Yapay zeka alanındaki yarış, son yıllarda teknolojik ilerlemelerin hız kazanmasıyla beraber giderek daha çekişmeli bir hale geldi. Farklı ülkeler, şirketler ve akademik kuruluşlar bu alanda üstünlük sağlamak amacıyla birbirleriyle kıyasıya bir rekabet içerisine girdi. Günümüzde yapay zeka yalnızca teknoloji dünyasının değil, aynı zamanda ekonomik ve politik güç dengelerinin de yeniden şekillenmesinde önemli bir rol oynuyor. Peki, bu yarışta dengeler nasıl değişiyor ve gelecekte bizi neler bekliyor?
Haber Giriş Tarihi: 21.02.2026 16:06
Haber Güncellenme Tarihi: 21.02.2026 16:07
Kaynak:
Ayşe YILDIRIM
Öncelikle, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin’in bu alanda iki büyük küresel oyuncu olarak öne çıktığını söylemek mümkün. ABD’nin önde gelen teknoloji devleri, inovasyon ve kaynak kapasitesi açısından güçlü bir avantaja sahipken, Çin ise devlet destekli politikalar ve büyük veri havuzları ile önemli bir ivme kazandı. Örneğin, Gartner tarafından yapılan son araştırmaya göre, Çin’deki yapay zeka girişimlerinin sermaye yatırımları son beş yılda %120 artış gösterdi. Bu durum Çin’in sektöre olan uzun vadeli bağlılığını ve alt yapısını güçlendirdiğini ortaya koyuyor.
Avrupa ülkeleri ise daha etik ve düzenlemelere uygun bir yaklaşım geliştirerek kendilerini bu yarışta farklı bir noktaya konumlandırmaya çalışıyor. Avrupa Birliği destekli projeler, teknolojinin etkilerini daha sürdürülebilir bir çerçevede değerlendirirken rekabetçiliği de artırma çabasında. Örneğin, Brüksel merkezli bir araştırma merkezi tarafından paylaşılan verilere göre; Avrupa’daki yapay zeka çalışmalarının %60'ı çevre dostu teknolojiler üzerine yoğunlaşıyor.
Özel sektördeyse büyük oyuncuların yanı sıra birçok start-up da dikkat çekiyor. OpenAI gibi kurumlar sadece sektörde liderlik etmekle kalmıyor, aynı zamanda yapay zeka teknolojilerinin demokratikleşmesine yönelik adımlarla da öne çıkıyor. Türkiye özelinde ise son yıllarda teknoparklar ve devlet teşvikleriyle yapay zeka yatırımları artmış durumda. Özellikle sağlık teknolojileri ve otomasyon alanında yerli girişimlerin dikkat çekmeye başladığı görülüyor.
Öte yandan, yapay zekanın gelişimiyle ilgili endişeler de artıyor. İnsan iş gücünün yerini alma potansiyeli, etik sorunlar ve veri güvenliği ihlalleri birçok uzman tarafından tartışılmaya devam ediliyor. Stanford Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir çalışmaya göre, yapay zekanın geniş çaplı kullanımı, bazı mesleklerin tamamen kaybolmasına neden olabilirken, yeni meslek gruplarının doğuşuna da olanak sağlayabilir.
Gelecekte yapay zeka yarışında hangi ülkenin veya hangi kuruluşun öne çıkacağı belirsizliğini korurken açık olan bir şey var ki bu yarıştan etkilenmeyen sektör ya da alan kalmayacak. Örgütlerin yenilikçi teknolojilere hızla adapte olmaları ve proaktif davranmaları hayati önem taşıyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yapay zeka yarışında dengeler değişiyor
Yapay zeka alanındaki yarış, son yıllarda teknolojik ilerlemelerin hız kazanmasıyla beraber giderek daha çekişmeli bir hale geldi. Farklı ülkeler, şirketler ve akademik kuruluşlar bu alanda üstünlük sağlamak amacıyla birbirleriyle kıyasıya bir rekabet içerisine girdi. Günümüzde yapay zeka yalnızca teknoloji dünyasının değil, aynı zamanda ekonomik ve politik güç dengelerinin de yeniden şekillenmesinde önemli bir rol oynuyor. Peki, bu yarışta dengeler nasıl değişiyor ve gelecekte bizi neler bekliyor?
Öncelikle, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin’in bu alanda iki büyük küresel oyuncu olarak öne çıktığını söylemek mümkün. ABD’nin önde gelen teknoloji devleri, inovasyon ve kaynak kapasitesi açısından güçlü bir avantaja sahipken, Çin ise devlet destekli politikalar ve büyük veri havuzları ile önemli bir ivme kazandı. Örneğin, Gartner tarafından yapılan son araştırmaya göre, Çin’deki yapay zeka girişimlerinin sermaye yatırımları son beş yılda %120 artış gösterdi. Bu durum Çin’in sektöre olan uzun vadeli bağlılığını ve alt yapısını güçlendirdiğini ortaya koyuyor.
Avrupa ülkeleri ise daha etik ve düzenlemelere uygun bir yaklaşım geliştirerek kendilerini bu yarışta farklı bir noktaya konumlandırmaya çalışıyor. Avrupa Birliği destekli projeler, teknolojinin etkilerini daha sürdürülebilir bir çerçevede değerlendirirken rekabetçiliği de artırma çabasında. Örneğin, Brüksel merkezli bir araştırma merkezi tarafından paylaşılan verilere göre; Avrupa’daki yapay zeka çalışmalarının %60'ı çevre dostu teknolojiler üzerine yoğunlaşıyor.
Özel sektördeyse büyük oyuncuların yanı sıra birçok start-up da dikkat çekiyor. OpenAI gibi kurumlar sadece sektörde liderlik etmekle kalmıyor, aynı zamanda yapay zeka teknolojilerinin demokratikleşmesine yönelik adımlarla da öne çıkıyor. Türkiye özelinde ise son yıllarda teknoparklar ve devlet teşvikleriyle yapay zeka yatırımları artmış durumda. Özellikle sağlık teknolojileri ve otomasyon alanında yerli girişimlerin dikkat çekmeye başladığı görülüyor.
Öte yandan, yapay zekanın gelişimiyle ilgili endişeler de artıyor. İnsan iş gücünün yerini alma potansiyeli, etik sorunlar ve veri güvenliği ihlalleri birçok uzman tarafından tartışılmaya devam ediliyor. Stanford Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir çalışmaya göre, yapay zekanın geniş çaplı kullanımı, bazı mesleklerin tamamen kaybolmasına neden olabilirken, yeni meslek gruplarının doğuşuna da olanak sağlayabilir.
Gelecekte yapay zeka yarışında hangi ülkenin veya hangi kuruluşun öne çıkacağı belirsizliğini korurken açık olan bir şey var ki bu yarıştan etkilenmeyen sektör ya da alan kalmayacak. Örgütlerin yenilikçi teknolojilere hızla adapte olmaları ve proaktif davranmaları hayati önem taşıyor.
(Ayşe Yıldırım)
Kaynak: Ayşe YILDIRIM
En Çok Okunan Haberler