ve insan hakları üzerinden kadına şiddet konusuna yaklaşarak, göz boyamacı bir iyimserlikle birçok toplumlarda kadının şahsiyetini kaybetmesine ve teşhir aracı haline getirilmesine neden olmuştur. İş hayatına atılan kadınlara ise güçlerinin üzerinde iş yaptırılmaktadır. Bu haliyle dünyada kadın, hem üreten hem de ezilen bir duruma getirilmiştir.

Aile kuran tarafların bir kısmının, dinin, örf ve adetlerin geleneklerin çirkin saydığı işleri pervasızca yapmakta, aynı amacı taşıyan kimselerce de itibar görmektedir. Hâlbuki bu ahlaki değerlere, gelenek ve göreneklere bağlı olanlara haksızlıktır.

Şiddet konusunun öznesi sadece kadın değildi. En doğru adlandırmayla ‘cinsiyet odaklı şiddet’ demek gerekir. Tartışmayı sadece kadın üzerinden götürmek; İslam aile yapısını giderek zafiyet içine düşürmüştür.

Çünkü modernleşme; cinsiyet farklılığı ve insan hakları üzerinden kadına şiddet konusuna yaklaşarak, birçok toplumlarda kadının şahsiyetini kaybetmesine ve teşhir aracı haline getirilmesine neden olmuştur.

Bu durum; İslam aile yapısına çevrilmiş bir namludur.

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Tedaviyi yarım bırakmak kabul edilemez!

Öncelikle sağlık hizmeti paraya tahvil edilebilecek bir hizmet değildir. Doktorluk mesleği de aynı. Bu nedenle ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir