Avrupa, tarih boyunca değişen küresel dengelerin merkezi konumunda bulunmuş, farklı devletlerle kurduğu ilişkilerle dünya siyasetine yön vermiş bir kıtadır. Ancak bu ilişkiler arasında en dikkat çekici olanlardan biri kuşkusuz ABD ile geliştirdiği bağlantılardır. Özellikle 20. yüzyıldan itibaren Avrupa ve ABD arasındaki ilişki, iş birliği ve çekişmelerin iç içe geçtiği karmaşık bir yapıya bürünmüştür. Günümüzde bu ilişki, teknolojik ilerlemeler, güvenlik meseleleri ve ticari rekabet gibi birçok dinamikle yeniden şekillenmektedir.
Haber Giriş Tarihi: 22.02.2026 16:32
Haber Güncellenme Tarihi: 22.02.2026 16:33
Kaynak:
Ayşe YILDIRIM
Tarihsel olarak bakıldığında, transatlantik bağların temeli İkinci Dünya Savaşı’nın ardından atılmıştır. Marshall Planı üzerinden ekonomik olarak Avrupa’nın ayağa kalkmasına ciddi katkılar yapan ABD, aynı zamanda NATO’nun kurulmasında rol oynayarak kıtanın güvenlik mimarisindeki başlıca aktörlerden biri haline gelmiştir. Soğuk Savaş dönemi boyunca ABD ve Avrupa ülkeleri, Sovyetler Birliği’ne karşı sıkı bir iş birliği yaparken, savaş sonrası yapılandırılan bu ittifakta zaman zaman çıkar çatışmaları ve fikir ayrılıkları yaşanmıştır.
Bugüne gelindiğinde ise Avrupa-ABD ilişkileri daha karmaşık bir evreye girmiş durumdadır. Avrupa'nın stratejik özerklik arayışları son yıllarda giderek görünür hale gelirken, özellikle Almanya ve Fransa gibi lider ülkeler, hem Avrupalı kimliğini güçlendirmek hem de ABD’ye bağımlılığı azaltmak adına çeşitli adımlar atmaktadır. Bu durum, özellikle son yıllarda yaşanan siyasi anlaşmazlıklarla daha da belirginleşmiştir. Örneğin, Donald Trump döneminde ABD'nin Avrupa’ya yönelik korumacı politikaları ve NATO'nun bütçesi üzerine yaşanan gerilim, bu ittifakın geleceğine dair soru işaretlerini artırmıştır.
Teknolojik alan ise hâlihazırda iki taraf arasında hem iş birliği hem rekabetin odak noktasıdır. Çin’in küresel teknoloji devleri üzerindeki etkisini artırması, Avrupa ve ABD'yi aynı safta buluştursa da, özellikle dijital vergilendirme ve veri gizliliği konuları transatlantik sürtüşmelere neden olmaktadır. Avrupa Birliği’nin ABD merkezli teknoloji devlerine uygulamaya başladığı ciddi yaptırımlar ve veri koruma kuralları sık sık iki tarafı karşı karşıya getirmektedir.
Ukrayna savaşı, bu karmaşık ilişkinin başka bir boyutunu daha ortaya koymuştur. ABD ile birlikte Rusya'ya karşı ekonomik yaptırımlarda güçlü bir duruş gösteren Avrupa ülkeleri, enerji bağımlılığı konusunda zor bir süreçten geçmektedir. Avrupa’da artan enerji maliyetleri ve ekonomik kaygılar, kıtanın ABD ile olan stratejik ortaklığını sorgulayan yeni tartışmaları da beraberinde getirmiştir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Avrupa’nın gelmiş geçmiş en iyi düşmanı ABD
Avrupa, tarih boyunca değişen küresel dengelerin merkezi konumunda bulunmuş, farklı devletlerle kurduğu ilişkilerle dünya siyasetine yön vermiş bir kıtadır. Ancak bu ilişkiler arasında en dikkat çekici olanlardan biri kuşkusuz ABD ile geliştirdiği bağlantılardır. Özellikle 20. yüzyıldan itibaren Avrupa ve ABD arasındaki ilişki, iş birliği ve çekişmelerin iç içe geçtiği karmaşık bir yapıya bürünmüştür. Günümüzde bu ilişki, teknolojik ilerlemeler, güvenlik meseleleri ve ticari rekabet gibi birçok dinamikle yeniden şekillenmektedir.
Tarihsel olarak bakıldığında, transatlantik bağların temeli İkinci Dünya Savaşı’nın ardından atılmıştır. Marshall Planı üzerinden ekonomik olarak Avrupa’nın ayağa kalkmasına ciddi katkılar yapan ABD, aynı zamanda NATO’nun kurulmasında rol oynayarak kıtanın güvenlik mimarisindeki başlıca aktörlerden biri haline gelmiştir. Soğuk Savaş dönemi boyunca ABD ve Avrupa ülkeleri, Sovyetler Birliği’ne karşı sıkı bir iş birliği yaparken, savaş sonrası yapılandırılan bu ittifakta zaman zaman çıkar çatışmaları ve fikir ayrılıkları yaşanmıştır.
Bugüne gelindiğinde ise Avrupa-ABD ilişkileri daha karmaşık bir evreye girmiş durumdadır. Avrupa'nın stratejik özerklik arayışları son yıllarda giderek görünür hale gelirken, özellikle Almanya ve Fransa gibi lider ülkeler, hem Avrupalı kimliğini güçlendirmek hem de ABD’ye bağımlılığı azaltmak adına çeşitli adımlar atmaktadır. Bu durum, özellikle son yıllarda yaşanan siyasi anlaşmazlıklarla daha da belirginleşmiştir. Örneğin, Donald Trump döneminde ABD'nin Avrupa’ya yönelik korumacı politikaları ve NATO'nun bütçesi üzerine yaşanan gerilim, bu ittifakın geleceğine dair soru işaretlerini artırmıştır.
Teknolojik alan ise hâlihazırda iki taraf arasında hem iş birliği hem rekabetin odak noktasıdır. Çin’in küresel teknoloji devleri üzerindeki etkisini artırması, Avrupa ve ABD'yi aynı safta buluştursa da, özellikle dijital vergilendirme ve veri gizliliği konuları transatlantik sürtüşmelere neden olmaktadır. Avrupa Birliği’nin ABD merkezli teknoloji devlerine uygulamaya başladığı ciddi yaptırımlar ve veri koruma kuralları sık sık iki tarafı karşı karşıya getirmektedir.
Ukrayna savaşı, bu karmaşık ilişkinin başka bir boyutunu daha ortaya koymuştur. ABD ile birlikte Rusya'ya karşı ekonomik yaptırımlarda güçlü bir duruş gösteren Avrupa ülkeleri, enerji bağımlılığı konusunda zor bir süreçten geçmektedir. Avrupa’da artan enerji maliyetleri ve ekonomik kaygılar, kıtanın ABD ile olan stratejik ortaklığını sorgulayan yeni tartışmaları da beraberinde getirmiştir.
(Ayşe Yıldırım)
Kaynak: Ayşe YILDIRIM
En Çok Okunan Haberler