Tedhiş / direniş anaforunda Ortadoğu

Ortadoğu coğrafyasına bakılınca her nedense ilk göze çarpan husus, şiddeti esas alan / şiddeti bir yöntem olarak benimseyen kişiler / gruplar / kümeler göze çarpıyor. İlginçtir bu hareketlerin hepsi olmasa da büyük bir kısmı kendilerini ya bir dine ya da bir mezhebe yaslayarak / dayandırarak meşruiyet kazanma çabasında.

Ortadoğu coğrafyasında din / dine ilişkin muhtelif yorumlar, mezhepler, tarikatlar, cemaatler yeni bir olgu değil elbette. Bütün bunların derin tarihsel kökenleri var. Ancak ne oldu ki bu köklü tarihsel arka plana sahip hareketler birden bire şiddetin merkezi haline geldiler. Doğrusu üzerinde durmaya değer.

Şiddeti esas alan bu hareketlerin ideolojik / sosyolojik kökenlerini, ortaya çıktığı politik / ekonomik zeminleri görmeden bu hareketler doğru anlaşılamaz. Bana öyle geliyor ki, bu eğilimleri / bu çatışmaları ortaya çıkaran politik / sosyolojik / ekonomik / ideolojik dinamiklerin aklı başında tahlillere ihtiyacı var.

Öyle anlaşılıyor ki Ortadoğu coğrafyası üzerinde hesabı olan devletlerin ve o devletlerin yönetici elitinin bu toprakların tarihini / sosyolojisini, daha da önemlisi insanlarını anlamak gibi bir derdi / bir tasası yok. Bu toprakların adeta şiddet üretim merkezi haline dönüşmesinin sosyopolitik / sosyoekonomik / sebepleri kadar, sosyopsikolojik sebepleri de yok mudur acaba diye düşündükleri de yok.

Ortadoğu coğrafyasındaki hareketlere yönelik olarak yapılan dinci terör, İslami fundamentalizm, cihadın çocukları gibi tanımlamaların sorunu anlamaya yönelik tanımlamalardan ziyade manipülatif amaçlar taşıyan esas itibariyle yanlış / yetersiz ve karşı ideolojik tanımlamalar olduğu söylenebilir.

Söz konusu hareketlerin içine düştüğü şiddet sarmalından bağımsız olarak, şiddete dayalı, şiddeti esas alan yöntemin doğruluğunu / yanlışlığını tartışmayı bir yana bırakarak söylemek gerekirse, bu hareketler öncelikle Ortadoğu coğrafyasında cari olan rejimlere, bununla birlikte emperyalizmin bölgedeki varlığına ve işgaline yönelik bir isyanı / bir başkaldırıyı barındırmıyor mu kendi içinde. Toprakları işgal edilen, yeraltı ve yerüstü kaynakları talan edilen / sömürülen insanların işgalcileri / sömürgecileri ve onların yerli işbirlikçilerini güllerle / karanfillerle karşılaması ve başlarına taç etmesi beklenemezdi herhalde.

Bu toprakları modernleştirme / demokratikleştirme hatta sözüm ona medenileştirme adına gelen işgalci güçler, kan ve gözyaşından başka bir şey vermeyince, bölge halklarının modernleşme karşıtı / demokrasi karşıtı olmasından daha normal ne olabilir. Bu durumda söz konusu hareketlerin modernleşmeye ve demokrasiye karşı direnç geliştirmeleri farklı ve karşıt bir kimlik inşa etme çabaları anlaşılır değil midir?

Ortadoğu halklarının son 200 yıldır maruz kaldığı işgal ve sömürü, dünyanın her neresinde meydana gelse idi, hangi ülke bu tür muamelelere maruz kalsa idi, sonuç farklı olmayacaktı. Denilebilir ki Ortadoğu halkları esas itibariyle sömürüye / işgale / baskıya / zulme karşı direnme haklarını kullanıyorlar. Bu reaksiyoner direniş hareketlerinin ortak kimlik olarak İslam’ı kullanmaları anlaşılır bir şeydir. Zira böylesi durumlarda din hem sembolik bir anlam ifade ediyor, hem de bir moral / motivasyon unsuru olarak ziyadesiyle iş görüyor.

Esasen bütün İslam tarihi boyunca olduğu gibi modern zamanlarda ortaya çıkan hareketlerin de fikri temelini, düşünsel omurgasını oluşturan husus, İslam toprakları şu ya da bu sebeple bir işgale maruz kaldığında ne yapılmalı sorusuna aranan cevabın içindedir.  İşte bu cevap sahih bir akideye ve ahlaki bir temele dayanarak direnmeyi öğütlüyor. Başka bir ifade ile İslam’ın sahih akidesini ve direniş ahlakını koruyarak sonuna kadar direnmeyi öneriyor.

Ortadoğu’da geniş kitlelere hitap eden yaygın İslamcı siyasal hareketler şiddeti esas alan hareketler olmasa da, Ortadoğu coğrafyasında kendi halkına yabancı hatta düşman olan, işgalcilerin ve sömürgecilerin acentesi gibi işlev gören baskıcı / totaliter rejimler ile cana ve mala bilerek ve isteyerek kast eden yabancı ve yabansı güçler var oldukça şiddeti esas alan hareketler de var olmaya devam edecektir. Şiddetin İslam’da yeri var mıdır yok mudur tartışması yapıladursun, bu vasat var oldukça benzer hareketler de hep var olagelecektir. Bu da böyle biline.

İlginizi Çekebilir

Bursa’daki bu okulda sınavlar öğretmensiz yapılıyor

Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Halitpaşa İmam Hatip Ortaokulu’ndaki öğrenciler, sınavlarına öğretmenlerin denetimi olmadan giriyor. Öğretmenlerin sınıfta ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir