MATRİX

Kült film serisi Matrix’in dördüncüsüne de kavuştuk. Çekildiğini öğrendikten sonra iştahla beklediğimiz bir filmdi. ABD’de film sektörü çok ama çok ileride. Sadece çekim teknikleri, senaryo ve oyunculukta ileri değiller. Filmlerde 2-3 ayrı perspektiften mesajlar veriyor, konular işliyorlar. Doğrudan ve subliminal anlatımda da çok ileriler.

    İlk üç filme birinci perspektiften baktığımızda yapay zekalı makinaların yönettiği bir dünyada pil olarak kullanılan insanların bir bilgisayar yazılımı üzerinden sanal alemde yaşatılmaları ele alınıyordu. Sanal alemdeki aktiviteleri pil görevi gören insanların elektrik üretimindeki verimini arttırıyordu. Daha önce uyanmış olan az miktarda insan, bir bilgisayar yazılımcısı olan ve internette Neo ismiyle dolaşan Thomas Anderson’u  aradıkları mesih olarak bulmuş ve uyandırmışlar, böylelikle makinalara kafa tutma başlamıştı.

    İkinci perspektiften bakıldığında ise Neo (One’ın anagramı) aslında İsa Mesih’tir. Uyanan Neo filmde Trinity’ye aşık oluyordu, Trinity de ona. Thomas “ikiz” anlamına gelir ve sanal alem ile gerçek alemin ikisinde de yaşamasını temsil eder. Anderson da “insanoğlu” demektir. İnsanları uyandıracak ve onları sömüren kurulu şer düzenini çökertecek ve tüm insanoğlunu uyandıracak olan Hz.İsa… Neo temsilli Hz.İsa, Trinity’ye temsilli “Hıristiyanlığa” aşık, onunla (yani Tanrı’nın diniyle) yürüyor. Ona gönlünü kaptırmış. Trinity kutsal üçleme demektir; baba, oğul ve kutsal ruh. Yani Hristiyanlık dinidir.  

    Morpheus karakterinin ismi antik Roma şairi Ovid’in metamorfozlarındaki rüyaların tanrısıdır. Morpheus, Neo ve Trinity bir arada ele alındığında ise üçü birlikte tek tanrıdır. Morpheus babadır, Neo oğul olan Hz.İsa ve Trinity de (burada Neo’yu ölümden kurtaran ve ona can veren) kutsal ruh. 

    İlk üç bölümde İsa/Neo, Hristiyanlık/Trinity ile birlikte giderek mücadele etti. Neo, Hristiyanlık inancına göre İsa Mesih’in gideceği kent olan Kudüs’e –yani Zion’a- gitti ve orayı istiladan kurtardı. Dördüncü bölümde ise Hristiyanlık yükselerek Neo’nun elinden tuttu ve yükseklere uçurdu. Ona itibarını verdi. (Demek ki: Hristiyanlığa aşık olmak, ona tutkun olanı yüceltir ve yükseltir.) Peki nerede oldu bu yükselen Hristiyanlık ve Hz.İsa? Resetlenmiş yeni dünyada. Yani bir “Great Reset” yapılacak, Hristiyanlık ve Hz.İsa tüm dünyanın hakimi olacak. Resetlemeyi de tabii ki ABD yapacak. Hristiyanlığa hizmet eden, Hz.İsa’yı rehber edinen ABD! Artık ileride neler yaşayacağımızı buradan anlayın. 

    Enteresan bir taraf da, bu filmlerin yönetmenlerinin cinsiyet değiştirme ameliyatı geçirmiş iki trans kardeş olmaları. “Brothers” idiler, “sisters” oldular. Bu koyu dini mesajlar içeren seri, bu iki kardeş tarafından çekildi.   

    Serinin beşincisi, altıncısı çekilir mi bilmem ama ABD’nin Matrix’teki idealini gerçek hayattaki dünya siyasetinde uyguladığı inkar edilemez. ABD’de hızla yükselen bir Evanjelizm taassubu var ve Evanjelist cemaatler “artık bu iş bitsin” istiyorlar. Hz.İsa’nın gelmesini kolaylaştıracaklar akılları sıra. Bu iş bitsin ve Hz.İsa gelsin.

    Aslında bu taassup Evanjelistlerden destek alan onlar tarafından gölge gibi takip edilen ABD siyasetçilerini de zora sokuyor. Çünkü cemaatçilerin idealizmi ile siyasetçilerin rasyonalizmi çatışmaya başladı. Bu idealizm ABD’yi çökertebilir. Siyasilerin korkusu bu. Devlet yönetmek onların işi çünkü. Uçuk idealist hamlelerin dünya siyasetinde nasıl karşılık görebileceğini ve işlerin nereye gidebileceğini onlar tahmin edebiliyor. Tabii bunların dümen suyuna giden siyasetçiler de var.

    Amerikan devleti gerek kaba kuvvet kullanmaktan çekinmeyen askeri stratejileriyle, gerek ekonomi politikalarıyla, gerekse tüm dünyada kendisine hizmet eden ekonomistleri, siyasetçileri ve akademisyenleriyle, Evanjelist idealler içeren siyasetlerini uygulamaya hız verecek gibi. 

    Ve maalesef Evanjelistler Türkler’i hiç sevmezler. Sevmeleri mümkün değil, çünkü Evanjelizmin “baş imamı” Martin Luther’in kitabında “Türkler şeytanın çocuklarıdır” yazar. Katolikler de Roma İmparatorluğu takıntısı yüzünden Türkleri sevmez. Roma İmparatorluğunu fillen sona erdirmiş bir milletiz. İlerleyen dönemde ABD’nin Türkiye ile diyaloğu bizi iyice ayıltan noktalara gelecek. Ama tabii ki bizde yine birileri ABD siyasetinin mücahitliğini yapmaya devam edecek. Matrix filmi gibi. Birinci perspektiften baktığımızda ABD’nin kendi menfaatlerini uyguluyor gibi göreceğiz, ikinci perspektiften bakıldığında Türkiye ve Türkler ile ilgili gerçek niyetlerini.

    Bir süre sonra dini niyetlerinin daha da belirginleştiği bir ABD ile muhatap olabiliriz. Siyasetlerinin referansı din olmaya başladığında iyice rijit hale geleceklerdir. 

    Aslında diğer ülkeler de bunun farkındalar. İngiltere, Rusya, Çin ve Türkiye arasında iyice sıkılaşmaya başlayan işbirliği belki de buna karşı bir tedbir ana fikrinde gidiyor olabilir.

Cumhurbaşkanımız da bunun farkındalığını, konuşmalarında son zamanlarda artık iyice doğrudan kullandığı dini içeriklerle bize hissettiriyor. Yani aslında demek istiyor ki: “Dini referanslı siyasetlerle ve niyetlerle üzerimize gelirseniz bizim de bir dinimiz var, hatırlatırım!”    

        

YORUM EKLE

banner19