Türkiye’deki yapı stokunun yaklaşık yüzde 40’ı büyük risk altında
Türkiye’deki yapı stokunun yaklaşık yüzde 40’ı büyük risk altında
Türkiye, deprem kuşağında yer alması nedeniyle sıkça doğal afetlerle yüzleşiyor ve bu durum, ülkedeki yapı stoğunun güvenliğini öncelikli bir konu haline getiriyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar, Türkiye’deki mevcut binaların yüzde 40’ının ciddi risk taşıdığını ortaya koyuyor. Bu oran, özellikle büyük şehirlerde ve kıyı bölgelerinde yoğunlaşırken, yapı güvenliği konusundaki yetersizlikler büyük endişe yaratıyor.
Haber Giriş Tarihi: 02.03.2026 15:15
Haber Güncellenme Tarihi: 02.03.2026 15:15
Kaynak:
Özkan GÜNGÖRMEZ
Uzmanlara göre, risk altındaki binaların büyük bir bölümünün depreme dayanıklı olmayan mühendislik metotlarıyla inşa edildiği belirtiliyor. 1999 yılında yaşanan Marmara Depremi, yapı güvenliğinin önemini gözler önüne sermiş ve bu felaketten sonra belirli önlemler alınmaya başlanmış olsa da, hala yeterli seviyeye ulaşılabilmiş değil. Bugün bile birçok bina, eski mevzuatlara uygun olarak yapılmış ya da hiç denetim görmemiş durumda.
Yapılan saha araştırmaları ise durumun ciddiyetini daha da net bir şekilde ortaya koyuyor. Üniversiteler, bağımsız kuruluşlar ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalarda, deprem riski yüksek olan bölgelerdeki yapı stoğunun önemli bir kısmının yeniden güçlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Örneğin, İstanbul’un bazı ilçelerinde yer alan çok katlı ve eski yapılar, deprem senaryolarında büyük tehlike yaratabilecek potansiyele sahip. Aynı şekilde İzmir ve Hatay gibi deprem geçmişi olan diğer kentlerde de benzer riskler dikkat çekiyor.
Uzmanlar, ilk aşamada risk analizi yapılması gerektiğini savunuyor. Yüksek risk taşıyan bölgelerin belirlenmesi ve bu bölgelerdeki yapıların güçlendirilmesi, acil eylem planlarının en öncelikli adımları olarak görülüyor. Ayrıca kentsel dönüşüm projelerinin hızlandırılması ve ekonomik destek programlarının devreye alınması gerektiği vurgulanıyor. Finansman boyutunda ise devlet destekleriyle birlikte özel sektörün rol oynayabileceği çözümler gündeme geliyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Türkiye’deki yapı stokunun yaklaşık yüzde 40’ı büyük risk altında
Türkiye, deprem kuşağında yer alması nedeniyle sıkça doğal afetlerle yüzleşiyor ve bu durum, ülkedeki yapı stoğunun güvenliğini öncelikli bir konu haline getiriyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar, Türkiye’deki mevcut binaların yüzde 40’ının ciddi risk taşıdığını ortaya koyuyor. Bu oran, özellikle büyük şehirlerde ve kıyı bölgelerinde yoğunlaşırken, yapı güvenliği konusundaki yetersizlikler büyük endişe yaratıyor.
Uzmanlara göre, risk altındaki binaların büyük bir bölümünün depreme dayanıklı olmayan mühendislik metotlarıyla inşa edildiği belirtiliyor. 1999 yılında yaşanan Marmara Depremi, yapı güvenliğinin önemini gözler önüne sermiş ve bu felaketten sonra belirli önlemler alınmaya başlanmış olsa da, hala yeterli seviyeye ulaşılabilmiş değil. Bugün bile birçok bina, eski mevzuatlara uygun olarak yapılmış ya da hiç denetim görmemiş durumda.
Yapılan saha araştırmaları ise durumun ciddiyetini daha da net bir şekilde ortaya koyuyor. Üniversiteler, bağımsız kuruluşlar ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalarda, deprem riski yüksek olan bölgelerdeki yapı stoğunun önemli bir kısmının yeniden güçlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Örneğin, İstanbul’un bazı ilçelerinde yer alan çok katlı ve eski yapılar, deprem senaryolarında büyük tehlike yaratabilecek potansiyele sahip. Aynı şekilde İzmir ve Hatay gibi deprem geçmişi olan diğer kentlerde de benzer riskler dikkat çekiyor.
Uzmanlar, ilk aşamada risk analizi yapılması gerektiğini savunuyor. Yüksek risk taşıyan bölgelerin belirlenmesi ve bu bölgelerdeki yapıların güçlendirilmesi, acil eylem planlarının en öncelikli adımları olarak görülüyor. Ayrıca kentsel dönüşüm projelerinin hızlandırılması ve ekonomik destek programlarının devreye alınması gerektiği vurgulanıyor. Finansman boyutunda ise devlet destekleriyle birlikte özel sektörün rol oynayabileceği çözümler gündeme geliyor.
(Özkan Güngörmez)
Kaynak: Özkan GÜNGÖRMEZ
En Çok Okunan Haberler