SON DAKİKA
Hava Durumu

Klasik büyüme teorisinde dünya alarm veriyor

Klasik büyüme teorisi, 20. yüzyılda ekonominin nasıl işlediğine dair hakim bir paradigmadır. Bu teoriye göre, ekonomiler artan nüfus ve sermaye birikimi yoluyla sürekli olarak büyür ve bu büyüme sonsuza kadar devam edebilir.

Haber Giriş Tarihi: 01.06.2024 14:32
Haber Güncellenme Tarihi: 01.06.2024 14:32
Kaynak: Fatma Hatun ALTIKARDEŞ
Klasik büyüme teorisinde dünya alarm veriyor

Ancak son yıllarda, klasik büyüme teorisinin bazı temel varsayımlarının sorgulanmaya başlamasıyla birlikte, bu teoriye yönelik eleştiriler de artmaktadır. Özellikle, iklim değişikliği, çevresel kirlilik ve kaynakların sınırlılığı gibi küresel sorunlar, klasik büyüme teorisinin temel varsayımlarının geçerliliğini sorgulamaktadır.

Klasik büyüme teorisine yönelik eleştirilerin bazı önemli noktaları şunlardır:

Sınırlı Kaynaklar: Klasik büyüme teorisi, kaynakların sınırsız olduğunu ve sürekli olarak artabileceğini varsayar. Ancak, küresel ısınma ve doğal kaynakların tükenmesi gibi sorunlar, bu varsayımın geçerliliğini sorgulamaktadır.

Çevresel Kirlilik: Klasik büyüme teorisi, ekonominin çevreye hiçbir zarar vermeden büyüyebileceğini varsayar. Ancak, hava kirliliği, su kirliliği ve toprak kirliliği gibi çevresel problemler, bu varsayımın geçerliliğini sorgulamaktadır.

Sosyal Eşitsizlik: Klasik büyüme teorisi, ekonomik büyümenin tüm topluma eşit şekilde dağılacağını varsayar. Ancak, artan gelir eşitsizliği ve yoksulluk gibi problemler, bu varsayımın geçerliliğini sorgulamaktadır.

Dünya Alarm Veriyor:

İklim değişikliği, çevresel kirlilik ve kaynakların sınırlılığı gibi küresel sorunlar, dünyanın alarm vermesine neden olmaktadır. Bu problemler, klasik büyüme teorisinin temel varsayımlarını sorgulamaktadır ve yeni bir kalkınma modeli ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır.

Yeni kalkınma modeli, sürdürülebilirlik ve sosyal adalet kavramlarına odaklanmalıdır. Bu model, ekonomik büyümeyi çevreye zarar vermeden ve kaynakları israf etmeden gerçekleştirmeyi amaçlamalıdır. Ayrıca, sosyal eşitsizliği azaltmaya ve insan refahını artırmaya odaklanmalıdır.

Araştırma Bulguları:

*Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP)'nin 2023 yılında yayınladığı bir rapora göre, küresel sıcaklıklar 2100 yılına kadar 1,5 derece Celsius'a kadar yükselebilir. Bu durum, aşırı hava olayları, deniz seviyesinin yükselmesi ve kitlesel göçler gibi birçok soruna yol açabilir.

*Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD)'nin 2022 yılında yayınladığı bir rapora göre, dünya nüfusunun 2050 yılına kadar 10 milyara ulaşması bekleniyor. Bu durum, gıda, su ve enerji gibi kaynaklara olan talebi önemli ölçüde artıracaktır.

*Dünya Bankası'nın 2021 yılında yayınladığı bir rapora göre, dünya nüfusunun 'u aşırı yoksulluk içinde yaşıyor. Bu durum, sosyal huzursuzluk ve sosyal istikrarsızlık riskini artırmaktadır.

(Fatma Hatun Altıkardeş)

Kaynak: Fatma Hatun ALTIKARDEŞ

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.